- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

 

Azerbaycan'ın yiğit evladı bayrak şair Bahtiyar Vahapzade "Yel gayadan ne aparar ?" diyor. Bir hiç. Çünkü kaya kayadır adı üzerinde sağlamdır, mükimdir, şereflidir, kartal misali olan biteni yukarıdan izler ; karıncalar, böcekler, sülükler, akrepler,akrep operasyonları düzenleyen ürkekler bu kayadan ne götürebilir ; hiç bir şey... Götüremediler de.

Evet, Ahmet Bican Ercilasun hocamız da bir kayadır, kaya. Yeller, akrepler, sülükler kayadan ne götürebildiler; bir hiç. Bir annenin ak sütü gibi temizdir benim hocam.

Kamuoyunda "Akrep Operasyonu" olarak bilinen hadisenin gerçek yüzünü okuyunuz, okutunuz. 1999 Nisan'indan 2002 yilinin 3 Kasim'ina kadar esen bir karayel vardi. Simdi onlar yok ama elleri öpülesi kayalar burada, aramizda, yüregimizde... Ve o kayalar yüzlerce ögrenci yetistirdi ; türkücü degil ülkücü yetistirdi. Ürkek degil "erkek"leri yetistirdi. Iste bu yaziyi hocamdan aldigim feyzle "Erkekçe" yaziyorum.

"Kayalar burada, karayeller nerede ve bu karayellerin yardakçilari, yalakalari nerede ?" Ülkücüler burada türkücüler nerede ?

Türkistan Newsletter'den aldigim asagidaki yaziyi ve Türk Dil Kurumu davasini bir de hocamizdan dinleyin :

Alparslan Akıncı

__________________________________________________________________


From: Mehmet Tutuncu <sota@WANADOO.NL>
To: TURKISTAN-N@NIC.SURFNET.NL
Subject: [TURKISTAN-N] TR: TDK Eski Baskani Ahmet Ercilasun'un Beraati
Date: Tue, 29 Oct 2002 22:35:19 +0100

Date: Tue, 29 Oct 2002 13:26:50 -0800 (PST)
From: Ahmet Ercilasun

BERAAT ETTİM

TÜRK DİL KURUMU DAVASI – SEBEPLER – BAHÇELİ’NİN ROLÜ - Ahmet B. ERCILASUN

Basinda akrep operasyonu adiyla yer alan Türk Dil Kurumu davasi 11.10.2002’de sonuçlandi. 13 sanikli
davada sadece sayman Mustafa Kurtçuoglu cezalandirildi. Kurtçuoglu 21 yil agir hapse ve üç
trilyon TL para cezasina mahkûm edildi. Diger saniklarin tamami beraat ettiler. 2001 Nisaninda
“Türk Dil Kurumu Çiftligi”, “Türk Dil Kurumu Çetesi” vb. basliklarla basinda büyük gürültülerle yer alan
davanin sonucu pek fazla duyurulmadi. Özellikle beraat edenler hakkinda basinda hemen hemen hiç haber
çikmadi. Bu bilgi eksikligini gidermek için konuyu internet ortaminda duyurmayi uygun buldum.

2001 Nisaninda ben ve arkadaslarim, sayman Mustafa Kurtçuoglu’nun baskanliginda çete olusturmakla ve
Atatürk’ün mirasini hortumlamakla suçlandik. 2000 yilinin Aralik ayinda baslayip 4-5 ay süreyle Türk Dil
Kurumunu teftis eden Basbakanlik müfettisleri hazirladiklari dört ayri raporda beni ve arkadaslarimi
çete kurmak, devleti zarara ugratmak ve görevi kötüye kullanmakla suçlamislar ve konuyu savciliga intikal
ettirmislerdi. 12 Nisan 2001’de Türk Dil Kurumu Baskan Vekili Prof. Dr. Hamza Zülfikar, Türk Dil
Kurumu Yürütme Kurulu üyesi ve Sözlük Kolu Baskani Prof. Dr. Ismail Parlatir, Kurum sekreteri Halil
Selçuk, Idarî ve Malî Isler Dairesi Baskani Ayse Anil, ayni dairenin uzmani Hüseyin Doganay göz altina
alindilar. Prof. Dr. Hamza Zülfikar, Prof. Dr. Ismail Parlatir bes gün göz altinda tutuldu; digerleri ve
daha önce göz altina alinan bazi Kurum hizmetlileri aylarca tutuklu kaldilar. Ben Türkiye-Kirgizistan
Manas Üniversitesinde görevli oldugum için yurt disinda idim. Haberin basinda yer aldigi gün
Kirgizistan’dan DGM savcisi Nuh Mete Yüksel’e telefon ettim ve Ankara’ya gelerek 18 Nisan 2001’de kendisine ifademi verdim. 29.05. 2001 tarihli savcilik iddianamesinde ben, Prof. Dr. Hamza Zülfikar ve Prof.
Dr. Ismail Parlatir “cürüm islemek için olusturulan tesekküle yardim etmek ve görevi kötüye kullanmak”la
suçlandik. Halil Selçuk, Ayse Anil ve Hüseyin Doganay ise tesekkülün mensubu olmakla suçlaniyordu.

Dava bir süre Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam etti. Ben ve arkadaslarim çete suçundan beraat
ettirildik. Bu karar Nuh Mete Yüksel tarafindan temyiz edildi. Temyiz, karari bozdu. Ancak bu arada çikan bir
yasayla bu tür davalar DGM kapsami disina çikarildi ve Türk Dil Kurumu davasi da Üçüncü Agir Ceza Mahkemesine intikal etti. Dolayisiyla temyizden dönen davayi tekrar görüsen DGM görevsizlik karari verdi. Üçüncü Agir Cezada devam eden dava ise basta da ifade ettigim gibi 11 Ekim 2002’de sonuçlandi ve sayman disinda hepimiz beraat ettik.

Saymanin tek basina yaptigini bastan beri itiraf ettigi zimmet suçu niçin bir çete olusturmak suçuna
dönüstürülmüs; ben ve arkadaslarim da bu ise niçin bulastirilmistik? Bunun cevabini 2 Numarali Devlet
Güvenlik Mahkemesinde yaptigim 01 Agustos 2001 tarihli savunmada vermistim. Burada da ayni konuyu açiklamanin faydali oldugunu düsünüyorum.

1993 sonlarindan 06 Kasim 2000 tarihine kadar tam yedi yil Türk Dil Kurumu baskanligi yaptim. 06 Kasim
2000 tarihinde kendi istegimle görevimden ayrildim. Görevimden ayrildiktan bir ay sonra, Türk Dil
Kurumunun bagli bulundugu Devlet Bakanligini yürüten Basbakan Yardimcisi Dr. Devlet Bahçeli Basbakanliga hitaben su yaziyi yazdi:

“Bakanligima intikal eden, Ata TARAKÇI imzali 22.06.1999 tarihli ihbar ve sikayet dilekçesinde; Türk
Dil Kurumu’nda çalisan bazi görevlilerin Kurumun bir kisim is ve islemlerinde yolsuzluk yaptiklari, ilgili
personelin isimleri, olay konusu ve yeri de belirtilerek iddia edilmektedir. Yolsuzluk iddialari
bir çok konuyu ve kisiyi kapsamakta olup, bunun organize bir sekilde yapilmis olabilecegi iddialardan
anlasilmaktadir. Söz konusu iddialarin; ivedi olarak, Basbakanlik Teftis Kurulu Müfettisleri ile Emniyet
Genel Müdürlügü Kaçakçilik ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi görevlilerince müstereken
incelenmesi, arastirilmasi ve sorusturulmasi konusunda geregini arzederim. Dr. Devlet BAHÇELI – Devlet Bakani ve Basbakan Yardimcisi”

B.02.0.001/03099 sayili bu yazinin tarihi 6 Aralik 2000’dir. Yazida sözü edilen ihbar ve sikâyet
dilekçesinin tarihi ise yukarida görüldügü üzere 22 Haziran l999’dur. Yani arada bir buçuk yila yakin bir
zaman vardir. 1,5 yil önceki bir ihbar mektubu niçin bu sekilde isleme konmustur? Yani pesinen ve topyekün
suçlayan bir üslûpla: “Yolsuzluk iddialari bir çok konuyu ve kisiyi kapsamakta olup, bunun organize bir
sekilde yapilmis olabilecegi iddialardan anlasilmaktadir.” “Iddia edilmektedir” degil “iddialardan anlasilmaktadir.” Basbakan yardimcisi
isin anlasilmis oldugunu pesinen söylüyor. Pesinen anlasilan nedir? Yolsuzluk iddialarinin (bir konuyu ve bir kisiyi degil) birçok konuyu ve kisiyi kapsamakta oldugu ve organize bir sekilde yapilmis olabilecegi. Basbakanliga bagli müfettisler iste bu yaziya göre inceleme ve arastirmaya baslamislardir. Sonuçta da Türk Dil Kurumu baskani olarak benim ve bazi arkadaslarimin dahil bulundugunu iddia ettikleri bir çete suçlamasiyla ortaya çikmislardir. Peki, söz konusu ihbar mektubu niçin 1,5 yil sonra bu sekilde isleme konuyor?

Ata Tarakçi takma adiyla Basbakan Bülent Ecevit ve Basbakan Yardimcisi Dr. Devlet Bahçeli’ye hitaben
yazilan ihbar mektubu aslinda Dr. Bahçeli tarafindan daha önce isleme konmustu. 29 Temmuz l999 tarihinde,
Türk Dil Kurumunun bagli bulundugu Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Baskanligina hitaben yazdigi yazida Dr. Bahçeli tamamen farkli bir üslûp kullanmistir. Aynen söyle diyor (müfettis
raporlarindan naklen): “Ata Tarakçi’nin Bakanliklarina hitaben göndermis oldugu 22.06.l999 tarihli yazisinda,
Baskanliklari Saymani Mustafa Kurtçuoglu’nun yolsuzluk yaptigi iddialarini içeren yazisinin ekte gönderildigi belirtilerek, konunun tetkiki ile sonucundan Bakanliklarina bilgi verilmesi.” Görüldügü gibi l999
Temmuzunda yazilan yazida bir pesin hüküm yok. Olay sadece saymanla sinirlandirilmis; yani birçok kisiyi
kapsama iddiasi yok. Yazi üzerine ben 13.08.1999 tarihinde sorusturmacilar görevlendirerek gerekli
sorusturmayi yaptirdim. Sorusturmacilar herhangi bir sey tespit edemediler. Sonuç da Yüksek Kurum
Baskanligi araciligiyla Eylül 1999’da Devlet Bakanligina iletildi. Devlet Bakanligi (Dr. Devlet
Bahçeli) sonuçtan tatmin olmadiysa müfettisleri o zaman görevlendirmeli degil miydi? Esasen ihbar
mektubu da kendilerine yazilmisti ve o zaman da kendilerine bagli olarak Basbakanlik Teftis Kurulu
vardi. Ihbar mektubundan yaklasik 1,5 yil, Kurumdaki sorusturma tamamlandiktan yaklasik bir yil iki ay
sonra ayni ihbar mektubu niçin pesinen suçlayici ve kisi kapsami genisletilerek ele alindi?

Ihbar mektubu Basbakan Yardimciligina 22 Haziran 1999’da yazildi. Kurumdaki sorusturma 14 Eylül 1999’da
bitti. O tarihlerde Dr. Devlet Bahçeli ile benim aramda herhangi bir nahos hadise meydana gelmemisti.
1970’lerde baslayan tanisikligimiz devam ediyordu. O simdi Basbakan Yardimcisi idi; ben de ona bagli bir
kurumun baskani. Fakat 12 Ocak 2000 tarihinde durum degisti. Apo kararinin Meclise sevk edilmemesi üzerine ben “Hayir” baslikli bir yazi yazdim ve Ayyildiz gazetesinde yayimladim. Bazi internet sitelerine de
gönderdigim yaziyi asagiya aynen aliyorum:

HAYIR
Lütfen bu basligi bir çiglik hâlinde seslendiriniz. Cigerlerinizin bütün gücüyle “hayir!” diye haykiriniz.
Sessizligin kahredici ezikligi altinda bogulmak hiçbir ise yaramaz. Hayir’lariniz kulaktan kulaga, köyden
köye, sehirden sehire dalgalar hâlinde yayilip ülkenin göklerini sarmali! Bir gök gürültüsü gibi, bir simsek
gibi sorumlularin üzerinde patlamali! Bir yildirim olup ilgililerin yüreklerini yakmali! Eger senin
beynine balyoz indirilmisse, eger senin yüregin yaniyorsa sen de beynindeki kivilcimi tutusturup, sen
de yüregindeki yangini costurup seni yakanlari yakmalisin! Içindeki yangini kâgida dök, telgrafa,
belgegeçere, internete dök; telefona haykir; radyoya, televizyona ulas! Sesin dalga dalga sokaklari,
meydanlari, semalari tutsun! Gazete sayfalarini tutusturup ekranlarda inlesin! Hakli sensin, hak
senin; hakkini gümbür gümbür seslendirmelisin! Aci sende, izdirap sende, susmaya hakkin yok. Bu ülkenin
yükü de senin omuzlarinda; sessiz durmaya hakkin yok. Bir agizdan, bin agizdan degil, milyonlarca agizdan
haykirmalisin. Bu ülke için sen can veriyorsan bu ülke için alinacak kararlara da sen hâkim olmalisin. Bu
insanlara sen oy veriyorsan onlarin kararlarina da sen yön vermelisin. Hiç kimse senin üstünde degil; hiç
kimse senin omuzlarina, senin basina basarak yükselemez. Sarsilmali ve sana uymayanlari tepetaklak
devirmelisin.

En israrli, en çok tekrarlanan gerekçe; en kahredici, en asagilayici olani. “Caniyi asarsak terör canlanir,
çocuklarimiz ölmeye devam eder” gerekçesi. En asagilayici, en kahredici gerekçe. Zilletin en dibi.
Mezelletin dip çukuru. Yürek daraltan, beyin körelten mantik. Caninin, yerli yandaslarinin, Avrupali
yandaslarinin istedigine evet diyoruz; karsiliginda terörü, çocuklarimizi öldürmeyi durduruyorlar. Demek
ki en basta caninin istedigini verseydik hiç terör olmayacakti, çocuklarimiz hiç ölmeyecekti. Istedigini
verecek, terörden ve ölümden kurtulacaktik. Demek ki ölen otuz bin insanimizin, çökertilen ekonomimizin
sorumlusu cani degil, onun istedigini vermeyenler. Demek ki bu ölümlere cani degil, bizim devletimiz,
bizim iktidarlarimiz, bizim askerlerimiz sebep oldu. Bunu simdi anladik; daha fazla terör olmasin,
çocuklarimiz daha fazla ölmesin, ekonomimiz daha fazla baltalanmasin diye caninin istegine artik evet
diyoruz.

Otuz yildir Marks’in, Lenin’in, Guevera’nin pesinden gidip sonradan aldandiklarini itiraf edenler, basin
kartelinin köse baslarinda, otuz yillik aldanislarinin utancini hiç tasimadan koro hâlinde bekleyelim,
diyorlar. Kongrelerinde Türk bayragini yerlerde sürükleyip TBMM’de ihanet bayragini boyunlarina
dolayanlar simdi kuzu postuna bürünmüs görünerek ha depip, ayak direyip bekleyelim, diyorlar. Caniyi
konaklarinda besleyip, evlerinde agirlayip Türkiye’ye kâh Avrupa Birligi sütresinin ardindan, kâh açiktan
tehdit savuranlar hep birlikte bekleyin, beklemelisiniz, diyorlar. Strasbourg’dan, Brüksel’den,
Kopenhag’dan, Helsinki’den; kimi Avrupa Birligi sopasini göstererek, kimi bilmem ne kriterlerinden dem
vurarak, kimi bilmem ne mahkemesi kürsüsünün tokmagini indirerek bekleyin, beklemelisiniz, diyorlar. Ve biz
kendimizi avutuyoruz; kimsenin baskisiyla degil, kendi irademizle bekleme karari aldik, diyoruz. Bir yandan
“AIHM’nin, Türk yargisinca verilmis kararlari degistirmesi hiçbir sekilde söz konusu degildir.”
diyoruz; öte yandan yargi kararimizi hiçbir sekilde degistiremeyecek olan bir mahkemenin kararini
bekliyoruz. Verecekleri karar bizim kararimizi degistiremeyecek ama biz yine de onlarin 1,5 – 2 yil
sonraki kararini bekliyoruz. Kimbilir belki de bu arada ölüm cezasini kaldiririz. Siz zaten ölüm
cezasinin kaldirilmasini istemiyor musunuz? O hâlde “... bu kararin, terör örgütü ve yandasi çevrelerce
milleti ve devletiyle Türkiye’nin yüksek menfaatleri aleyhine kullanilmak istendiginin degerlendirilmesi
hâlinde, erteleme süreci kesilerek infaz sürecine derhal geçilmesi hususunda görüs birligine”
varilmistir, ne demek? Hangisi önce olacak? Ya iki yil içinde ölüm cezasini kaldirirsaniz? Bremen
mizikacilarinin ondan sonraki tamtamlarini duyar gibi oluyorum: Af, af, af!... Kültürel özgürlük, Kürtçe
okul, Kürtçe televizyon, Türk degil Türkiyeliyiz, Türkiye Cumhuriyeti degil Türk – Kürt cumhuriyeti...
Bunlarin bir kismini simdiden duyuyor, simdiden okuyoruz. Bir yandan bölge halki, caninin asilmasini
kendisine karsi bir hareket olarak algilar, diyerek bütün bir bölge halkini caninin tarafinda, yani hain
kabul ediyoruz; bir yandan onlar çogalsin; biz azalalim diyoruz. Yoksa kendi ellerimizle, kendi
kalemlerimizle, kendi politikamizla Türk – Kürt cumhuriyetine giden yolu mu açiyoruz? Otuz bin
insanimizi bosuna öldürdük, ekonomimizi bosuna çökerttik; Atatürk yanlis olarak bu millete Türk, bu
devlete Türkiye Cumhuriyeti dedi; simdi yanlisimizi anladik ve pazarligi kabul ettik. Bekletiyorum ama su
sartla dedik. Sehit ailelerinin ümidi olarak kabul edilenlere taviz olarak verildigi söylenen cümle iste
bu pazarlik cümlesidir. “Terör örgütü ve yandasi çevreler”le pazarlik. Yani büyük olarak düsündügümüz,
kutsal olarak düsündügümüz devletin en yapmamasi gereken sey!...

Kendimi zilletin çukurunda hissediyorum. Cigerlerimin bütün gücüyle “hayir!” diye haykiriyorum. Bir agizdan, bin agizdan degil milyonlarca agizdan “hayir!” diye haykirilsin; mavi gök çoksün, kara yer delinsin
istiyorum. Beynimin bütün indifaiyla, yüregimin bütün infialiyle “hayir!” diyorum; hayir, hayir!...

Ben bir aydin olarak görüslerimi dile getirmistim. Görüslerime katilan birçok kisi de yaziyi çogaltarak
dagitmislardi. Bu yaziya karsi Dr. Bahçeli’nin tepkisi ise farkli oldu. 24 Mart 2000’de Samsun’da yapilan
Türk Devlet ve Topluluklari Dostluk, Kardeslik ve Is Birligi Kurultayinda Dr. Bahçeli, Prof. Dr. Mustafa
Kafali’dan ve Türk Ocaklari yetkilisi Yücel Hacaloglu’ndan bu yazinin Türk Ocaklarinca niçin
dagitildigini sordu. Daha sonra Somuncuoglu’nun Cumhurbaskanligi adayligi üzerine çikarilan olaylari
da protesto ettim. Olaylari tasvip etmedigimi tanidigim milletvekillerine söyledim. Mecliste Sadi
Somuncuoglu ile yemek yiyerek onunla ayni görüste oldugumu gösterdim. Apo ile ilgili liderler kararini
ve Somuncuoglu’na yapilan çirkin saldiriyi her yerde açikça elestirdim. Ben bu elestirileri yapiyordum ama
ayni zamanda Dr. Devlet Bahçeli’ye bagli olan bir kurumun baskani idim. Bu durumu uygun görmedim ve 06
Kasim 2000 tarihinde Türk Dil Kurumu Baskanligindan kendi istegimle ayrildim. Dogrusu, insanlarin kendi
istekleriyle makamlarindan ayrilabileceklerini gösterdigimi düsünerek de içten içe gururlaniyordum.
Istifamdan bir ay sonra, 06 Aralik 2000 tarihinde Dr. Bahçeli, Basbakanlik müfettislerinin
görevlendirilmesiyle ilgili, yukarida bahsettigim pesin hükümlü resmî yaziyi yazdi.

Müfettisler dört ay süreyle Kurumu didik didik aradilar; bütün evraklari elden geçirdiler. Satin
alinmamis bir depo için dahi bizi suçladilar. Yapilan bir rakam hatasini, depoyu eger satin alsaydik
kendimize de pay çikaracagimizin delili olarak gösterdiler. Azinlik Raporu filminde oldugu gibi suçu
önceden tespit etmislerdi. Savcilik iddianamesindeki ve hele dört büyük klâsör olusturan müfettis
raporlarindaki iddialari buraya tek tek yazmam mümkün degil. Hepsinin hesabini mahkemede verdim. Saymanin kimlere, hangi kurullara karsi sorumlu oldugunu kanun maddelerini bir bir belirterek gösterdim. Sonunda da arkadaslarimla birlikte beraat ettim. Bastan beri saymanin itirafindan da anlasilacagi üzere sayman suçlu bulundu ve agir bir cezaya çarptirildi.

Davanin kapsaminin genisletilmesi sadece beni ve arkadaslarimi haksizliga ugratmadi. Türk Dil Kurumunu
da yipratti. Mahkeme dolayisiyla, benim dönemimde Türk Dil Kurumunda yapilanlari da anlatmak zorunda kaldim. Burada da özet olarak anlatiyorum.(Ayrintilar, benim baskanlik dönemimden sonra basilmis olan "Kurulusunun
70. Yil Dönümünde Türk Dil Kurumu" adli eserde görülebilir.)

Benim Kurum baskani oldugum dönemde yayin satis geliri 283 550 dolardan 540 319 dolara çikmistir.
Hisse senetleri gelirleri, baskanliga basladigim 1993 yilinda 204 844 dolar degerinde iken baskanliktan
ayrildigim 2000 yilinda 3 585 708 dolara yükselmis, yani 17,5 kat artmistir. Kurumun toplam malî varligi
l983 yili sonunda 2022 776 dolar iken 2000 yili sonunda alti misliyle 12 747 578 dolar olmustur.
Bütün bu artislar, Atatürk'ün vasiyet gelirinin karsiligi olan %28.90'lik Is Bankasi hissesi
düsürülmeden saglanmistir.

Görevimin son yili olan 2000 yilinda 33 konferans, sempozyum, kongre düzenlenmistir ki bu, 11 günde 1
kamuya açik faaliyet demektir. Böyle bir faaliyet yogunlugunun , o zamanki Yüksek Kurum bagli
kuruluslari disinda hiçbir bilimsel kurulusta, hatta bilimsel ve resmî olmayan herhangi bir kurulusta
bulunabilecegini sanmiyorum. 2000 yilini örnek olarak aldim. Diger yillardaki faaliyet yogunlugu da
böyledir.

Benim baskan oldugum dönemden önceki yillarda senede 5-10 kitap yayimlanirken benim dönemimde yilda 40-50 kitap yayinina ulasilmistir. Türk Dil Kurumunun 69 yillik ömrü içinde yayimlanan 800 civarinda kitaptan
267'si benim baskanlik yaptigim 7 yil içinde yayimlanmistir. Demek ki kitap yayini bakimindan benim
dönemim Türk Dil Kurumu tarihindeki en verimli dönemdir.

Bu sonuçlarin saglanmasinda, benim güven esasina dayali yönetim anlayisimin rolü oldugu gibi Yürütme ve
Bilim Kurulu üyesi arkadaslarimin, Kurum sekreterimizin, APK Dairesi, Idarî ve Malî Isler
Subesi gibi birimlerimiz mensuplarinin olaganüstü gayretlerinin de rolü vardir. Bütün bu isler sirasinda
ben Gazi Üniversitesinde haftada 8-10 saat ders verdigim gibi birçogu Ankara disinda olmak üzere
yüzlerce konusma yaptim, konferans verdim, bilidiri sundum. Birçok haftalar yaptigim konusmalarin,
verdigim konferanslarin sayisi dördü besi buluyordu. Kurum ari gibi çalisiyor ve üretiyordu. Simdi ise bir
yili askin süredir Türk Dil Kurumu ile diger bagli kuruluslarin üyeleri yok. Alti yilda bir seçilmesi
gereken üyelerin süreleri bir yil önce doldu ve Dr. Bahçeli tarafindan toplanmasi gereken Yüksek Kurul
toplanmadigi için yeni üyeler seçilemedi. Konuyla ilgili bir yasa degisikligi de yapilamadi. Dolayisiyla
kurumlarin Bilim ve Yürütme Kurullari üyeleri, yani karar alma organlari yok. Nedense bunun bir yaptirimi
da yok. Ama yukarida saydigim isleri yaparsaniz çete kurmakla, çeteye yardim etmekle, zimmete sebebiyet
vermekle, görevi kötüye kullanmakla suçlanir ve yargilanirsiniz. 1,5 yil sonra beraat etseniz de
basinda yazilanlar üzerinizde kalir. Üstelik suçlamalar bitmez; hakkinizda yeni davalar açilir. Dr.
Devlet Bahçeli tarafindan hakkimda sorusturma izni verilmesine karar verildigine dair iki dava konusu
daha var. Ancak bunlar henüz yargi safhasinda. Dolayisiyla onlar hakkinda açiklama yapamam. Yargilama
sona erince gerekli açiklamalari yapmayi düsünüyorum. Konu bir kitap hacminde. Belki kitabini da yazarim.
Küçük bir haber yazmak niyetindeydim; kocaman bir yazi oldu. Tanri okuyanlara sabir versin.

Ahmet Bican Ercilasun

http://ahmetbican.home.att.net/


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN