İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR
W W W . O T U K E N . N E T _________________
 

BAŞBUĞ'UN HAKK'A YÜRÜYÜS YILDÖNÜMÜNDE EYLEME DAVET

Türkeş’in Vefat Yıldönümü

Alparslan Türkeş’in Hakk’a yürüyüşünün yine yıl dönümü.
Yıl dönümü bu defa geride bıraktığı siyasi, ideolojik ve kültürel mirasının Çarçur edildiğinin; O’nun “Sevgili Bozkurtları”nın başlarının utançtan yere eğildiğinin ve millet karşısında, iktidarken yapılan yanlışların, sadece iktidardakilerin değil, her Türk Milliyetçisinin yüzüne tokat gibi çarpıldığı bir zamanda geldi.
O’nun Hakka yürüyüşü ile pek çok şey de Hakka yürüdü.
Siyasi mirasını elinde bulunduranlar, çok kötü mirasyediler olarak tescil edildi.
İktidar olurken bile muhalifi oldukları, Bildergbeg’le simgelenen kötüyü temsil eden, binlerce Ülkücünün hesabından sorumlu, kara ruhlu Karaoğlan’ı “eleştirilmez, erişilmez, yokluğuna dayanılmaz lider” olarak tarif eden, “O’nsuz olmaz, bütün senaryolar, “O’nsuz hükümet istiyorlar” diyerek, Kitaba, Bayrağa sarılır gibi sarılarak, Türk Milliyetçiliğini ona bozuk para gibi verdiler. O da yapacağını yaptı ve eline konan itibarımızı, yiğitliğimizi, mertliğimizi, ülkücülüğümüzü Papandreu keyifle oynasın diye sirtaki çalan kemancıya bahşiş olarak verdi.
Arta kalan bozuklukları da ırz düşmanları, katiller, komünistler ve bir sürü sahtekarın hapishanelerden çıkartılması için gardiyanlara bahşiş olarak sundu.
Kader kurbanı, zavallı Türk Milliyetçileri ayrılıp, içerde ölüme terkedildiler.
Evet!..
O’nun dokuz ışığını bir bayrak ve ideoloji olarak kabul edenlerin bir kısmı, dokuz ışık yerine, iktidarken alıştığı, belki de, dokuz kaşık sevdası peşinde.
Bozkurtlar, utançlarından başları eğik, tarihlerinin en kötü fetretini yaşıyorlar; üzgün ve bezginler.
Sevgili Başbuğ, eğer cenaze namazına katılanlar aynı kalabalık cemaatler halinde türbene gelemiyorlarsa; gelemeyenler, taşıdıkları hayâ duygusundan utandıklarından, sana gelmeye yüzü olmadıklarından gelemeyenlerdir.
Arada bir utanma belası türbene gelip, baş tarafındaki taşı şöyle bir sıvazlayıverenler, neye geldiklerini bilmeden, “ziyaret etti desinler”, diye gelenlerdir. Bunların Hak’la, samimiyetle ilgisi yoktur.
Bu günleri görmek, düşünmek ve üstelik yazmak durumunda kalmak insana ıstırap veriyor.
Keşke bunlar olmasa, bu hezimetler ve geçmiş iktidar yaşanmasaydı!

Ülkücü Hafıza Kaybı mı Yaşanıyor?

Mevcut bezginliğe, bıkkınlığa bakılırsa, Ülkücüler, bir hafıza kaybı yaşıyor. Tek tek her birimizin hafızasında tam ve sağlam bir hafıza bulunduğu halde, topumuza bakıldığında böyle kaybı yaşadığımız anlaşılır.
Yoksa, dağları sökecek, gökleri çekip yere indirecek, yerleri, gökleri inleten ülkücü kadroların bu günkü hali neyle ve nasıl anlatılabilir?
“Türklüğe umut” ülkücü, “Çankaya yokuşunda” hafızasını mı kaybetti, sorusunu sormamız gerekiyor.
-Hani bu yüzyıl Türk yüzyılı olacaktı?
-Hani Turan?
-Bizim dışımızda, bizden habersiz gelişen dünyada, bizimkilerin iktidarında, -nerede ise- bütün Türk devlet ve topluluklarıyla ilişkilerimiz kopma noktasına gelmedi mi?
-Bizimkilerim iktidarında, “Türk Kurultayı yaptı” diye bakanlar koltuklarından azledilmedi mi?
-Bizimkilerin iktidarında, “uluslararası tahkim”den başlayarak, milli egemenliğimizden AB’ye satılmayan ne kaldı?
-Bizimkilerin iktidarında, ülkücü eğitimden vaz geçilmedi mi?
-Bizimkilerin iktidarında, temel dayanağımız üniversite gençliği ile bağımız, parti üyesi kırkını aşmış, üniversite ile ilgisi kalmamış “Başkan”lara havale edilerek, teşkilatın ayakları kırılmadı mı?
-Bizimkilerin iktidarında, kırk yıldır damlayan bir çeşmeden damla damla biriktirdiğimiz su misali, imbiklerden süzüp biriktirdiğimiz bir avuç bürokratımız tayinle sürgün arasında dargın, kırgın hale getirilmedi mi?
-Bizimkilerin iktidarında, kültürle, ilimle, fikirle ilgili gelişmeyi bırakın, yerinde sayacak kadar bir çalışma yapabildik mi?
-Bizimkilerinin iktidarında, bizimkilerden söz edemeyecek duruma düşmedik mi?
-Ve... Bizimkilerin iktidarında biz varmıydık?
Şu ülkücü hafızayı bir yoklayın, yoksa hafıza kaybına mı uğradık?
- ...

Şimdi Ne Olacak?

Sadece eleştirmek ve işi orada bırakmak, mevcut durumun ağırlaşarak devam etmesi demektir. Hiçbir Ülkücü bunu yapamaz. Eleştirenler çıkışı da göstermelidir.
Önce gözlerimizi ovup, uykudan uyanmalı ve etrafımızda uyuyanları da uyandırmalıyız.
Durum ortada iken, milletin bıkkınlığına bakıp, “bu ölü dirilmez” diyenler, ülkücülüğün hiçbir zaman ölmeyeceğini; insanlık var oldukça ülkücülüğün olacağını hatırlamalıdır.
Merhum Başbuğ’un deyimi ile, “bu davada yorulanlara yer yoktur”.
Çünkü bu Türklüğün varlık mücadelesidir!
Bu mücadele biz olsak da olmasak da devam ediyor: bütün dünya, doğulusu, batılısı ile “Türkiye Kuzey Irak’a girmesin” diye niçin bağırıyor, dersiniz?
Irak’a girmekte geç bile kaldığımızı niçin haykırmıyoruz?
İdeolojik hareketlerde sevgi, bağlılık ve birlikte olmak son derece önemlidir. Buna İslam’dan da başkalarından da örnekler bulmak mümkündür.
Şia-i Ali (Ali Partizanları)nin ilk çıktığı günden bu güne, Şiilerde ve Alevilerde var olan bir kural vardır: Tevellâ ve Teberra.
Tevellâ, Hz. Ali ve ehlibeyti sevmek, O’nları sevenleri sevmektir. Teberra ise, onları sevmeyenleri sevmemektir.
Bizim Türklüğe, Türkçülüğe, Türk Milliyetçiliğine, Ülkücülüğe bağlılığımız işte böyle bir tevella şeklinde bir bağlılıktır.
Biz, Yahudiler gibi, ırkçı değiliz. Türk ırkının üstünlüğü gibi bir düşüncenin sahibi olamayız. Tarihi, kültürel, manevi değerlerimizi; topyekün Türklüğü ve O’nu sevenleri seviyoruz.
Merhum Mustafa Kemal Paşa’nın dediği ve Türkeş’in öğrettiği şekliyle, kendisini bu kültürün içinde hisseden, bundan mutluluk duyan herkesi seviyoruz.
Yönetici biz olduğumuz, devleti biz kurduğumuz, çoğunluğu biz oluşturduğumuz için, aramızda kalmış veya aramıza gelmiş, bizimle birlikte yaşamış ve mutlu olmuş; bu mutlulukla gurur duymuş iftihar etmiş herkesi seviyoruz.
“Ne mutlu Türküm diyene” derken anlattığımız da budur.
Bizimle aynı kültürü paylaşan, aynı değerleri kabul eden Arap, Kürt, Boşnak, Arnavut, Makedon, Pomak, Çerkez, Gürcü, Çeçen, Lezgi, ... içimizde kimler varsa hepsini kendimizden bir parça sayıyoruz. Hepimize birden Türk deyişimiz kimseyi kendimizden ayırmayışımızdandır.
Merhum Türkeş :”Ben ne kadar Türksem, onlar da o kadar Türk, Onlar ne kadar Kürtse, ben de o kadar Kürdüm” derken aynı mantıkla söylememiş miydi?
Ama, genleri benim gibi Türk geni olduğu halde, yaşadığımız hezimeti başarmış olanları kendimden nasıl sayabilirim?
-Onları sevmek mümkün müdür?
Sevmediklerimize gelince, gözü kör, kulağı sağır, kalbi mühürlü yüzlerce, binlerce insanlığa verdiğimiz hizmetlerden, Müslümanlara verdiğimiz şehadetten habersiz, nankör, iz’ansızlardır.
Evet, şimdi bütün sevdiklerimizle birlikte, yeniden, herkesi mutlu edecek bir dünya için; âdil, vefalı, saygılı, dürüst; yolsuzluğa, soyguna, vurguna, her türlü ahlaksızlığa, harama, yalana, ...
ve bilcümle kötülüklere kapalı, herkesin insanca, haysiyeti ile yaşayacağı bir Türkiye ve dünya için yeniden el ele olmalıyız.

Haydin 3 Mayıs’a

Bizi birleştirecek iş eylemdir. Tıpkı 3 mayıs 1944 te başlayan eylem gibi. O gün komünizme karşı başlayan eylem gibi.
Bu defa, her biriz bir Alparslan Türkeş olarak, yine 3 mayısta bulunduğumuz ilde, ilçede, kasabada, köyde kaç kişi isek, az-çok demeden bir araya gelmek. Birlikte bir bardak su, ayran veya çay içerken bu günün bir bayram, bir başlangıç, bir atılım günü olduğunu söyleyelim.
Fırsat bulursak, imkan olursa, “tarihi çevir, nal sesi, kısrak sesi bunlar” diye geçmişi hatırlatan bir marş, bir türkü dinleyelim: “Selam Türkün bayrağına” diye kara denizin hasretle çırpındığı günleri analım. Varsa bir Ozan Arif kaseti ile, şerefimizi satanlara seslenip, “geri istiyorum” diyelim.
Hafızasını kaybedenlere, eski hafızalarını yeniden kazanmak için böyle yapılmıyor mu?
Hafızamızı kaybettiğimiz gibi, yeniden bulup çıkartalım.
Ülkücü hafıza, mert, yiğit, dürüst, Allah rızası için yeniden harekete geçsin!
Bizi “sirtaki çalgıcısı”na bahşiş olarak satan sahtekarlara karşı birleştirecek olan TÜRKÇÜLER BAYRAMI vesilesi ile birleşmek, buluşmak, ve “teberra”mızı dile getirmektir.
Bizi birleştirecek fikir, bizim adımızı da kullanarak ülkücü hareketi toptan satan sahtekarlara karşı işbirliğidir.
İş birliğinin başlangıç tarihi 3 mayıs, mekanı Türkçüler Bayramı’dır.
Yol başları, önderler, liderler, yiğit ülküdaşlar, Türk Milliyetçileri yolunuz açık, gözünüz aydın olsun!
3 mayısta Türkçüler Bayramı’nda buluşmak üzere herkes görev başına!

Dr. Abdülkadir SEZGIN, 3 Nisan 2003, Ötüken


TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI!