|
14 TEMMUZ KERKÜK KATLİAMI
Felaketler karşısında hayat dolu olmak kadar büyük bir fazilet
daha vardır ki, o da yaslı bulunmaktadır. O halde niçin senenin
belli bir günü veya haftasında kaybettiğimiz
topraklarımızı ve ayrı düştüğümüz soydaşlarımızı acılarını hissederek
anmayalım,
yaslarını tutmayalım... İşte bu yazı Irak Türklerinin uğradıkları,
acısı nesiller boyunca
unutulmayacak 14 Temmuz Kerkük Katliamı münasebetiyle aziz şehitlerimizin
hatırası için kaleme alınmıştır.
Irak Türklerinin Yakın Tarihi
Osmanlı İmparatorluğu döneminde idari yönden Kerkük, Erbil, Süleymaniye
gibi belli başlı
Türk bölgelerini içine alan bir eyalet olan Musul, Mondros Mütarekesi
sırasında
ordularımızın hakim olduğu bir hatta bulunmaktaydı. Ancak, Kuveyt
üzerinden Osmanlı
topraklarına girerek işgale başlayan ve kısa bir zaman içinde Musul’a
kadar gelen İngilizler
bölgede idareyi ele aldılar ve artık Türkler için de karanlık ve
zulüm dolu günler başlamış
oldu.
Önce meşhur politikaları gereği bölge halkı arasında etnik ayrılıklar
çıkarıp Türk, Kürt,
Arap diye böldükleri müslümanları bir birlerine düşman ettiler.
Gayeleri, devamlı iç
karışıklıklar yaşayan zaafa düşmüş bir devlet kurdurarak ülkenin
bol olan petrolünü kolayca sömürmekti. Bir taraftan da bölge halkının
Türkiye’ye ve Osmanlı’ya olan sevgi ve bağlılığını zayıflatıp kopartmak
için propaganda çalışmaları yaptılar.
Lozan Barış Konferansı’nda bir türlü bize bağlanması mümkün olmayan
Musul, 1926 da
İngiliz mandası olarak kurulan Irak Krallığı’na kaldı. Daha kuruluşundan
itibaren siyasetini
Türklüğü inkar ve imha etmek olarak tesbit eden Krallık, her an
kendisini yutmaya hazır
bekleyen bir Türkiye korkusuyla ülkedeki Türk tesir ve nüfuzunu
kırmak ve Türkiye’nin
muhtemel bir işgal niyetine bahane teşkil edecek Iraklı Türkleri
ortadan kaldırmak için can
hıraş bir gayret gösterdi. Bu dönemde etnik ayrılıkların kesin çizgilerle
ayrılmasını, toplumlar arası düşmanlık tohumlarının yeşermesini
sağlamak için bazı azınlıklara kısmi özerklik veren Arap yönetimi
böylelikle ülke içinde Türklere karşı kullanabileceği bir kaç piyon
da elde etmiş oldu.
Bütün haklardan mahrum bırakılan ve uzun yıllar sürecek korkunç
bir istibdat altında inleyen Türkler 14 temmuz 1958 de General Abdulkerim
Kasım tarafından yapılan askeri darbeyi büyük bir ümitle karşılamışlardı.
Fakat boş yere ümitlendiklerini anlamaları pek uzun sürmedi. Çünkü,
General devrinde hayatı yaşanmaz hale getiren eza ve cefalar artmakla
kalmayıp buna bir de katliam eklendi. Tarihe “14 Temmuz Kerkük Katliamı”
olarak geçen insanlık dışı cinayetlerin işlendiği vahşetin her türlüsünün
sergilendiği bu olaylardan söz etmek istiyoruz.
14 Temmuz Kerkük Katliamı
İngilizlerin baştan beri Irak’ta bir devlet kurmak vaadiyle kışkırtıp
iç karışıklıklar çıkarttırdığı Kürtlerin, darbeyle başa geçen General
Kasım tarafından Türklerin imhası için kullanmaları neticesi meydana
gelen katliamın habercisi olan olaylar, darbenin birinci yıldönümü
kutlamaları sırasında 14 Temmuz 1959’da başladı.
Böyle bir eylemde görev almak Kürtlerin işine geliyordu. Çünkü,
onlara göre darbecilerin
Türklerle işbirliği yapma ihtimali vardı. Ayrıca, devlet kursalar
bile Türklerin ellerindeki
verimli ve petrol çıkan bölgeleri almadıkça devletin yaşaması için
gerekli ekonomik
kaynaklardan mahrum kalacaklardı. Katliama katıldıkları takdirde
hem boşalan Kerkük’ü
doldurabilirler ve Türk nüfus yoğunluğunu azaltabilirler, hem de
güçlerini iktidara göstermiş
olurlardı.
Kürtlerin ve General Cuntasının, katliam öncesi yapılması zaruri
bazı işler vardır: Önce,
tarafsız ve Türkleri koruyacak nitelikteki idarecileri tayin vs.
yollarla tesirsiz hale getirdiler.
Kerkük Belediye Başkanlığı'na azılı bir komünist olan Maruf Berezenci,
Halk Mukavemet
Teşkilatı Başkanlığı'na ise Oji adlı katliamın elebaşısı getirildi.
Ayrıca, bölge savunmasına
bakan 2.Tümen'in subay kadrosu Baasçılarla dolduruldu. Arkasından
muhtemel bir Türk
direnişini örgütleyecek kapasiteye sahip Türk aydınlarından 4000
kadarı "Turancılık
yaptıkları” iddiasıyla tutuklandı ve Tecrit Kamplarına gönderildi.
Artık katliam için maddi bir engel de kalmamıştı. 15 Temmuz 1959
günü katliam başlatıldı. Önce Aslan Yuvası
gazinosunun sahibi Osman Beğ'i şehit ettiler. 2. Tümen komutanı
hemen bu olayı bahane
ederek sokağa çıkma yasağı ilan etti ama, yasak sadece Türklereydi.
Türk düşmanları ise
sokak ve meydanlarda Türk avına çıkmışlardı. Önceden tesbit edilen
Türklerin evleri
basıldı. Askeri kuvvetler de olayların sorumluları (!) adı altında
Türk liderlerini toplayıp
kışlalarına götürdüler ve orada dipçik, süngü darbeleriyle şehit
ettiler. Üç gün üç gece süren bu katliamda şehitlerimizin cesetleri
arabaların arkasına bağlanarak parçalanıp tanınmayacak hale gelinceye
kadar sokaklar da sürüklendi. Bazılarını direk ve duvarlara çakarak
işkence yaptılar. Sokak ve meydanlar "Kahrolsun Türkler",
"Kahrolsun Türkiye" avazeleriyle çınladı. Linç edilerek,
bıçakla parçalanarak, diri diri uzuvları kesilerek, ters yönde hareket
eden iki arabaya bağlanıp ikiye bölünerek, aileleri önünde arkalarından
vurularak şehit edilen mazlum ve masum Türklerin cesetleri Kerkük
sokaklarını kapladı. Türklere ait evler, dükkanlar ve işyerleri
yağmalandı.
Katliamdan sonra sağ kalanlar da hemen orada kurulan uydurma bir
olağanüstü hal
mahkemesinde idam ve bir çok ağır mahrumiyetlerle cezalandırıldılar.
Türklerin oturdukları
yerler yasak bölge ilan edildi, buralara herhangi bir kimsenin girmesi
şiddetle önlendi.
Hükümet, dünya kamuoyunu tatmin için göstermelik soruşturmalar açtı,
hayali yargılamalar
yaparak idam cezaları verdi, fakat bunların hiç birini infaz etmedi..
1924 yılından bu yana bir çok katliama uğrayan Irak Türkleri, Türkiye
ve Türklük hasretiyle yanan gönüllerinin bu susuzluğunu hep kanlarını
dökerek dindirmişlerdir. 1924, 1932, 1938, 1944, 1946, 1959, 1980
ve daha sonra gerek İran ve gerekse Kuveyt Savaşları sırasında yaşadıkları
katliamlar ise bunun şeref belgeleridir.
Lozan Antlaşmasından sonra kendi kaderleriyle başbaşa kalan Irak
Türkleri bugüne kadar
her türlü baskıya göğüs gererek, varlıklarını sürdürme azim ve kararlılığını
göstermişlerdir.
İnsanca yaşamaları bile çok görülen, her türlü hakları ellerinden
alınan, hiç bir hayat ve
gelecek garantileri olmayan soydaşlarımız hala baski, kıyım, göçe
zorlanma gibi gayri insani
muamelelerin muhatabı olmaktadırlar. 2 milyona yaklaşan sayılarıyla
Irak nüfüsunun %
10'luk bölümünü oluşturan soydaşlarımızdaki Türklük şuurunu bugüne
kadar hiç bir metot
yok edememiştir. Başta Kerkük olmak üzere bütün Türk bölgelerinde
Türk kültürü, örf adet ve ananeleri yaşamaktadır. Türk olmak ve
insanca bir hayat istemekten başka bir suçları olmayan bu insanlar
her zaman kalbimizde yaşayacaklardır.
Irak Türkleri, Türkiye'nin, gereksiz evhamlarından kaynaklanan
"Dünyanın düşmanlığını"
üzerine çekme korkusundan kurtularak bir an önce kendilerine sahip
çıkmasını
beklemektedirler. Türkiye'nin kayıtsızlığı Türklük düşmanlanna cesaret
vererek daha rahat
hareket etmelerine sebep olmakta, bu yüzden Türklük ağır kayıplara
uğramaktadır. Irak
Türklerinin durumu maalesef hergün biraz daha kötüleşmektedir.Türkiye
bu duruma
hassasiyet göstermeli, açıkça soydaşlarımızın yanında olduğunu bütün
dünyaya ilan etmelidir.
İnanıyoruz ki, Irak Türkleri öz vatanlarında yıllarca ümitle bekledikleri
insanca yaşama
hakkına elbet bir gün kavuşacaklar fakat, bugüne kadar çektikleri
zorluk ve sıkıntıların
karşılığını ancak Hür ve Müstakil Milli Türk Devletini kurdukları
zaman alacaklardır.
Recep Küçükizsiz, 15 Temmuz 2003
|