|
3 MAYIS TÜRKÇÜLER BAYRAMI - TEŞEKKÜR
VE
BİR ÖNERİ
3 Mayıs Türkçüler Bayramı
3 Mayıs 1944 tarihinde, bir avuç Türk Milliyetçisinin “kahrolsun
koministler” diye Ankara’da başlattıkları hareket, milliyetçiliğin
siyasi örgütlenmesinin mayasını
oluşturmuştu. Yıllardır Türk Milliyetçileri tarafından “TÜRKÇÜLER
BAYRAMI” veya “TÜRKÇÜLER GÜNÜ” olarak kutlanmaktaydı.
Türk Milliyetçiliğinin siyasi organizasyonu olan MHP iktidar ortağı
olmaya başlayınca önce isim değiştirdi, “MİLLİYETÇİLER GÜNÜ” oldu.
Sonra da anılmaz,
kutlanmaz hale gelmişti.
Geçmişiyle ilgisini kesenlerin geleceği olmazmış. Nihayet ortak
olunan hükümet 3 kasım seçimleri ile sona erince fark ettik ki,
bilinen uygulamalar sadece bir takım
yanlışlar veya hatalar yapılmamıştır. Bu şuurlu olumsuz davranışlar
aynı zamanda Türk Milliyetçilerinin hafıza kaybetmeleri amacını
da gerçekleştirme hedefini
gerçekleştirmiş.
O sebeple de Türk Milliyetçileri bir fetret dönemi yaşıyordu. Ülkücüler
olarak bu hafıza kaybını gidermek ve hafızamızı yeniden kazanabilmek
için birlikte karar
verdiğimiz 3 mayıs tarihi zemininde, mehter marşları, Ozan Arif
kasetleri veya Aşık Sefai‘nin deyişleriyle bir sosyal psikolojik
tedavi yerine geçmek üzere yapılan
kutlamalar son derece büyük coşkularla kutlandı. Ülkemizin batıdan
doğuya il ve ilçelerinin çoğunda bu heyecan yaşandı.
Başta Ankara ve İstanbul olmak üzere pek çok il ve ilçede büyük
coşkularla ve birden çok salonda ve/ya piknik alanlarında tam bir
bayram havasında kutlandı. Aşık
Sefai’nin katıldığı Türk Ocakları Samsun Şubesince düzenlenen Meşe
Kültür Parktaki toplantı aynı zamanda bir Türk Kurultayı biçiminde
yapıldı. Çanakkale’de
merhum Milletvekili Sıtkı TURAN’ın anma merasimi ile yapılan anma,
sevinçle hüznü birlikte yaşattı.
Teşekkürler
Aydınlar Ocakları ve Türk Ocakları bu kutlu işe öncülük ettiler.
Ülkü Ocakları ve ülkücü kuruluşların bir kısmı da yer yer birlikte
veya ayrı ayrı kutlamalar, paneller
düzenledi. Ayrı ayrı düzenlemeler hoş gibi görünse de, kuruluşlarımızın
da şahıslar gibi, bir nefsaniyet derdi taşıdıkları anlaşılıyor.
Buna rağmen bu kutlamaları
düzenleyen kuruluşlarımızın idarecilerine şükranlarımızı ifade ediyoruz.
3 Mayıs’ı birlik, beraberlik ve bir atak başlangıcı olarak “eylem
birliği” talebinde bulunmuş bir Türkçü olarak mutluluğumu tarifte
zorlandığımı ifade etmeliyim.
Bu sebeple bütün gönüldaşlara, ülküdaşlara ve şerefli varlıklarıyla
bu organizasyonları sağlayan ve katılmış olan herkese teşekkür ve
minnetlerimi sunuyorum.
Gelecek Yıllar İçin Bir Öneri
3 Mayıs kutlamalarında katılım kapalı salonları aşmalı, her il veya
ilçede birlikte kutlama programları ile stadyumları doldurmalı;
sevincimizi seslendiren Ozan Arif gibi
şahısların veya gurupların katılımı ile millete mal olacak organizasyona
dönüşmesi gerekir. Bu bakımdan gelecek yılki programların şimdiden
düşünülmesi gerekir.
Bu bayram havasında oluşan birlik ve beraberliğimiz, inşallah artar
eksilmez, taşar dökülmez. Geleceğimizin şekillenmesinde, içimizdeki
beyinsizlerden hareketin
temizlenmesinde etkili olur.
Sevincin de hüznünde toplumla paylaşılması gerekmiyor mu? Tasada
ve sevinçte bir olmak, millet olmanın ve üniter yapının en önemli
göstergesidir. Sevincimizi
paylaşırken kıskançlığa, nefsimizi öne çıkarmaya ne gerek var?
Otuzbeş yıl önce Tokatlı Aşık Selmanî değerini hiç kaybetmemiş bir
deyişinde:
“Ezelden hepimiz bir vatandaşız,
Muhammed’i sevenlere yoldaşız.
Kanımız bir, canımız bir yoldaşız;
İkilik gütmenin zamanı değil!”
diyerek birliğe, dirliğe ve diriliğe çağırıyor. Gerçekten zaman
birlik zamanı olduğunu her vesileyle bize kendini yeniden öğretmiyor
mu?
Uluslararası bir futbol maçı sonrasında meydana gelen coşku kadar
3 mayıs heyecanı coşku meydana getiremeyecekse, bunu sağlayamayacaksak,
“ne diye varız”,
diye sorgulamamız gerekmez mi?
İkiyüz kişilik salonları bile dolduramayan hareketler, varsın ellere
kalsın.
Unutmayalım, gelecek yıl Stadyumlarda, hep birlikte, milletin bütün
kesimlerinin katıldığı toplantıları şimdiden hazırlanmalıyız!
Bundan böyle, son birkaç yıldır unutturulmaya çalışılan “Yemen Türküsü”
ve 1918 de Azerbaycan’da Nuri Paşa’nın Bakü’ye geldiği akşam, hürriyeti
tatmış ve Türk
Ordusunun gelişiyle duyguları bayraklaşmış birkaç aylık bir gelinin
ilk kıtasının sözlerini söyleyip, daha sora Ahmet CEVAT tarafından
tamamlanan, Paşa ve bütün
askerlerimizi ağlatan “Çırpınırdı Karadeniz” ler toplantılarımızı
süslemeye devam edecektir.
Geçmişinden güç alan Türk Milliyetçileri geleceği daha doğru ve
düzgün planlayacak; yalansız, talansız, hilesiz çalışmalarla millete
beklediği güzel günleri yaşatacaktır.
Bu günün anısına 3 Mayıs 1944’ün kahramanlarından, bayrak insan
merhum Nihal ATSIZ’ın Kömen’den alınmış bir şiirinden parçalar sunmayı
zaruri gördüm.
Duygularımızı O’ndan daha güzel kim ifade edebilir ki?
3 Mayıs’ın bayraklaşmış 23 kahramanını, yüreklerinde kurşun gibi
taşıdıkları Türklük ve Türkiye sevdası için şehit olmuş Ülkücü arkadaşlarımızı
rahmetle, minnetle ve
şükranla anıyor ve bizden önce gitmiş yiğitleri selamlıyorum!
Orda erdem gözükür, başkası çıkmaz alana.
Kapanıktır kapılar her kovu, her bir yalana
Orda erler: kimi arslan, kimi pars’ın eşidir.
Orda kızlar: güneşin kendi, ayın onbeşidir.
Uğramaz ufkuna asla o yerin yüz karası;
Orada yoktur ne siyaset, ne fikir maskarası.
Yaşamaz öyle bir ortamda küçüklük, kötülük;
Bir alaydan daha üstün savaşır orda bölük!
Sungurun uçtuğu yerlerde barınmaz yarasa;
Ve bütün dirliğin üstünde yürür sade yasa…
Bir düşün başların üstünde kağanlık tuğunu,
Ruh duyar orda ölürken bile Türk olduğunu…
Ölümün zevkini bir süs gibi gönlünde taşır.
Dirilerden daha çok orda şehitler dolaşır.
Bu şehit ordusu varken, kuramaz kimse pusu,
Yurt için kan dökülür orda denizler dolusu.
Dr.Abdülkadir SEZGİN
drsezgin@hotmail.com
|