İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR
W W W . O T U K E N . N E T _________________
 

Gücüme gidiyor böyle yaşamak !

Toplantılarını Perşembe günleri yapmakta olan Meclis Dışişleri Komisyonu'nun, Amerikan Büyükelçisi'nden görüşme talebi gelmesi üzerine Salı günü apar-topar içtima olması kanıma dokunuyor benim!

"Terörist ülke" ilan ettikleri İran Cumhurbaşkını ile bizzat Bush görüşürken, bizim Cumhurbaşkanımızın, Amerikan Başkanının yardımcısına muhatap olması da kanıma
dokunuyor.

Sizin de kanınıza dokunmuyorsa, kafanızda ne devlet fikri şekillenmiş demektir, ne millet, ne istiklâl.

Eğer Sayın Necdet Sezer, Bush'un yardımcısı kendisini aradığında, telefonu köşkün bahçıvanına uzatsaydı veya şu Sebgetullah Seydaoğlu'nun cep numarasının verilmesini
emretseydi oturduğu makamı doldurduğunu söyleyebilirdik!

Ölürdük de uğrunda.

Fakat ne yazık ki, ABD Büyükelçisi Pearson'un huzurunda içtima olan Dışişleri Komisyon üyeleri ve daha niceleri, oturdukları sandalyenin yüksekliğini boylarına ilave etmekle
meşgul birer kasıntı oldukları için düştükleri hâcaletin farkına bile varamadılar!

Her ne hâl ise...

Adam diyorki:
-Size teminat veriyoruz, Amerika Irak'a saldırmayacak.

Başkanları ve Başkan Yardımcıları dururken, Amerikan Büyükelçileri ne zamandan beri teminat verir oldular bilmiyorum.

Büyükelçilerin verdiği teminata (!) bizim Başbakanlığın önünü süpüren çöpçü inanır mı onu da bilmiyorum.

Ama şunu iddia edebilirim ki, bunlar verilen sözde durmayı bir namus ve haysiyet meselesi olarak telakki etmezler!

Baksanıza Dışişleri Bakanı Colin Powel'in "Biz ılımlı Taliban'la anlaşabiliriz" yolundaki sözlerini, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld nasıl yalayıverdi, diyor ki:

- Colin Powel Pakistan'da bulunduğu için öyle konuştu, biz Taliban'ın ılımlısına da karşıyız!

Öyleyse aynı bakanın veya bir başkasının yarın çıkıp "Pearson Ankara'da bulunduğu için Irak'a saldırılmayacağına dair teminat verdi" demeyeceğini kim garanti edebilir?

Hem efendim biz niçin Ecevit'in ve Yılmaz'ın yaptığı gibi Amerika'nın Irak'a saldırmayacağını umut edip duruyoruz da yumruğumuzu masaya vurup;

"Saldıramazsın! Saldırırsan bu ittifakı bitiririm!" diyemiyoruz?

Ben hergün general üniformamı giyip evden çıkar çıkmaz ağır bombardıman uçağına atlar, mehterin en coşkun marşını mırıldanarak Moskova'yı falan dümdüz ettikten sonra gazeteye gelirdim.

Şimdi rahmetli Ziya Taşkent'in muhayyer şarkısı dilimden düşmüyor :

'...Gücüme gidiyor böyle yaşamak....'

Necdet Sevinç, 21 Ekim 2001, B.Kurultay -Sayı: 201


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN