Arsiv 2000-2001-2002-2003
 

Ötüken'den not:

Sayın Servet Kabaklı, sen böyle güzel yazılarının içine KATIKSIZ HAİN ÖZAL'I soktukça, 'Allah taksiratını affetsin' demen gereken birine 'rahmet' okudukça, ÇUVAL ÇUVAL İNCİRİ BERBAT EDİYORSUN. O hain sağlığında sana iyilik etmiş olabilir. Önemli olan, sana değil, bu yüce millete ettiği iyiliğin olup olmadığıdır, yaptığı kötülüktür. Türk Dünyasına yaptığı fenalıklar sebebiyle 'LANETLEDİĞİMİZ BİRİNİ' bu camiaya sevdirmeye çalışma. Böyle davranış bozukluğu sergilemeye devam ettiğin takdirde, kaybeden sen olacaksın.

Gözün kör mü idi be adam!? Kulağın sağır mı idi? Karabağ'da oluk oluk Türk kanı akarken neredeydin?

Moskof ve Ermeni canileri KARABAĞ'a girip mezalim yaptıklarında, büyük puştun (baba bush) yanından sevgili Özal'ın ne demişti, HATIRLA!

' - ONLAR Şİİ, İÇ İŞLERİNE KARIŞAMAYIZ...'

Bu lafı dedikten sonra, Ermenistan'daki deprem için KIZILAY'ı seferber etmemiş mi idi bu hain? Haaaa, Ermeniler Şİİ değildi tabii ki, ERMENİ idi!!!?

Elçibey için kaleme aldığın bu yazıda ÖZAL'dan bahsetmekle, Elçibey'in ruhunu sızlattın. Bu sana İKİNCİ İKAZIMIZDIR!

ÜÇÜNCÜ İKAZIMIZDAN SONRA, yerin hazırdır bilesin. Bu camiaya yaranmak için ağzınla kuş tutsan, bir KAHPE ECEVİT'den, bir BUKELEMUNDAN farkın olmayacak.

* * *

Ebulfeyz Elçibey'in aziz hatırasına...
SERVET KABAKLI / 23.08.2003

O bir 'Bey'di...
O bir 'key'di...
O, Türk Milleti'nin aziz evladı,
O 'Yaralı Bozkurt' Elçibey'di...
O'nunla ilk defa telefonda tanıştık ve danıştık, yani konuştuk. Ama ne konuşma... Diliyle
değil, yüreğiyle danışıyordu. O sırada, Rus zulmüne karşı hürriyet bayrağını yeniden açan,
Mehmed Emin Resulzade'nin izinde, 'Bir defa yükselen bayrak, bir daha inmez' diye
haykıran Azerbaycan Türkleri'nin önderiydi... Rus tanklarına göğüslerini siper edercesine
sokaklara meydanlara dökülenlerin kurduğu Azerbaycan Halk Cephesi'nin cesur
lideriydi...
'Servet Bey'im, kardaşım, Türkiye ile Gıbrıs'ın yanında, yeni bir Türk Devleti'nin,
Azerbaycan Türk Cumhuriyeti'nin de ebediyyen hürriyet bayrağını galdırması ırak değildir.
Ardından İnşallah Türkistan'dan Kırım'a hürriyet bayraklarının dalgalandığını görmek de
nasib olacah Allah (CC) goyarsa!..'
Allah'a hamdederiz ki bu telefon konuşmasıyla başlayan dostluğumuzu fan” ömrümüzün en
önemli şeref nişanelerinden biri olarak taşıdık ve yaşatıyoruz.
O bir 'Bey'di dedik. Ömrünü bir Türk Bey'i asaletinde milletinin çilesini çile bilerek
sürdürdü ve bey olarak Hakk'a yürüdü...
O bir 'key'di dedik. Yani kahramandı, yiğitti... Günümüzde örneği çok görülen, üstelik de
soyu sopu, kökü belli olmayan itlere inat, yiğitti Elçibey... Özü bir, sözü birdi...
O'na Türk Milleti'nin aziz evladı dedik. Özü sözü, içi dışı bir olma özelliğinin yanında,
kıvırtmayan, sözünden dönmeyen, hak bildiğini, zaman ve zemin kaygısı çekmeden
söyleyen, yani her doğruyu her yerde haykıran bir aziz adamdı. Bu güzellik de Müslüman
Türk Milleti'nin asaletine yakışıyordu ancak...
O, 'Yaralı Bozkurt' tu dedik. Biz O'na 'haralısan' (nerelisin?) diye sordukça, bize
'yaralıyam' cevabını verdi Elçibey... Çünkü O, Azerbaycanlı'ydı, Türkistanlı'ydı ve
ruyalarına giren, hülyalarını süsleyen Turanlı'ydı... Azerbaycan'dan Turan'a giden yolda,
gönlü yaralı, hürriyete sevdalı bir Yiğit Bozkurt'tu O... O, mangal yürekli bir dava
adamıydı. O, çileyi hayat tarzı olarak seçmiş bir 'ülkücü'ydü...
İlk seyahat İstanbul'a...
AZERBAYCAN dışına ve Türkiye'ye ilk seyahatiydi. Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı'na
seçileli çok olmamıştı. İlk Karadeniz Ekonomik İşbirliği Toplantısı'na katılmak için gelmişti.
Can kardeşim Kemal Çapraz ile birlikte Çırağan'da kaldığı süite girdiğimizde, bir sarılış
sarıldı ki... Sanki yıllardır hasret kaldığı öz kardeşini sarıp sarmalıyordu. Kaç saniye, kaç
dakika kaldık o vaziyette bilmiyorum... Belki zaman bile durmuştu. İkimizin de gözleri
yaşlıydı nihayet ayrıldığımızda...
Kısa sohbetimizde, kendisine 'siyaset yapması gerektiğini' ima yoluyla arz etmeye çalıştık
ama ne mümkün... Yarım saat sonra Türkiye'deki bu ilk basın toplantısında, Türk ve dünya medyasına, sözü siyasete uydurmadan, eğip bükmeden 'Ülkücü Tavrını' koyarak başladı...
- 'Eziz dostlar, men ele bilirem ki Böyük Türk Milleti'nin esgeriyem. İki devlet bir milletig
biz. Azerbaycan Türkleri'nden Türkiye'deki canlara selam getirmişem. Öz ihtiyarıma
galsaydı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı olarah ilk seyahatimi, Güney Azerbaycan'ın Payitahtı
Tebriz'e yapmağ isterdim. Yine de Allah'a (CC) şükreyliyerim ki, Azad Türklüğün Kültür
Payitahtı İstanbul'dayam!..'
Ah Bey, Elçibey...
'BEY' le, Bakü'de, İstanbul'da, Davos'ta, Ankara'da, Keleki'de, yüzyüze ve telefonla bir
çok sohbetimiz, danışmamız, dertleşmemiz oldu. Bu dertleşmelerin, sohbetlerin çoğu,
ömrümüz boyunca bize 'Bey'den Allah Emaneti olarak kalacak... Bazılarını, 'Can
Azerbaycan'ın demokrasi mücadelesine bir faydası olur ümidiyle yazdık veya dostlarımıza,
ağabeylerimize anlattık, onların özleri gibi güzel kaleminden yansıdı kamuoyuna...
Bir güzel hatırayı da ben anlatayım...
Türkiye'ye Cumhurbaşkanı olarak yaptığı son seyahatte, Kayseri'yi de ziyaret etmişti
Cumhurbaşkanımız Rahmetli Turgut Özal ile birlikte... Kayseri Halkı, yollarda, törenlerde
'Bozkurt Elçibey' diye tempo tutmuştu. Kayseri'den İstanbul'a gelmişlerdi. Önce Çırağan
Sarayı'nda ziyaret ettim Bey'i... Dolmabahçe Sarayı'nda şerefine resm” yemek verilecekti.
Ayrılıp oraya geçtim. Merhum Özal, bahçede Bey'i karşılamak için bekliyordu. Beni görür görmez heyecanla sordu...'Oğlum, seninkiler Kayseri'de, Ebulfeyz Bey'e Bozkurt diye tezahürat yaptılar. Ayıp olmaz mı, alınmaz mı?..'
'Merak etmeyin efendim aksine memnun olmuş, sevinmiştir...'
(*)
O sırada Bey'i getiren limuzin yanaştı, kucaklaştılar... Ben de Bey'in elini öpmek üzere
eğildim. Ama Bey öptürmedi elini ve söylediği sözlerle benim cevabımı teyid etmiş oldu...
'Servet Beg Gardaş, biz kimik ki elimizi öpersiz. Biz de bozgurt, siz de bozgurt. Allah
goysa, ikimiz beraber Başbuğ Türkeş'in elini öpeg!..'
Bey için söylenecek çok söz var... O, bir büyük 'Ülkü Adamı'ydı. Bir Türk-İslam
Ülkücüsü olarak yaşadı ve Ülkücü olarak Hakk'a yürüdü.
Ülkücü geçinenler ile Ülkücüler'den geçinenler, Ülkücüler'in oylarıyla ve desteğiyle
iktidardalardı... O'na bir cenaze namazını, bir
devlet törenini bile çok gördüler. Apar topar kaçırdılar.
Elçibey'e Cenab-ı Hakk'tan sonsuz rahmetler niyaz ederken, O'nun yolunda yürüyen
gönüldaşı, 'Dava Adamı' İsa Gamber ve arkadaşlarına, Azerbaycan Halkı'nı demokrasiyle
kucaklaştırma mücadelelerinde başarılar diliyorum...

(*) ; Servet Kabaklı Özal'a öylesine körkütük aşık ve sevdalı ki, Türkiye Cumhuriyeti'ne başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yapmış birinin 'BOZKURT'un ne anlama geldiğini bilmediğini, 'ayıp' şeklinde düşündüğünü ima ediyor.

 
TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI İBRETLİK