BELKİ BİR GÜN
Mübarek bayram günü gazetenizi açıp da
merakla günlük haberlere bakarken
birden şakağınıza bir tabanca namlusu dayansa
o an ne yaparsınız, ne düşünürsünüz?
Işte ben bugün böyle bir anı yaşadım
Birden gözümün önünde karışık hayaller uçuşmaya başladı
bir yanımda beni hayfla sendeleten
habis bir surat peydahlandı..
Önünde kin kusan yazısı...
Şuuraltındaki bastırılmış korkularının esaretinden
bir türlü kendini kurtaramamış
dünün korkak bir komünisti iken
bugün Nemrut Mustafa Divan-ı Harbi infazcılığına soyunmuş
birinin kaleme aldığı alçakça iftiralar...
diğer yanımda kardeşim; nurlu yüzü...
Bir insan düşünün.
Gencecik güzel bir insan...
Ankara'nın karanlık göğünü aydınlatacak,
yarınlara ışık olacak kadar umut veren
akıl ve zeka olgunluğunda genç bir insan...
gençliğinin baharında bütün gücüyle
istikbal merdivenlerini tırmanmaya çalışıyor
ama aynı zamanda aşık.
ülkü denen nazlı bir geline
delicesine kaptırmış gönlünü
sevda bu dur durak dinlemez
alır aşıkın aklını başından
işte o da aynı..
Ah yiğit kardeşim ahh
her yerde ihanet kol geziyor
her gün kalleşlikler kuşatıyor etrafını
sen hala kutlu sevdaların peşindesin
işte her yerde her şeyde ülküsünü gören
gönlünde bu kutlu sevdayı yaşatan
gencecik güzel bir insandı
Rıfat YILDIRIM
bir gün bu kahpe tuzaklardan birine çekildi Rıfat,
acımasızca iftiraya uğradı
işte o gün asuman titreyip...ruy-i zemin sarsıldı
dehşet saçmaktaydı
adı bilmem ne olan zebaniler topluluğu
kurban hazır
ferman hazır
herkes bu işe oldu bitti derken
Hakk'ın inayeti ile
imdada geldi Hızır
Bu kanlı iftira
yafta gibi boynuna asılırken
Rıfat doyamadığı vatanına
yar diye saramadığı yavuklusuna
ülkü denen o kutlu güzele
eyvallah bile diyemeden
sıla-i rahimi terketti
Gurbeti az çok bilirsiniz
ya kaçak gurbetini..?
bu gencecik insan yusuf misali
bir kervancının eline geçeceği
kuyulara değil da gayyalara atılmıştı...
yıllarca süründü ama ar etti
namus bildi
Hakk'ın verdiği canı taşımayı
bir beş on onbeş derken
25. senesine az bir zaman kala
derdest edilip misafir olduğu yerden
hasretine dayanamadığı
sevmeye doyamadığı
vatanına yollandı bir gün
ama
daha o toprağı öperken
o zebaniler grubunun habis suratlı şeriki 
Zindancıbaşı Kara Ali misali
kement yağlıyordu...
çünkü bu defa kurban hazırdı
bunun için edebiyatın en alçağıyla
duygu sömürüsünü beyin yıkama metodu olarak kullanıp
KATİL' in suratı-işlediği cinayetten
lafları ile ferman düzmeye
yargısız infaza başladı
Ahh Rıfat ah
biliyordun başına gelecekleri
şefkat abilerin peşinde
bu sebeple koşturuyordun
vatanı kurtaracağını iddia edenler
bir seni kurtaramadılar
Apo'ya aff-ı şahane tanzim edip katline ortak olanlar
bir senin derdinle hemdert olmadılar
sen ilk değilsin bre rıfat
On bir kardeşin daha var içeride
kemalettin de selahattin de
mahmut da mehmet de
onlar gibi sen de yatarsın
hürriyet mi
belki bir gün çıkarsın...
Recep Küçükizsiz
(*) nemrut mustafa :
1.dünya savaşı sonrasında ingilizlerin kurdurduğu
savaş suçlularının yargılandığı
askeri mahkemesinin başkanlığını yapan hakimin adı.
malatyali bir kürt ve çok zalim olduğu için NEMRUT denilmiş
boğazlıyan kaymakamını asan ermeni tehciri için
talat enver cemal paşaların fermanını yazan
kuvay-i millicilerin hakkında idam kararı veren biri.
divan-ı harb : savaş mahkemesi demek
yani olağanüstü askeri mahkeme