|
Vatikan, Fener ve ABD İslam'ı destekler mi?
İngiltere, lslam ve Türklük üzerinde, yüzyılın başında geliştirdiği
planları bir
yere kadar uygulayabildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu ile gelişen
Türk-Soıyet ilişkileri Atatürk'ün ölümüne kadar İngiliz planlarını
durdurdu.
2. Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere'nin yerini ABD aldı. İngilizler,
çok
önceleri hem Turan hem de İslam coğrafyası üzerinde bilimsel araştırmalar
yaptırmıştı. Bu araştırmaların bir bölümü daha yeni yeni gün yüzüne
çıkıyor
Ingilizler, Sovyet egemenliği boyunca, Turan ülkeleri üzerinde
çalışamadı. Fakat
İslam ülkeleri' üzerindeki İngdiz etkinliği artarak devam etti.
İngilizler'in
1. Dünya Savaşı öncesi hedefi Balkanlar, Kafkasya, önasya (Türkiye
) ve
Ortadoğu da oluşturulacak 4 federasıonun kendi güdümlerindeki bir
halifeye
bağlı olarak 4'lü konfederasyon içinde birleştirilmesi idi... İngilizler,
üzerinde
güneş batmayan imparatorluklarını kurtarmış ve böylece cihan hakimiyetlerini
sürdürmüş olacaklardı. Başaramadılar.
Sovyetler dağıldıktan sonra ABD, İngilizler'in eski planlarını
raftan indirdi. Yalnız
planlar günün şartlarına göre revize edilmişti. Zaten, komünizmle
mücadele için
bir yeşil kuşak oluşturmuşlardı. Afganistan savaşı sırasında da
Taliban tipi
örgütlenmelerle epey mesafe aldılar. Taliban'ın 200 komutanının
Pentagon'da
eğitildiği biliniyor. ABD vatandaşı olan, Ingiltere doğumlu, Yahudi
asıllı ve
Ermeni soykırımı tasarıları sırasında Türkiye'ye desteği ile tanınan
tarihçi Bernard
Lewis ise Özal'ın gerçekleştirmek için epey uğraştığı federasyon
modelini ele aldı
ve bir Ortadoğu kimliği oluşturmak için çalışmalarına başladı. Yapı
Kredi
Bankası'nın daveti ile İstanbul'da bir konferans verdi. Konferans
sırasında, yeni
Ortadoğu federasyonunun haritasını da gösterdi... Ardından, ABD'nin
devlet
töreni ile karşıladığı Fener Rum Patriği Barthalameos, İngiltere
kraliçesinin eşi,
Rahmi Koç, Yunanistan, Osmanlı'yı İngiltere namına arkadan hançerleyen
ailenin
bugünkü temsilcilerinden Urdün'ün eski veliaht prensi, önce Ege'de,
sonra da
Karadeniz'de "Vahiy ve çevre" ve "Karadeniz'i kurtaralım"
gibi geziler
düzenlediler. Venizelos gemisi Karadeniz'de dolaştırıldı. Odesa'da
Venizelos
gemisinde düzenlenen toplantıda, Bogazlar'ın uluslararası bir komisyon
tarafından yönetilmesi istendi.
Patrik hem cihan patriği olmak için çırpınıyor, hem de 3 bin Rum'un
yaşadığı,
İstarıbul'da bütün Ortodoks alemine ruhban yetiştirecek Heybeliada
Ruhban
Okulu'nu açmak istiyordu. İşte hoşgörü toplantıları da bu sırada
devreye girdi.
Patrik, Selanik'te Fethullah Gülen'e bağlı bir Türk lisesinin açılmasına
önayak
olacak, buna karşılık, Heybeliada Ruhban okulu tavizi verilecekti.
Başaramadılar.
Rahmi Koç da kamuoyu baskısı karşısında Yunanistan ile ilişkilerini
dondurmak
zorunda kaldı.
Derken, Moon tarikatının başlattığı dinlerarası diyalog girişimine
Türkiye'den de
Fethullah Gülen destek verdi ve Papa ile görütü. Türkiye Cumhuriyeti
Cumhurbaşkanı'nın dahi yetkisinde olmayan konularda, Papa'ya tekliflerde
bulunan Gülen "Harran da üç semavi dine din adamı yetiştirecek
bir ilahiyat
üniversitesi kuralım diyordu! Yani Gülen, İstanbul'da izin verilmeyen
ruhban
okulunun terörle mücadelenin sürdüğü Güneydoğu da açılmasını istivordu!
Bilindioi gibi, bu girişime, yanlız biz değil, Milli Gazete, Akit
gibi çizgisi malum
gazeteler dahi sert tepki göstermişti. Bu sırada hoşgörü şöyle işliyordu:
Patriğe
hoşgörü, Hahambaşına hoşgörü, Moon tarikatına hoşgörü, Vatikan'a
hoşgörü,
Ermeni Patriği'ne hoşgörü, bu hoşgörüye hoşgörüyle bakan ikinci
cumhuriyetçi,
federasyoncu yazarlara hoşgörü...
Fettullah Gülen okullarının dünya çapındaki dağılımı da, Türk-İslam
coğrafyası
ve ABD - İngiltere'nin ilgi alanı olan bölgeler üzerindeydi... Biz,
hem bu ilişkiler,
hem de okulların neden `Ajan okulları' gibi İngilizce öğretim yaptığı
üzerinde
birkaç soru soracak olduk, aleyhimizde hem çalıştığımız gazetelerin
sahipleri, hem
de bizim sözlerimizi ciddiye alan çevreler nezdinde kampanya başlatıldı,
bu
konularda yazmamız engellendi.
Şimdi, kimse Türk halkına hoşgörü, barış, okullarda İstiklal Marşı
okunuyor,
Atatürk büstü dikilmiş gibi mavallar anlatmasın. Bir Rus çocuğuna
Türk İstiklal
Marşı söyletmenin anlamı var mıdır? Bunun neresi Türklüğe hizmettir?
Türkiye'de bir okulda, çocuklarınız Rus milli marşı okusun ister
misiniz?
Çocuklarınızın okuluna Lenin büstü dikilmesini uygun görür müsünüz?
Böyle bir
uygulama olsa, hepimiz kıyameti koparmaz mıyız? O halde bunu Rus
çocuklarına
nasıl reva görürüz? Bu okulların Türklüğü temsil ettiği iddiaları
yalandır.
Mogolistan'da son bir aylık gazeteleri getirtip bakarsanız, Türkiye'nin
itibarının bu ülkede ve komşu ülkelerde kaç paralık edildiğini,
15 yaşında bir
kız öğrenciyle hamamda basılan Türk vatandaşının kim olduğunu
öğrenirsiniz... Türkiye'nin Mogolistan Büyükelçisi bu konuda bilgi
vermiyor...
Ama konuyu Türk Dünyası ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanı Sayın
Prof. Dr.
Abdülhaluk Çay'a sorabilirsiniz, o biliyor.
Tamam, Fethullah Gülen, Amerikan desteğinde ve dünya çapında faaliyet
gösterdiğine göre, bir büyük güç sahibidir ama, Mesut Yımaz'ın iddia
ettiği gibi,
Türk halkının öyle dini bir lidere ihtiyacı yoktur. Müslümanların
dini lideri Hz.
Muhammed'dir ve kendisine vekil tayin etmemiştir. İslam'da ruhbanlık,
papalık, ayetullahlık yoktur. Ama, Rahmi Koç da, bir ara Hulki Cevizoğlu'na
konuşurken ağzından kaçırmış, "Bizim de bir halifemiz olursa
iyi olur'
demişti... Demek ki, 4'lü konfederasyonun ABD-Vatikan-Fener destekli
ılımlı
halifesi yetiştirilmiştir... Böyle bir halifenin kime hizmet ettiği
ve edeceği de şu
anda bulunduğu yerden bellidir.
Ha, düğmeye kim basmıştır, hangi iç ve dış siyasi hesaplarla basmıştır,
o ayrı bir
konu... Bir rivayete göre düğmeye ABD basmıştır; çünkü, Fethullah
Gülen
yeterince deşifre olmuştur. Üstelik, Gülen, Türk-ABD ilişkilerini
zedelemektedir.
Türk-İslam coğrafyasındaki okullar da, yine ABD güdümünde fakat
Atatürkçülüğü ve laikliği kalkan yapmış, eğitim öğretim işlerine
hevesli birine
teslim edilecektir. Akla yatkın görünüyor ama ben pek ihtimal vermiyorum...
Milli Güvenlik Kurulu'nun asker kanadının bu konudaki hassasiyetini
unutmamak lazım. Bilhassa Genelkurmay Başkanı'nın Atatürk çizgisinden
zerrece
taviz vermez tutumuna dikkat etmek lazım...
Türkler tarihte Bilge Kağan'ın söylediği gibi Çinlilerin hoşgörülü
tatlı,
yumuşak sözüne ve ipeğine kandılar ve bağımsızlıklarını bir süre
kaybettiler.
Şimdi karşımızda Çin yok. ABD'nin, İngiliz kaynaklı, Vatikan-Fener
destekli ılımlı
İslam projesi var... Bugünkü ipek ise tahkim yasasını kabul ederek
ulusal
egemenliğimizi terk etmemiz halinde vereceklerini söyledikleri paralardır.
Bugün
aynı oyuna düşmek aptallık olur... Türk milliyetçileri, beşbin şehidi
ABD'nin
ılımlı İslam projesinde Türklüğün eritilmesi için mi vermişti?
Özellikle Türk Milliyetçileri, bu konuda kendilerini ve kendilerine
akıl öğretmeye
çalışanları ve `koza'ları sorgulamalıdır. Biz bu cumhuriyeti sokakta
bulmadık,
İslam'ı da, ABD'den, Vatikan'dan ve Fener Rum Patriği'nden öğrenecek
değiliz...
ABD'ye tavsiyemiz de, bu tür oyunları, Kıbrıs konusunda olduğu gibi
`Zaman
Türkiye'nin aleyhine çalışıyor' sözlerini, Bakü-Ceyhan hattı aleyhindeki
Güneydoğu Avrupa geçişi girişimlerini bir kenara bırakıp Türkiye'nin
ve Türk
halkının gerçek temsilcileri ile adam gibi ilişkiler kurmasıdır.
Ayrıca, bütün İngiliz
ve Amerikalı bilim adamları da haberdardır ve Mark Parris de iyi
bilsin ki,
zaman, dünyanın tapusunun Türkler'e ait olduğunu ispatlayacak yönde
çalışmaktadır. O halde, kendi bütünlüğünü kurtarmak isteyenler,
Türkler ile
iyi geçinsin...
Arslan Bulut
Büyük Kurultay , Sayı: 97, 28 Haziran 1999
|