|
BAŞBUĞ'UN HAKK'A YÜRÜYÜS YILDÖNÜMÜNDE EYLEME DAVET
Türkeş’in Vefat Yıldönümü
Alparslan Türkeş’in Hakk’a yürüyüşünün yine yıl
dönümü.
Yıl dönümü bu defa geride bıraktığı siyasi, ideolojik ve kültürel
mirasının Çarçur edildiğinin; O’nun “Sevgili Bozkurtları”nın başlarının
utançtan yere eğildiğinin ve millet karşısında, iktidarken yapılan
yanlışların, sadece iktidardakilerin değil, her Türk Milliyetçisinin
yüzüne tokat gibi çarpıldığı bir zamanda geldi.
O’nun Hakka yürüyüşü ile pek çok şey de Hakka yürüdü.
Siyasi mirasını elinde bulunduranlar, çok kötü mirasyediler olarak
tescil edildi.
İktidar olurken bile muhalifi oldukları, Bildergbeg’le simgelenen
kötüyü temsil eden, binlerce Ülkücünün hesabından sorumlu, kara
ruhlu Karaoğlan’ı “eleştirilmez, erişilmez, yokluğuna dayanılmaz
lider” olarak tarif eden, “O’nsuz olmaz, bütün senaryolar, “O’nsuz
hükümet istiyorlar” diyerek, Kitaba, Bayrağa sarılır gibi sarılarak,
Türk Milliyetçiliğini ona bozuk para gibi verdiler. O da yapacağını
yaptı ve eline konan itibarımızı, yiğitliğimizi, mertliğimizi, ülkücülüğümüzü
Papandreu keyifle oynasın diye sirtaki çalan kemancıya bahşiş olarak
verdi.
Arta kalan bozuklukları da ırz düşmanları, katiller, komünistler
ve bir sürü sahtekarın hapishanelerden çıkartılması için gardiyanlara
bahşiş olarak sundu.
Kader kurbanı, zavallı Türk Milliyetçileri ayrılıp, içerde ölüme
terkedildiler.
Evet!..
O’nun dokuz ışığını bir bayrak ve ideoloji olarak kabul edenlerin
bir kısmı, dokuz ışık yerine, iktidarken alıştığı, belki de, dokuz
kaşık sevdası peşinde.
Bozkurtlar, utançlarından başları eğik, tarihlerinin en kötü fetretini
yaşıyorlar; üzgün ve bezginler.
Sevgili Başbuğ, eğer cenaze namazına katılanlar aynı kalabalık cemaatler
halinde türbene gelemiyorlarsa; gelemeyenler, taşıdıkları hayâ duygusundan
utandıklarından, sana gelmeye yüzü olmadıklarından gelemeyenlerdir.
Arada bir utanma belası türbene gelip, baş tarafındaki taşı şöyle
bir sıvazlayıverenler, neye geldiklerini bilmeden, “ziyaret etti
desinler”, diye gelenlerdir. Bunların Hak’la, samimiyetle ilgisi
yoktur.
Bu günleri görmek, düşünmek ve üstelik yazmak durumunda kalmak insana
ıstırap veriyor.
Keşke bunlar olmasa, bu hezimetler ve geçmiş iktidar yaşanmasaydı!
Ülkücü Hafıza Kaybı mı Yaşanıyor?
Mevcut bezginliğe, bıkkınlığa bakılırsa, Ülkücüler,
bir hafıza kaybı yaşıyor. Tek tek her birimizin hafızasında tam
ve sağlam bir hafıza bulunduğu halde, topumuza bakıldığında böyle
kaybı yaşadığımız anlaşılır.
Yoksa, dağları sökecek, gökleri çekip yere indirecek, yerleri, gökleri
inleten ülkücü kadroların bu günkü hali neyle ve nasıl anlatılabilir?
“Türklüğe umut” ülkücü, “Çankaya yokuşunda” hafızasını mı kaybetti,
sorusunu sormamız gerekiyor.
-Hani bu yüzyıl Türk yüzyılı olacaktı?
-Hani Turan?
-Bizim dışımızda, bizden habersiz gelişen dünyada, bizimkilerin
iktidarında, -nerede ise- bütün Türk devlet ve topluluklarıyla ilişkilerimiz
kopma noktasına gelmedi mi?
-Bizimkilerim iktidarında, “Türk Kurultayı yaptı” diye bakanlar
koltuklarından azledilmedi mi?
-Bizimkilerin iktidarında, “uluslararası tahkim”den başlayarak,
milli egemenliğimizden AB’ye satılmayan ne kaldı?
-Bizimkilerin iktidarında, ülkücü eğitimden vaz geçilmedi mi?
-Bizimkilerin iktidarında, temel dayanağımız üniversite gençliği
ile bağımız, parti üyesi kırkını aşmış, üniversite ile ilgisi kalmamış
“Başkan”lara havale edilerek, teşkilatın ayakları kırılmadı mı?
-Bizimkilerin iktidarında, kırk yıldır damlayan bir çeşmeden damla
damla biriktirdiğimiz su misali, imbiklerden süzüp biriktirdiğimiz
bir avuç bürokratımız tayinle sürgün arasında dargın, kırgın hale
getirilmedi mi?
-Bizimkilerin iktidarında, kültürle, ilimle, fikirle ilgili gelişmeyi
bırakın, yerinde sayacak kadar bir çalışma yapabildik mi?
-Bizimkilerinin iktidarında, bizimkilerden söz edemeyecek duruma
düşmedik mi?
-Ve... Bizimkilerin iktidarında biz varmıydık?
Şu ülkücü hafızayı bir yoklayın, yoksa hafıza kaybına mı uğradık?
- ...
Şimdi Ne Olacak?
Sadece eleştirmek ve işi orada bırakmak, mevcut
durumun ağırlaşarak devam etmesi demektir. Hiçbir Ülkücü bunu yapamaz.
Eleştirenler çıkışı da göstermelidir.
Önce gözlerimizi ovup, uykudan uyanmalı ve etrafımızda uyuyanları
da uyandırmalıyız.
Durum ortada iken, milletin bıkkınlığına bakıp, “bu ölü dirilmez”
diyenler, ülkücülüğün hiçbir zaman ölmeyeceğini; insanlık var oldukça
ülkücülüğün olacağını hatırlamalıdır.
Merhum Başbuğ’un deyimi ile, “bu davada yorulanlara yer yoktur”.
Çünkü bu Türklüğün varlık mücadelesidir!
Bu mücadele biz olsak da olmasak da devam ediyor: bütün dünya, doğulusu,
batılısı ile “Türkiye Kuzey Irak’a girmesin” diye niçin bağırıyor,
dersiniz?
Irak’a girmekte geç bile kaldığımızı niçin haykırmıyoruz?
İdeolojik hareketlerde sevgi, bağlılık ve birlikte olmak son derece
önemlidir. Buna İslam’dan da başkalarından da örnekler bulmak mümkündür.
Şia-i Ali (Ali Partizanları)nin ilk çıktığı günden bu güne, Şiilerde
ve Alevilerde var olan bir kural vardır: Tevellâ ve Teberra.
Tevellâ, Hz. Ali ve ehlibeyti sevmek, O’nları sevenleri sevmektir.
Teberra ise, onları sevmeyenleri sevmemektir.
Bizim Türklüğe, Türkçülüğe, Türk Milliyetçiliğine, Ülkücülüğe bağlılığımız
işte böyle bir tevella şeklinde bir bağlılıktır.
Biz, Yahudiler gibi, ırkçı değiliz. Türk ırkının üstünlüğü gibi
bir düşüncenin sahibi olamayız. Tarihi, kültürel, manevi değerlerimizi;
topyekün Türklüğü ve O’nu sevenleri seviyoruz.
Merhum Mustafa Kemal Paşa’nın dediği ve Türkeş’in öğrettiği şekliyle,
kendisini bu kültürün içinde hisseden, bundan mutluluk duyan herkesi
seviyoruz.
Yönetici biz olduğumuz, devleti biz kurduğumuz, çoğunluğu biz oluşturduğumuz
için, aramızda kalmış veya aramıza gelmiş, bizimle birlikte yaşamış
ve mutlu olmuş; bu mutlulukla gurur duymuş iftihar etmiş herkesi
seviyoruz.
“Ne mutlu Türküm diyene” derken anlattığımız da budur.
Bizimle aynı kültürü paylaşan, aynı değerleri kabul eden Arap, Kürt,
Boşnak, Arnavut, Makedon, Pomak, Çerkez, Gürcü, Çeçen, Lezgi, ...
içimizde kimler varsa hepsini kendimizden bir parça sayıyoruz. Hepimize
birden Türk deyişimiz kimseyi kendimizden ayırmayışımızdandır.
Merhum Türkeş :”Ben ne kadar Türksem, onlar da o kadar Türk, Onlar
ne kadar Kürtse, ben de o kadar Kürdüm” derken aynı mantıkla söylememiş
miydi?
Ama, genleri benim gibi Türk geni olduğu halde, yaşadığımız hezimeti
başarmış olanları kendimden nasıl sayabilirim?
-Onları sevmek mümkün müdür?
Sevmediklerimize gelince, gözü kör, kulağı sağır, kalbi mühürlü
yüzlerce, binlerce insanlığa verdiğimiz hizmetlerden, Müslümanlara
verdiğimiz şehadetten habersiz, nankör, iz’ansızlardır.
Evet, şimdi bütün sevdiklerimizle birlikte, yeniden, herkesi mutlu
edecek bir dünya için; âdil, vefalı, saygılı, dürüst; yolsuzluğa,
soyguna, vurguna, her türlü ahlaksızlığa, harama, yalana, ...
ve bilcümle kötülüklere kapalı, herkesin insanca, haysiyeti ile
yaşayacağı bir Türkiye ve dünya için yeniden el ele olmalıyız.
Haydin 3 Mayıs’a
Bizi birleştirecek iş eylemdir. Tıpkı 3 mayıs 1944
te başlayan eylem gibi. O gün komünizme karşı başlayan eylem gibi.
Bu defa, her biriz bir Alparslan Türkeş olarak, yine 3 mayısta bulunduğumuz
ilde, ilçede, kasabada, köyde kaç kişi isek, az-çok demeden bir
araya gelmek. Birlikte bir bardak su, ayran veya çay içerken bu
günün bir bayram, bir başlangıç, bir atılım günü olduğunu söyleyelim.
Fırsat bulursak, imkan olursa, “tarihi çevir, nal sesi, kısrak sesi
bunlar” diye geçmişi hatırlatan bir marş, bir türkü dinleyelim:
“Selam Türkün bayrağına” diye kara denizin hasretle çırpındığı günleri
analım. Varsa bir Ozan Arif kaseti ile, şerefimizi satanlara seslenip,
“geri istiyorum” diyelim.
Hafızasını kaybedenlere, eski hafızalarını yeniden kazanmak için
böyle yapılmıyor mu?
Hafızamızı kaybettiğimiz gibi, yeniden bulup çıkartalım.
Ülkücü hafıza, mert, yiğit, dürüst, Allah rızası için yeniden harekete
geçsin!
Bizi “sirtaki çalgıcısı”na bahşiş olarak satan sahtekarlara karşı
birleştirecek olan TÜRKÇÜLER BAYRAMI vesilesi ile birleşmek, buluşmak,
ve “teberra”mızı dile getirmektir.
Bizi birleştirecek fikir, bizim adımızı da kullanarak ülkücü hareketi
toptan satan sahtekarlara karşı işbirliğidir.
İş birliğinin başlangıç tarihi 3 mayıs, mekanı Türkçüler Bayramı’dır.
Yol başları, önderler, liderler, yiğit ülküdaşlar, Türk Milliyetçileri
yolunuz açık, gözünüz aydın olsun!
3 mayısta Türkçüler Bayramı’nda buluşmak üzere herkes görev başına!
Dr. Abdülkadir
SEZGIN, 3 Nisan 2003, Ötüken
|