|
TÜRK MİLLİYETÇİLERİNE ÇAĞRI
Ben sizleri; küçük politik oyunlara, küçük hesaplara, küçük çıkarlara
ve küçük partide küçük zümre olmaya davet etmiyorum! Ben sizleri;
büyük hedeflere, büyük düşünmeye ve büyük ufukları kucaklamaya çağırıyorum!
Çözülüp dağılan, parçalanan ve çöken hareketimizi; derleyip toparlamaya,
büyütüp yükseltmeye çağırıyorum. Kırgınlıkları, küskünlükleri, uğradığımız
haksızlıkları, vefasızlıkları, aşarak; bütün Türk milliyetçileri
ile aynı siyasî harekette, aynı yuvada toplanmaya, "Büyük Kucaklaşma"ya
çağırıyorum. Ben sizleri; "Yeniden Gönül Seferberliği"
ne çağırıyorum!
Değerli Misafirler,
Değerli Basın Temsilcileri,
Dava Arkadaşlarım,
Ülküdaşlarım,
Toplantımıza katıldığınız için teşekkür eder, hepinizi saygıyla
selamlarım.
Hoşgeldiniz.
12 Ekim tarihinde MHP Büyük Kongresi, olağan toplantısını yapacaktır.
12 Ekim, Milliyetçi Hareket'in karar ve kader günüdür!
MHP Büyük Kongresi, siyasî hayatımızda alışılmış, sıradan kongrelerden
biri olmayacaktır.
Bu kongre, Türkiye'nin siyasî hayatında Türk milliyetçiliğinin yerini,
bundan sonra sahip olacağı ağırlığı; Türk milliyetçiliğinin siyasî
kaderini tayin edecektir. Türkiye'nin politik yelpazesini yeniden
şekillendirecektir.
Kongremiz, Türkiye'nin içerde ve dışarda, kritik gelişmelerin eşiğinde
bulunduğu bir zamanda toplanmaktadır.
Türkiye, bunalımlı ve sancılı bir dönemden geçmektedir.
Türkiye'nin politik kadroları, Türkiye'yi idare edemez durumdadır.
Türkiye'yi yönetme ideal ve iddiasını kaybetmiştir. Bu gerçek, son
yıllarda su yüzüne çıkmıştır. Türkiye, "siyasî yönetim boşluğu"
içindedir.
Son dönemlerde iş başına gelen bütün iktidarlar; yönetimde acizlik,
dağınıklık, iradesizlik ve iddiasızlık içinde olmuştur. Türkiye'nin
siyasî eliti, ilkesiz, korkak ve çıkarcı bir genel davranış içindedir.
Bunun sonucu olarak Türkiye, hızla çöküntüye uğramış, idaresini
yabancı
devletlerin ve lobilerin güdümüne kaptırmıştır.
Halkımız, bu kemikleşmiş hastalığın idraki içindedir. 1987 seçimlerinden
başlayarak, partileri "deneme / cezalandırma" salıncağına
bindirmektedir. On beş yıldan beri her seçimde, denediği partileri
cezalandırıp, başka partileri sınamaktadır. Bir seçimin yükselen
partileri, sonraki seçimde tepe üstü çakılmaktadır.
Bu "deneme / cezalandırma" operasyonlarının en sert olanı
3 Kasım 2002
seçimlerinde olmuştur. Son 15 yılda iktidar / muhalefet salıncağında
gidip gelen bütün partiler (ANAP, DYP, SP, DSP ve MHP) seçim barajını
aşamayarak meclis dışında kalmıştır. Şimdi yeni bir deneme yaşanmakta,
AKP iktidarı sınanmaktadır. Fakat her gelen iktidar, öncekine rahmet
okutmuştur. Halkımızın arayışı sürmektedir.
Evet, Türkiye'nin siyasî eliti, ülkeyi yönetme irade ve inancını
kaybetmiştir.
Türkiye'nin ekonomisi, 1999 / Kasım'ından bu yana IMF memurlarının
gözetimi altında ve onların direktifleriyle yönetilmektedir.
Bu arada iki şiddetli kriz darbesiyle ekonomimiz felce uğramıştır.
IMF'den alınan borçlar, batan ve soyulan bankalara aktarılmış, borçlar
halkımızın sırtına yüklenmiştir.
Kriz ve ekonomideki IMF yönetimi, bütün ağırlığı ve acılığı ile
sürmektedir.
Şubat / 2001 kriziyle Türkiye, bir vuruşta % 40 fakirleşmiştir.
Fert başına GSMH 1998 yılında 3.255 Dolar iken; 2001 yılında 2.123
Dolara düşmüştür. Bu gün 2.500 dolarda tutunmaya çalışıyor.
Orta ve küçük ölçekli sanayimizin yarıdan fazlası yok olmuştur.
Kaç neslin alın teriyle meydana getirilmiş olan bu büyük güç, omurgası
kırılarak felç edilmiştir.
Bir yıl içinde on binlerce esnaf, dükkanını kapatmış ve işsizler
ordusuna katılmıştır. Türkiye'nin sosyal yapısında bel kemiği olan
ve
"orta direk" olarak adlandırılan bu kesimin çöküşü, sosyal
yaralarımızın
derinleşmesine yol açmaktadır.
Tarım çökmüştür. Dünyada "kendini doyurabilen yedi ülkeden
biri" olan
Türkiye, yabancı gıda maddelerinin açık pazarı haline getirilmiştir.
Dünyanın bütün ülkelerinde tarım stratejik alan olarak kabul edilmekte
ve desteklenmekte iken, Türkiye'de öldürülmektedir.
Türkiye, borç batağına gömülmüştür. Devletimizin dış ilişkilerindeki
ağırlıklı konu, vadesi gelen borçları ödeyebilmek için yeni borç
arayışlarıyla ilgilidir.
Dış borç stoku 133 milyar doları aşmıştır. İç borç stoku ise 174
katrilyona liraya dayanmıştır.
Türkiye borç batağında debelenmektedir. Borç ödemeye değil, borçları
döndürmeye ve faizleri ödemeye çırpınmaktadır. Batak, boğazımıza
kadar
yükselmiştir.
İşsizlik, büyümeye ve yaygınlaşmaya devam ediyor.1998 yılında işsizlik
oranı (resmî rakamlarla) % 6.7 iken, 2003 yılında % 12.3'e tırmanmıştır.
İstihdam, artan nüfusu ve çalışma yaşına gelen gençlerimizi kapsayacak
büyüme şöyle dursun, daralmaktadır.
Son yirmi yıl içinde kamu kaynaklarımızda yapılan yolsuzluğun,
daha
doğru bir ifadeyle, hırsızlığın boyutlarını tam olarak tespit edebilme
imkânı yoktur. Resmi ağızlar, on yıllık dönemdeki yolsuzluğun miktarını
150 - 160 milyar dolar olarak ifade etmektedir.
Türkiye'deki özelleştirmenin, başka ülkelerdeki gibi ekonomik ve
sosyal
hedefleri yoktur. Resmi ifade ile amaç "devleti yükten kurtarma
ve
bütçeye gelir sağlamak"tır. İşin aslı, özelleştirilen işletmeleri
ucuza
kapatma amacı ön plandadır
Türkiye'nin kaynakları, Türk halkının alın teriyle, taban sızısıyla
yarattığı ekonomik varlığı, yağma edilmektedir.
Türkiye'nin soyulması, çok yönlü, çok boyutlu olarak sürüp gitmektedir.
Türk tarihinin en büyük soygun devrini yaşamaktayız. Türkiye, apaçık
ve
düpedüz soyulmaktadır. Böyle bir soyguna dayanabilecek ülke, dünyada
yoktur.
Yukarıdan beri özetlemeye çalıştığımız ağır şartlar, millî bilinç
parçalanmasına, sosyal yapımızın ve kültür dokumuzun yırtılmasına
yol
açmaktadır. Ahlâkî değerlerimiz, moral kuvvetlerimiz derin yaralar
almaktadır.
Türk milletini ve Türkiye devletini tarih boyunca ayakta tutan direkler,
temeller çürümektedir.
Son yıllarda yapılan sosyopolitik bütün araştırmalar, Türk halkının;
meclise, mahkemeye, idareye güven duymadığını ortaya koymaktadır.
Türk
insanı kime, nereye güvenecektir?.
Türkiye'nin içinde bulunduğu bu siyasî ve ekonomik bunalım,
milletlerarası ilişkilerde büyük kayıplara ve yaralar almamıza sebep
olmaktadır.
Jeopolitik önem, daima fayda sağlayan bir unsur değildir. Büyük
güçler,
bu coğrafyada kuvvetli bir devlet değil, kontrol altında tutabilecekleri
zayıf bir devlet isterler. Onların sevdikleri Türkiye, bu günkü
gibi
borçlu, dağınık, sarsıntılı bir Türkiye'dir.
Türkiye, AB, Amerika ve Bölge problemleri arasında sıkışmıştır.
İçerde
patlayan bölücü faaliyetler, kıskacın ikinci kolunu teşkil etmektedir.
Böylece Türkiye, kapana kıstırılmış, uyuşturulmuş bir dev gibi,
çaresiz
yatmaktadır.
İşte bu yüzden, Türkiye'nin sıcak güvenlik problemi olan Irak konusunda
devre dışı bırakılıyoruz. Kerkük Türklerinin feryadına sağır kulak
kesiliyoruz. Askerimizin başına geçirilen çuvalı yırtamıyoruz.
Bu, Türkiye'nin güçsüzlüğü değildir! Siyasî sistemin çarpıklığı
ve
siyasî kadroların cüceliğidir.
Türk milliyetçileri, bu devi uyandıracaktır!
Türkiye - AB ilişkileri, normal ilişkiler değildir. Yani diğer
üye
ülkelerle cereyan eden ilişkilerden apayrı bir karakterdedir.
AB, Türkiye'nin önüne "özel şartlar" koymaktadır. "Komşularınla
problemlerini çöz de öyle gel." demektedir. Bunu Yunanistan'a
söylemediler. "Kıbrıs çözülmedikçe, Türkiye üye olamaz."
diyorlar. Bunu
Kıbrıs Rum devletine söylemediler. Aksine, bölünmüş Kıbrıs'ın bütününü
temsilen Rum devletini üye aldılar.
Kıbrıs, Ege, Patrikhane, Ermeni soykırımı suçlamalarının kabulü
ve
Ortodoks Ruhban Okulu... gibi konular, teker teker Türkiye'nin önüne
sürülüp dayatılmaktadır.
Gümrük Birliği antlaşması, AB'nin üye ve üye adayı olan 28 ülke
içinde
sadece Türkiye'nin imzaladığı tek örnektir.
Birliğe girmeden böyle bir anlaşmayı imzalamış başka bir ülke yoktur.
Bu anlaşmanın benzerini, bağımsız hiçbir ülke imzalamayacaktır.
Böyle
bir anlaşma, ancak emperyal bir devletle bir sömürge arasında
yapılabilir.
AB dışı ülkelerle ticaretimiz AB güdümüne teslim edildi. Türkiye,
siyasi
olarak da AB'ye tek taraflı bağlandı. AB, bir dost ülkeye (mesela
Azerbaycan'a veya Türkmenistan'a) ekonomik ve ticari ambargo kararı
alsa, Türkiye; itirazsız uymak zorundadır.
Bu, sadece ticarî değil, siyasî teslimiyettir.
Bu anlaşmayla Türkiye ekonomisi, sürekli ve dayanılmaz kayıplar
içine
sokuldu. Dış ticaret açığı büyüdü. İthal mal cennetine dönen Türkiye'de
küçük ve orta ölçekli sanayi felce uğradı. Sanayi ve tarımda üretim
çöktü.
Türkiye'nin son ekonomik krize sürüklenmesindeki en önemli faktör,
Gümrük Birliği anlaşmasının ağır ve yıkıcı tesirleridir.
Hiçbir Avrupa ülkesinde bulunmayan bir anlayışla "azınlık
hakları" adı
altında, yıkıcı etnik fitne Türkiye'ye sokuşturulmaktadır.
Bazı AB ülkeleri, "insan hakları" ve "azınlık hakları"
maskeli bölücü
faaliyetlerin ve terörün teşvikçisi ve destekçisi olmuştur. AB'nin
alkışladığı uyum yasalarının mihverini, bölücü faaliyetlere imkân
ve
alan açan kanunlar teşkil etmektedir.
AB, PKK / KADEK'i terör örgütü olarak kabul etmemekte sonuna kadar
direnmiştir.
Sormamak mümkün değil: AB'nin Türkiye için beslediği asıl niyet
nedir?..
Türkiye içinde ve Kıbrıs'ta, tam bir baskı kuran Avrupacı
propagandistler; bilgi kirlenmesi, gerçekleri perdeleme, istihbarat,
örtülü-açık propaganda, karalama kampanyaları ile Türk halkını bilinç
parçalanmasına sürüklemektedir.
Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, yoğun bir psikolojik savaş, daha doğrusu
psikolojik taarruz altındadır.
Türk Yunan ilişkileri AB - Türkiye ilişkilerinde temel düğüm
noktalarından biri, haline getirilmiştir. Kıbrıs konusu kritik ve
sancılı bir dönemdedir.
Yunanistan'ın 170 yıllık tarihindeki bütün kazançları, birer birer,
ciğerimizi sökercesine bizden sökülüp alınmıştır. Son perde Kıbrıs'ta
oynanmaktadır.
Bugünkü iktidarın önde gelenleri, bazen açık ve bazen kapalı olarak;
Türkiye'yi Kıbrıs'tan kovmaya çalışan devletlerle, lobilerle, hristiyan
haçlı misyonerleriyle iş birliği tavrı sergilemektedir.
Türkiye, yirmi yıldan bu yana, ateşi sürekli yükselen bölücü
faaliyetlerin ızdırabını yaşamaktadır.
Türk kültüründe, farklılıkları yüzünden insanları sınıflara ve
katmanlara ayırma, aşağılama hastalığı yer bulmamıştır. Halkımız,
soy
farklarına, din ve mezhep farklarına rağmen bir olmuş, birlikte
yaşamıştır.
"Şark Meselesi" dosyasını asla kapatmamış olan ve Türk
devletinin
varlığına kast etmek için, etnik fitne ve terörü, yüz yıl önce de
kullanmış olan bazı devletler; bu gün, aynı oyuna hız vermişlerdir.
Bunun sonuçları ortadadır: Türkiye, on binlerce can ve (bu günkü
borçları kadar) milyarlarca dolar kaybetmiştir. Kalkınma ve gelişme
enerjisi heba olmuştur. Bölücülük ve terörü silah olarak Türkiye'nin
bağrına saplayanlar, Türkiye'yi zayıf düşürme amaçlarına ulaşmıştır.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinde, Türk milliyetçiliğinin
millet anlayışında; alt kültürler arası çatışma ve ayırma hastalığı
yoktur.
Türk milletinin; tarih boyunca, hasım kabul ettiği bir ırk olmamıştır.
Bizim milliyetçiliğimizde, yok edilmesi hedeflenen bir kavim, bir
millet
yoktur. Türk milliyetçiliği, hasma göre muhteva kazanmaz. Türk
milliyetçiliği, Türk insanının kendi milletine karşı sevgi ve sorumluluk
bilincinden kaynaklanır. Diğer milletlere karşı da saygı duyar.
Bu gün iktidarda bulunan siyasî kadronun çekirdek ekibi; Batılı
devletlerden ve lobilerden destek alarak, Türkiye içindeki
zayıflıklarını dengeleme ve korunma kompleksi içindedir. Dışardan
destek
alarak, içerde kuvvetlenmek stratejileri; Türkiye'ye ağır yaralar
açacaktır. Bunun siyasî ve ekonomik bedelini bedelini Türkiye
ödeyecektir.
Bunlar, bölücü - ırkçı akımlara çanak tutmaktadır.
Milliyetçi Hareket, bu milletin bütün evlatlarını; birlikte kucaklamaya,
kardeş kabul etmeye devam edecektir.
Biz, büyük bir milletin büyük tarihinden ilham alarak, büyük
geleceğimizi birlikte yaratacağız.
Etnik fitne, geçici bir hastalıktır. Bu fitneyi yenip aşacağız...
Türkiye'ye dayatılan ve Türkiye'ye biçilen gelecekle ilgili senaryolar
karşısında, bir teslimiyet ve çaresizlik, boyun bükme hali ağır
basmaya
başlamıştır.
Yıkıcı propagandanın, psikolojik taarruzun yarattığı ümitsizlik,
yılgınlık ve teslim olup kurtulma eğilimi; bazı kesimleri sarmıştır.
Türkiye içinde ve dışında, Sevr ve Lozan etrafında tartışmalar
alevlenmiştir.
Türkiye, 1918 karanlığına sürüklenmektedir.
Bu gün, bu sözü kullanmak; bana azap veriyor. Bu gün 26 Ağustos...
Bu
günün, Türk tarihinde ve Türk insanının yüreğinde ayrı bir yeri
vardır:
26 Ağustos 1071... Anadolu'ya Türk mührünün vurulduğu mübarek gündür!
Malazgirt Şehitlerinin ve Gazi Alparslan'ın ruhu şad olsun...
26 Ağustos 1922... Anadolu'nun son düşman istilasını kırmak için
Büyük
Taarruzun başladığı mübarek gündür! İstiklâl savaşı şehitlerinin
ve Gazi
Mustafa Kemal'in ruhu şad olsun... Bunların öncesinde ve sonrasında,
bu
toprakları vatan olarak yoğuran bütün şehitlerimizin ruhu şad olsun...
Önümüzdeki yıllarda Türk milliyetçiliği, bir kere daha tarihin
zorlu
sınavından geçecektir.
Ve Milliyetçi Hareket, bu sınava hazırlanmak zorundadır.
Türk milliyetçileri, Türkiye'nin uçuruma sürüklenişine boyun eğemez,
suskun kalamaz.
Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, Türk milletinin ruhu teslim
olmayacaktır!
Değerli Dava Arkadaşlarım;
Söz konusu Türkiye ve Türk milleti olunca, karamsarlığa ve ümitsizliğe
asla teslim olmayız! Fakat, gerçekleri görmezden gelmeye, aldatıcı
ve
avutucu yorumlarla, şartları yanlış algılamaya ve yanlış değerlendirmeye
de asla hakkımız yoktur.
Bunun için; işe koyulmanın ilk adımı; kendi siyasî yapımızı, MHP'yi
yenilemek ve toparlamaktır.
İşe kendi evimizden başlayacağız... 12 Ekim Büyük Kongremiz, kendi
evimizi temizlemeye, çeki düzen vermeye başlayacağımız gün olacaktır.
Bu kongre, MHP'nin yol kavşağıdır.
3 Kasım sonuçları, Türk milletinin; iktidar dönemi icraat ve
tavırlarıyla MHP'yi nasıl değerlendirdiğini ortaya koymuştur. %18
olan
halk desteği, % 8.3'e düşmüştür. Bu sonuçlar, halkımızın yüzümüze
tuttuğu aynadır. Aynadaki görüntümüzü dürüstçe değerlendirmeliyiz.
Koalisyon ortağı olduğumuz 3,5 yıl içinde, MHP genel başkanı ve
genel
merkez yönetimi; hem Türk milliyetçilerinde, hem de bütün milletimizde
derin hayal kırıklığı yaratmış ve partimizi bu gün içinde bulunduğu
duruma düşürmüştür.
Seçim hezimetinden daha acısı; MHP'nin içinde açılan yaradır.
MHP'nin asıl kayıpları, seçim kaybından çok daha büyük ve çok daha
acıdır. Partimizin yönetimi tarafından yapılan teşkilat içi uygulamalar
ve yönetim tarzı bir küskünler ordusu yaratmıştır. Dava arkadaşlarımızın
arasına güvensizlik, kırgınlık ve fitne ateşi düşürülmüştür.
3 Kasım sonuçlarının altında yatan asıl sebep, partimizde yapılan
bu
acımasız, vefasız ve faydasız kıyımdır.
Derdimiz, sadece seçim hezimeti değildir. MHP'nin yarası derindedir...
Değerli arkadaşlarım,
3 Kasım seçim hezimetinden bu yana, hepimiz, her yerde, MHP'nin
durumu
ve bu durumdan çıkış çareleri üzerinde tartışıyoruz. Bunu yaparken
gönül
azabı ve beyin çilesi çekiyoruz.
Bu arada, görüşme ve ulaşma imkânı bulabildiğim binlerce dava
arkadaşımızla istişare etmek fırsatını buldum.
Ana konularıyla, ortak görüşlerimizi birkaç başlık altında toplarsak:
1.Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, tehlikelidir.
Türkiye, dışardan kuşatma, içerden çökertme operasyonlarının hedefi
halindedir.
2.Türkiye bu durumdayken, millî siyaset anlayışına ve Milliyetçi
Hareket'e dünden daha çok yarın ihtiyaç olacaktır.
3. Bunun için, MHP, hızla harekete geçmeli, kendini yenilemeli
ve
toparlanmalıdır.
MHP'nin problemleri ve yapılması gerekenler konusunda, kitlemizde
kanaat
ortaklığı bulunmaktadır. Özetleyecek olursak:
1. MHP'de yönetim zihniyeti kökten değişmelidir.
2. Bunun için, MHP'de Genel Başkan ve Genel Merkez yönetim kadrosu
değişmelidir.
3.Ancak bundan sonra yenilenme, toparlanma ve büyüme sağlanabilir.
Büyük Kongre'ye hazırlanırken; ortak aklımızla, ortak irademizle,
çıkış
yolunu bulmalıyız.
Yapılacak olanlar bellidir: Kurultaydan sonra partimizin ideolojik
/
politik çizgisindeki kırılmaları, sapmaları düzelteceğiz. Milliyetçi
Hareket'in, kendi vadisinde akışını temin edeceğiz. Yönetim tarzındaki
yanlışları ortadan kaldıracağız. Bunu, bir ekibin başarmasını
beklemeyecek, hep birlikte yapacağız.
Ülkücü gençliğimizi yetiştiren kaynaklar bugün kurumuş haldedir.
Bunları
yeniden canlandıracağız. Gençlerimizin kendi kendilerini idare
etmelerine, demokratik ortam içinde teşkilatlanmalarına, kendi
ocaklarını kendi kabiliyetleri ile ve ocak ruhu içinde yükseltmelerine
imkân hazırlayacağız.
Gençlerimizin kor yanan yüreklerinden ve ışıldayan düşüncelerinden
fışkıran enerjiyle; Milliyetçi Hareket'in ve Türkiye'nin yarınları
aydınlanacaktır...
Bu gün omuzlarımızdaki görev; Milliyetçi Hareket'i yeniden inşa
etmektir.
Bunu başaracak kadrolara, beyin gücüne ve moral kuvvetlere sahibiz.
Türk milliyetçiliği şuuru ve hareketimizin büyük tecrübesi, bunu
başarmamız için yeterlidir. Başarmaya mecburuz, mahkûmuz.
Bu, rahmetli liderimiz Başbuğ Türkeş'e ve ülkücü şehitlerimize
borcumuzdur!
Gazi Alparslan'dan büyük Atatürk'e kadar, bu devleti kuranlara ve
bize
emanet edenlere borcumuzdur!
Çocuklarımıza ve doğacak nesillerimize borcumuzdur!
İşte, 12 Ekim, bu ilk adımı gerçekleştireceğimiz büyük gün olacaktır.
Değerli Dava Arkadaşlarım,
Aylarca devam eden görüşmelerin, tartışmaların ve değerlendirmelerin
sonunda;
Büyük Kongre'de MHP Genel Başkanlığına aday olmaya karar verdim.
Bu kararın, Türkiye ve Türk Milliyetçiliği için, bütün ülküdaşlarım
için
ve naçiz şahsım için; hayırlara vesile olmasını dilerim...
MHP Genel Başkan Adayı olarak;
Sizleri, gönül birliğine, el birliğine, emek birliğine çağırıyorum!.
Ülküdaşlarım,
Ben sizleri; küçük politik oyunlara, küçük hesaplara, küçük çıkarlara
ve
küçük partide küçük zümre olmaya davet etmiyorum!
Ben sizleri; büyük hedeflere, büyük düşünmeye ve büyük ufukları
kucaklamaya çağırıyorum!
Çözülüp dağılan, parçalanan ve çöken hareketimizi; derleyip toparlamaya,
büyütüp yükseltmeye çağırıyorum.
Kırgınlıkları, küskünlükleri, uğradığımız haksızlıkları, vefasızlıkları,
aşarak; bütün Türk milliyetçileri ile aynı siyasî harekette, aynı
yuvada
toplanmaya, "Büyük Kucaklaşma"ya çağırıyorum.
Ben sizleri; "Yeniden Gönül Seferberliği" ne çağırıyorum!
Ben sizleri; büyük emek harcamaya, büyük sabır ve irade ile çalışmaya,
didinmeye ve el birliğiyle Milliyetçi Hareket'i yükseltmeye çağırıyorum.
Ben sizleri; "Bozgunu Zafere Döndürmeye" çağırıyorum!
Dava Arkadaşlarım, ülküdaşlarım;
Ülkü bayrağı rüzgâr bekliyor!
Şehitlerimizin ruhları üstümüzde titriyor!
Büyük Kongre'de; tarihin huzurunda, geleceğin temellerini atacağız.
Yeni ve çetin bir yürüyüşe geçeceğiz.
Hep birlikte, omuz omuza, el ele...
Dualarla, türkülerle...
Allah yardımcımız olsun!..
Ramiz ONGUN
|