Antartika'da mı olacaktınız?..

“Her ne zaman görsem seni Everek,
Yüreğimde bir incecik sızı var...
Ah ile geçirdim ömrümün çağı,
Eteğinde Başbuğum'un izi var!..”

Bilir misiniz ki Everek, Türk Anadolu'nun tam ortasında uluyan bir Bozkurt haşmetiyle, karlı döşünü, dumanlı başını semaya diken Erciyes'in diğer adıdır. Yazının başında Türk'e has bir ağıt-türkünün ilk dörtlüğü düştü gönlümüzden... Ama sözde küçük, özde büyük bir değişiklikle... Son mısra 'Eteğinde bir yavrumun izi var' şeklindeydi; biz 'Eteğinde Başbuğum'un izi var' diye değiştirdik. Aslında bu, ava giderken avlanan delikanlılar delikanlısı bir oğul için, yüreği dağlı anasının yaktığı ağıttır... Gönlü ve gözleri dolu ana ve Anadolu... Ve 'Milletimin gözü yaşlı / Kurtar O'nu Başbuğ Türkeş' diye haykırarak büyüyen, büyüyerek haykıran bir nesil...

Hani Ozan Arif diyor ya 'Sana bir Ülkücü nesil anlatsam / Usul usul, fasıl fasıl anlatsam...' Bizim gönlümüzde ve gözümüzde, Efsanevi Başbuğ'un yetiştirdiği Ülkücü Nesil, yine o Başbuğ'un temelini attığı bir kurultayda buluştu... İster Erciyes deyin, ister Everek; işte o yüce dağın ak-kara sinesine, 14'üncü defa kurultay düzeni üzre diz vurdu... Allah'ın (CC) izni ile kutlu menzil diye varılan, diz vurulan, kurultay kurulan yer Tekir Yaylası'ydı... Bu, madalyonun görünen güzel yüzüydü...

Buruk Kurultay

Daha önce de yazdığımız gibi, bu kurultay, yaraların sarıldığı, yüreklerdeki közlerin alevlenmek üzere yeniden karıldığı, Müslüman Türk Milleti'ne sevdalı bütün ülkücülerin yeni bir şevkle biribirine sarıldığı, işte bu sebeple, 'bütün canların bir olmak üzere çağrıldığı' bir kurultay olmalıydı...

'Oldu mu?' derseniz, katılanların büyük çoğunluğunun cevabı, yürekleri 'kebap edecek'tir... 'Olmadı' denilecektir, 'olmadı!..'

Çünkü bu kurultay bir öze dönüş kurultayı olmalıydı. Türkiye ve Müslüman Türk Milleti sevdasıyla 40 yıl önce yollara dizilen gönül kervanının, hangi hatalar sonucunda durma noktasına geldiği konuşulmalıydı bu kurultayda... MHP Genel Merkezi'ne oturan ve dolayısıyla Ülkücü İrade'yi ipotek altına aldıklarını zanneden güruh, hatasını kabul etmeli, partili veya partisiz bütün ülkücüleri kucaklaşmaya çağırmalıydı. Bu kurultay, 3.5 yıllık koalisyon ortaklığı döneminde, vaadlerin niçin ve hangi sebeple yerine getirilemediğinin, sorumlularınca anlatıldığı; Büyük Türk Milleti'nden özür dilendiği bir kurultay olmalıydı. Bu 'teslimiyetçi' anlayışın; gaflet ve dalalete sarılmış, ihanet duygusuyla karılmış hangi
teslimiyetçi güruhun yolunu, nasıl ve niçin açtığı, açık seçik muhakeme edilmeliydi...
Kendi hatalarından ders almamış, hiçbir sözüne sadık kalmamış, 'kincilik illeti'ne tutulup ham kalmış, olmamış bir ekibin, 21'inci Yüzyıl'la kucaklaşmaya kalkmadan önce, Ülkücü Hareket'in çilekeş mensuplarıyla, Ülkücü İrade ile kucaklaşması ve helalleşmesi, elbette beklenemezdi... Ve ortaya Ülkücü Hareket'e sokulmaya çalışılan her türlü fitneye rağmen ihtişamlı, ama MHP üst yönetiminde bulunanlar açısından her türlü zorlamacı, katılanlar adına da buruk bir kurultay çıktı...

İddia ediyoruz!..
Evet, biz iddia ediyoruz!.. Türkiye'yi ve Türk İslam ålemi'ni kucaklayacak, Türkiye'yi çağlar üzerinden atlatarak, yeniden 'cihan devleti' yapacak kadrolar, çileyi kana, alın terini hicrana katık etmiş ve iyi yetişmiş Ülkücü Kadrolardır!..

Ülkücü Hareket'ten yetişmiş, helaline haram katmayacak, vatan denilen nimeti, millet denilen emaneti asla satmayacak pırıl pırıl bürokratlarımız, teknokratlarımız, yöneticilerimiz var... Ferdi planda yaşadığı çağın gereklerini yerine getiren, ilm” gelişmeleri takip eden, mesleğinde zirveye çıkmış, yeni projeler üretebilecek bu insanlarımız; Üstad Yahya Kemal'in o güzelim vecizesinde, biribirine yakışan bir kafiye ile buluyor ifadesini... 'Ne harab”, ne harabat”yim / Kökü mazide olan atiyim' diyor ülkücüler... Ama Hareket'in yönetimine çöreklenmiş zihniyette şevk yok, aşk yok, coşku yok, nihayet heyecan, mantık ve izan dengesi yok... Çünkü ruh yok ruh!..

MHP'nin Genel Başkanı Sayın Bahçeli'den, hiç olmazsa 3 Kasım'ı 4 Kasım'a bağlayan gece vermiş olduğu sözü tutmasını bekliyorduk... Dürüstlüğü'ne diyeceğimiz yok elbet. Bu konuda kendisini savunmak, Türk Basını'nda yine bize düştü... Ama 'İlkeli'lik vardı ya... Eğer Sayın Bahçeli, etrafını görmesini engelleyen 'yağ tabakası'nın söylediği gibi ilkeli bir lider olsaydı, en azından 'sözümden döndüm, adayım' diye kesin konuşurdu. Zorlama destek bildirilerine rağmen 'adayım' demiyor, '12 Ekim'de Ankara'dayım' diye kendi ülküdaşlarına kükrüyor...

A Sayın Genel Başkan Bahçeli, 12 Ekim'de MHP Kongresi yapılırken Ankara'da değil de Antarktika'da mı olacaktınız?!..

Ne demişti Ozan Arif?.. 'Başkasına siyam kedisi, ülkücüye aslan kesildi...'
Ama herhalde Ülkücü'nün Bozkurt olduğunu ve bu aslanlıklardan korkmayacağını, 12 Ekim'de öğrenecek...
Ve 12 Ekim'de Bozkurtlar Ordusu, Kur'an ışığıyla Turan yollarına dizilecek!...

SERVET KABAKLI, 05.08.2003

 
TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI İBRETLİK