|
TÜRKMENELİ LİDERİNİ HEMEN ÇIKARMALIDIR!
Uyan bre Türkmen gardaşım, uyan!
Bu zebanilerin zulmü, Saddam'ın zulmünden ağır olacak!
Cengiz Bayraktar'ın 'Türkmeneli’lerin Kerküklülerin
Lider Arayışı' başlıklı yazı dizisi acı gerçeği gözler önüne seriyor.
Ağabeylik yapması gereken Türkiye'den hareket beklemek boşunadır.
Gaflet değil, ihanet içindeki yöneticilerle Türkiyemiz'in geleceği
bile meçhulken, Türkmenlerimizin, kendi başlarının çaresine bakmaları
gerekiyor. Bu aşamada kendilerine dost eli uzatacak olan sadece
Ülkücü Kuruluşlardır. Ülkücü Hareket'de, eskiden olduğu gibi Türk
Milletinin lokomotifi olmak zorunda. - Ötüken, 8 Nisan 2003
Türkmeneliler'in Kerküklüler'in Lider Arayışı
-1-
16 Ocak 1980 Tarihine kadar, Türkmen eli’nin ölümsüz
kahramanı Emekli Albay Abdullah
Abdurrahman beye, Türkmen toplumu tarafından açıkça beyan edilmese
de bir lider gözüyle bakılırdı.
Türkmenlerin siyasi sözcüsü kabul edilirdi. Türkmen eli halkı milli
meselelerini ona emanet etmişti, sözüne güvenilir, kararlarına itaat
edilirdi, saygıda kusur edilmezdi, her handikapta bilgisine başvurulurdu,
direktifleriyle hareket edilirdi, özelliklede
Türkmen elinin düşmanlarıyla mücadelede onun engin fikirlerinden
faydalanılırdı. Albay Abdullah beyin komutasında Türkmenler düşmanlarına
aşılması zor bir muhkem kale gibiydi. Onun döneminde Türkmeneli
halkı bir çok haklar elde etmişlerdi, Türkmenler günde iki saat
kendi Radyo Televizyonlarına kavuşmuştu, günlük iki gazete aylık
bir dergileri vardı, Türkmen öğrenciler örgütlüydü, Başkent Bağdat’ta
Türkmen Kardaşlık Ocağı kurulmuştu bu ocağın başında Emekli Albay
Abdullah vardı, bu ocak , Türkmeneli için önemli bir misyonu üstlenmişti.
1980 yılına kadar Türkmenlerin veliaht sorunu da
yoktu, Abdullah beyin yanından ayrılmayan Doç. Dr.
Necdet Koçak, Türkmenlerin dikkatinden kaçmamıştı. Genç Koçak’ın
Türkmen davasına katkısı Türkmen elinin her yeni gününde biraz daha
ön sıralarda yer alıyordu. Koçak, Türkmen toplumunun gözünde yeni
doğmuş bir yıldız gibi parlıyordu. Işığını, bütün Türkmen eli diyarına
saçıyordu. Kendisinden geleceğin lideri diye bahsediliyordu, gerçektende
hareketleriyle her yönlüyle, bir lider vasfına haizdi.
Yüksek eğitimini, Türkmenlerin aynası olan Türkiye’de
görmüştü, iyi huylu, erdemli, bilge bir kişiliği vardı, rahatlatıcı
telkinleri, milli meselelere geniş bakış acısı, güler yüzüyle de
Koçak, Türkmenlerin direncine, direnç katıyordu. Lider Abdullah
beyden sonra koçak, umudun ta kendisiydi. Bütün Türkmen aydınları,
güneş gibi ışık saçan Koçak’ın, etrafına kenetlenmişti.
Türkmen liderler, kansız bir mücadele veriyordu,
Türkmen varlığını yok etmek isteyenlerle, silahları eşit
olduğu müddetçe, düelloyu kabul ediyor mübareze meydanında güçlü
bir şekilde yerini alıyordu. Her
seferinde de bu kutlu olduğu kadar haklı savaştan galip olarak çıkıyorlardı.
Düşman uzun bir süre eşit
silahlarla düelloyu kabul eder gibi görünse de her türlü hileye
baş vurmaktan geri kalmıyordu. Yenilginin meyvesi olan kinleri günbegün
artıyordu. Hak hukuk gözetmeden muharebe kuralarını ihlal ediyor,
Üstlendiği görevin ehli olmayan (yazmaya elim
tutmuyor varmıyor) kimi T.C’li yöneticilerden ses çıkmayınca da,
olanlar oluyordu, cenk meydanlarına idam sehpaları kuruluyor, kütüphaneler
tahrip
ediliyordu, öğretmenlerin, Türkmen memurların işlerine son veriliyor
tutuklanıyorlardı. Türkmen
liderlerinin hareketleri kısıtlanıyordu. Türkmenler, Türkiye’ye
şikayetlerini ulaştırmaya çalışıyor ama
nafile, Türk devletine ulaşmıyordu, yada ulaşmamış gibi oluyordu.
Irak’taki menfaatlerine zarar verileceği korkusu T.C’ li yöneticiler
üç maymunu oynamanın daha ehven olacağına karar veriyordu.
Böylece Türkmen toplumu güzide evlatlarını bilinmeyen
bir yerde, bilinmeyen bir saat’te, yasını tutmadan gözünden bir
damla yaş akıtmadan, ölüm yolculuklarındaki açık gözlerini kapatma
fırsatı bulmadan, naşının etrafında dönüp salavat getirmeden, Allah’ü
Ekber diye tekbir vermeden, mübarek yüzlerine son kez bakmadan yitirmişlerdi
liderlerini.
Türkiye’nin sessizliği, Türkmen eli halkına çok
pahalıya mal olmuştu, Lider Abdullah bey, Adil şerif, en
verimli çağında Genç lider Doç. Dr. Necdet Koçak, 16 Ocak 1980 tarihinde
idam edilmişti.
Bu Liderler sayesinde tek yumruk olan Türkmenler,
ne yazık ki idamların ardından, ipliği kopmuş tespih
taneleri gibi dağılmıştı. Tabiri caizse çobansız sürüler gibi sağa
sola kaçışmışlardı, doğru yönü bir türlü
bulamamış, bulması içinde Türkiye dahil kimseden doğru dürüst yardım
görememişti.
Cengiz Bayraktar-İzmit
-2-
İdamların ardından Türkmen şahsiyetleri, aydınları
kabuklarına çekilmiş özellikle siyasi faaliyetlerini
asgariye indirmişlerdi. Türkmen toplumuna daha fazla zayiat vermemek
için menfi, kışkırtıcı hareketlere
karşı serin kanlılıklarını muhafaza etmişler. Bu gidişatta, Türkmen
şahsiyetlerinden milli şiirleriyle,
hoyratlarıyla tanınan hat sanatında üne kavuşan Merhum Hacı Mehmet
İzzet Hattat büyük rol oynamıştır.
Kimi örgütlü Türkmenler, tutuklanmamak için canlarından
aziz bildikleri Kerkük’ü terk etmek zorunda
kalmışlar. Önceleri Bağdat’ı Irak’ın diğer vilayetlerine tercih
etmişler buralarda da baskılar görünce İran’a Suriye’ye Türkiye
ye kaçmışlardı.
Türkiye’nin Türkmen liderlerinin idam edilişlerinde
sessiz kalışı, Suriye’ deki baas rejiminin Irak’taki baas rejimiyle
birbirlerine ters düşmesinden dolayı Suriye hükümeti ve istihbaratı,
Irak’ın bütün muhalefet gruplarına kucak açmıştır.
Suriye Türkmenlere göz kırpmış, Başkent Şam’da örgütlenmelerine
izin vermiş, mali yardımda bulunma
teklifleri, Türkmenleri özellikle öğrenci grupları Şam’a doğru yöneltmiştir.
İran’a kaçanlara da aynı çıkar
kavgası nedeniyle keza yardım eli uzatılmış Türkmenler İran’da da
örgütlenme hareketlerini başlatmıştı.
1958 Kerkük Katliamından sonra, Türkiye’yi mesken
tutan kimi Türkmenler ise kültürel ağırlıklı
faaliyetlerini, Irak Türkleri Kültür ve yardımlaşma derneği adı
altında yürütmekteydiler. Bu derneğin üye sayısı 100 kişiye yakın
olmasına rağmen aktif üye sayısı iki elin parmak sayısından biraz
fazlaydı, onlarda yönetim kurulunu ancak teşkil ediyordu, yinede
bu derneğin aylık bir bülteni ve mali sebeplerden dolayı zaman zaman
kesintiye uğrasa da üç ayda bir yayımlanan kültürel ağırlıklı bir
dergisi vardı.
Bu bir avuç Türkmen’in fazla geliri yoktu, Türkiye
Vakıfları tarafından, kendilerine ücretsiz tek gözlü bir
yer tayin edilse de 1983 yılında tahliye kararı çıkınca birkaç vatanperver
Türkmen’in yardımıyla Lalelide
kiralık bir Apartman dairesi tutarak oraya taşınmışlar. 1980 12
Eylül darbesiyle de Türkiye’deki diğer
dernekler gibi Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin de
üç yıl süreyle faaliyetleri
dondurulmuştur.
Enver YAKUPOĞLU, Mehmet ERBİL, Necmettin ESİN, İsmet
HÜRMÜZLÜ, Nefi DEMİRCİ, Suphi
SAATÇİ, gibi Türkiye de ikamet eden Türkmen Şahsiyetleri dönem dönem
Irak Türkleri Kültür ve
yardımlaşma derneği başkanlığını yaparak hasbelkader Türkmeneli’yi
Kerkük’ü Türk kamuoyunun
dikkatine celp edip tanıtmaya çalışmışlardı, ama malum T.C’li yöneticilerin
ciddi destekleri olmadan bu
değerli Türkmen şahsiyetlerin yerinde kim olursa olsun ne kadar
başarılı olabilirlerdi???
Türkmeneli’nin üzerinde baskılar artınca Türkiye’deki
Türkmen sayısı da artmış, körfez savaşıyla bu
artışın haddi hesabı sayılamamıştı.
Saddam’ın Askeri gücünün büyük biri kısmının Körfez’de
esir ve tahrip edilmesi, Kürtlerin iki koldan
Kerkük’e saldırması, başta nüfus idaresi olmak üzere bir çok hükümet
konağının, Kerkük Müzesi de dahil yakılıp yağmalanması, Amerika’nın
Irak Savaşının bittiğini ilan etmesiyle Saddam’ın yeniden milis
güçlerini toparlaması, havadan, karadan Kerkük’e doğru hareket etmesi,
önüne çıkanı kurşuna dizmesi sonucu, 1991 nisan ayının son günlerinde
Türkiye’deki Türkmen sayısının on binlere kadar varmasına sebep
olmuştur. Bu sayı her geçen gün biraz daha artmaya devam etmiştir.
Saddam’ın ilerleyişinin uluslararası Çekiç Güç sayesiyle durdurulması,
Birleşmiş Milletler zoruyla Saddam’ın umumi af çıkarması, kolay
kolay yerlerini terk etmeyen medeni bir toplum olan Türkmen! lerin,
Çekiç Güçün kapsamına alınmamalarının verdiği tedirginliğe rağmen,
ölüm dahil her şeyi göze alarak, Kerkük’e bin yıllık topraklarına
geri dönmüşlerdir.
Az bir kısmı Türkiye’de kalsa da ekonomik sıkıntılardan
dolayı bu kısmın büyük bir dilimi de Avrupa’ya, Kanada’ya, Amerika’ya
hicret etmiştir.
Söz çekiç güçten açılmışken burada parantez açarak
Türkmenlerin Çekiç Güçün kapsamı, uygulaması ile ilgili sitemlerini
aktarmak istiyorum.
Haritaya bakıldığında 36. paralel’in içinde Türkmen
eli için istendiğinde, siyasi hareketlere hayati önem
taşıyan, uygun zeminler bulmak mümkündü, hemen hemen tamamı Türkmenlerden
olan yaklaşık üç yüz
bin nüfuslu Telafer gibi bir çok ilçe normalde çekiç güçün kapsamı
içindedir. Lakin Çekiç Güç uygulamaları, 36. paralel içinde Kürtlerin
yoğun olduğu bölgeleri kapsadığına dair Türkmenlerin o günkü kuşkularında
bugün ne kadar haklı olduklarını ortaya çıkarmıştır
.
Bunu erken fark eden Türkmenlerin müteaddit ikazlarına
rağmen zamanın T.C’ li idarecilerini harekete
geçirememişlerdir. Türkmenleri üzen başka bir konuda Çekiç Güçün
karargahının Türkiye’de olması ve
Cumhurbaşkanı tarafından önerilmesidir. Sayın Büyükelçi Şükrü Elekdağ
1 nisan 2002 Milliyet
Gazetesinde yayımlanan Kuzey Irak’ta Durum makalesinde, bu hassas
konuya şöyle değiniyor,” Ne var ki bu tehdidi (Kürt aşiretlerini
kast ederek) körfez savaşı sonrasında, zamanın Türk hükümeti kendi
elleriyle yarattı. Bu ağır affedilmez hatanın baş sorumlusu Cumhurbaşkanı
Turgut Özal…Özal’ın Basiretsizliği, Askere danışma lüzumunu görmeden,
Kürtler’i Saddam’ın saldırısından korumak iç! in Çekiç Güç adlı
Kuvvetin(Kuzey Keşif Harekâtı) Türkiye’ye
gelmesini ve Irak’ta 36. paralelin Kuzeyinde bir “güvenlik bölgesi
“nin kurulması Başkan Bush’a önermesi oldu.
Cengiz Bayraktar- İzmit
-3-
Çekiç Güç sayesinde Kürt aşiretlerinin bugünkü duruma
geldiğinden sanırım Türkiye’de hiç kimsenin
kuşkusu yoktur. Çekiç Güçün oluşmasında büyük rol oynayan Türkiye
elbet bunu karşılıksız yapmayacaktı, bunun farkında olan Kürtlerin
hamileri Amerika ve Avrupa’nın telkinleriyle bir taşla iki kuş vurmak
için sinsi planlar yapmışlardır. Bu plana göre, Kuzey Iraklı Kürtler,
ne pahasına olursa olsun şimdilik Türk ordusuyla işbirliği yapmalı,
Türk ordusunun sınır harekâtlarına ses çıkarmamalı, zaman zaman
PKK örgütüyle görünürde silahlı çatışmalara girmeli, en önemlisi
de, Türkmenlerin her türlü siyasi haklarını destekler gibi görünmeli.
Başta Kürt aşiret Reisleri, işin bu kısmından emin
olduktan, başka bir anlamda Türkiye’nin güvenini
sağladıktan sonra da sözde Kürdistan diye tabir ettikleri yarı bağımsız
bir yapının alt çalışmalarını yoğun bir şekilde başlatırlar.
Kuzey Iraklı Kürtler çalışırlarda, Kuzey Iraklı
Türkmenler çalışmaz mı?. Hele hele böyle bir fırsat doğarken üstelik
bu sefer anavatan desteği de var neler yapmazlar neler. Avrupa’dan,
Amerika’dan Kanada’dan, Ortadoğu ülkelerinden, Türkiye’den ne kadar
Türkmen şahsiyetleri, yazarları ve araştırmacıları, meslek erbabı
akademik kariyer sahibi, Türkmen davasına gönül verenleri varsa
toplanır. Ankara’da, o gün Türkmenler için gerçekten muhteşem bir
gün olur.
O gün Türkmenler tek yumruk olmuş, adeta bütün sorunlarını
çözmeye karar vermiştir. Nitekim öylede
oldu, ciddi çalışmalar ürününü vermiş, tarihi bir karar aldıktan
sonra toplantılar sona ermişti. O zaman
Türkmenler bir deklarasyon yayınlayarak, Milli Türkmen Partisini
kurduklarını ve bu Partinin başına da Dr. Muzaffer Aslan’ı atadıklarını
anavatanları Türkiye’den dünya kamuoyuna açıkladılar.
Milli Türkmen Partisi, ilk propagandasını konvoylar
eşliğinde Türkmen diyarı Erbil’de yaptı, iyi ki de yaptı, Erbil
Türkleri bu yeni gelişmeyi sevinçle ümitle karşıladılar. Erbil de
Türkmenler adeta yeniden doğmuş gibiydiler, dört elle bu kutlu partinin
etrafına sarıldılar, arabalarıyla, her türlü araç gereçleriyle bu
Partinin tanıtımına koştular. Doğrusu o günlerde Erbil’de olmak
bir başkaydı. Şehrin her sokağı her caddesi Dr. Muzaffer Aslanın
posterleriyle süslüydü, maviler içinde Ay yıldızlı Bayrak yetmiş
yıl sonra tekrardan Erbil semalarında boy gösteriyordu.
Adeta Türklük Erbil’de yeniden doğmuştu. Türkmenler,
Partisini, liderini, bayrağını buldu derken, birileri bu durumdan
epeyi rahatsı olmuştu, ellerindeki yüksek tahripli saatli bombayı,
kısa bir uğraştan sonra Milli Türkmen Partisinin tam merkezine (kalbine)
yerleştirmeyi başarmışlar, Bombanın saati çalışmaya başlamıştı bile,
vakit dolduğunda da Boooom…diye patladı.
“ Kim mi bu birileri ? Türkmen mi Türkmeneli’li
mi ?Türk mü Türkiyeli mi? Kürt mu? Irak’lı mı? Suudi
Arabistanlı mı? İngiliz mi? Amerikalı mı? İsrailli mi? Hepsinden
mi? Bir taşla iki kuş vurmak isteyenler mi ? bu sorunun cevabını
ancak ileriki tarih verebilir”.
Patlamadan sonra Milli Türkmen Partisini toz duman
kaplamıştı. Başkan Dr. Muzaffer Aslan istifa etmiş, yerine başka
bir Türkmen atanmıştı, bu atanmayla birlikte Partide köklü istifalar
başlamış, Türkmen davasının unutulmaz savunucusu Şehit Doç. Dr.
Necdet Koçak’ın çizgisinde gitmek isteyenlerde bu istifalardan nasibini
almışlardır.
Bombanın tesiri bu kadarıyla kalmamış, Milli Türkmen
Partisini iki parçaya bölmüş, bu bölünmenin
neticesinde, Türkmeneli Partisi doğmuştur. Türkmenlerin bir partileri
yokken şimdi iki partileri olmuş, kimi Türkmen aydınları bu yeni
partinin gereksinimini yadırgarken, Türkmeneli Partisinin Başkanlığını
yürüten Sayın Oğuz Sarıkahya demokrasi açısından bunun gerekliliğini
vurgulamış ve şiddetli biçimde bunun öncülüğünü yapmıştır.
Günbegün Türkmenlerin parti sayısı artmış, böylece
de yukarıda tarif ettiğim tek yumruk deyimi
Türkmen siyasi sahnesinden uzaklaşmış, çok gerilerde kalmıştır.
Bu duruma en çok üzülen tabii ki başta Türkmen toplumu
olmuştur. Başka üzülen olmamış mıdır ? Tabii ki olmuştur. Türkiye’nin
güvenliğinden sorumlu olanlar, Türkmenlerin birlik ve beraberlik
içinde olmalarının gerekliliğini bilenler bu duruma çok üzülmüştür.
Cengiz Bayraktar- İzmit
-4-
Patlamanın tahrip gücü ne kadar yüksek olursa olsun,
Saddam ve rejiminin her türlü silahlarına karşı,
yılmadan, tükenmeden bu uğurda yüzlerce şehit vererek büyük badireler
atlatan Türkmenler, bir müddet sonra bu suni dağınık görüntülerinden
rahatsız olmaya başlarlar.
Türkmen şahsiyetlerinin araya girmesiyle de, küskünler
barışır, Partiler, Kuruluşlar, kol kola girer, yeniden toplantılar
başlar. O parti benim, bu parti senin , bu kuruluş benim, o kuruluş
senin tartışmalarına son vermek için de toplantıya katılanlar, bütün
Türkmen kurum ve kuruluşlarını kapsayacak geniş tabanlı bir Kurultay
düzenlenmesine karar verirler.
Uluslararası siyaset arenasında Irak’ın geleceğinde
asli unsur olarak dosta, düşmana, bizde buradayız demek için, bu
Kurultay’ın Erbil’de yapılmasının daha uygun olacağı oy birliğiyle
karara bağlanır.
Türkmeneli Kurultayı anavatanın desteğiyle, Barzani’nin
denetimindeki Türkmen şehri Erbil’de 4 Ekim
1997’nin ilk haftasında düzenlenir.
Bu kurultaya bir çok siyasi Türkmen Partileri, Vakıf
ve Derneklerinin yanında, Türkmen şahsiyetleri ve
toplulukları, dünyanın her yerinden, Türkiye’den, Musul’dan, Kerkük’ten
katılımlarıyla destek veriler. Resmi gayri resmi Türkiye’den, Avrupa’dan,
Ortadoğu’dan, Kürt gruplarından bir çok gözlemci bu Kurultaya davet
edilerek katımları sağlanır. Erbil’in en Lüks
Otellerinde katılımcılarla beraber bu gözlemci misafirlerde ağırlanır.
Kurultayın çalışmaları üç gün üst üste akşamın geç
saatlerine kadar devam eder, bu ön çalışmalarda
komisyonlar kurulur. Komisyona seçilenler ortak bir karar almak
için çalışmaya koyulurlar. Her muallak
konuyu karara bağlamak için geniş tabanlı toplantılar yaparak sorunları
enine boyuna ele alıp oy birliğiyle nihai şeklini Kurultayın yürütme
konseyine sunarlar. Kurultay delegeleri istediği komisyona serbestçe
girip konular hakkında görüşlerini aktarabilir. Velhâsıl Kurultayın
dört dörtlük olduğunu dememekle birlikte, Türkmen toplumu siyasetinde
ilklerden biri olarak başarıyla geçtiğini söylemek mümkün.
Türkmeneli ilklerinden bir diğeri de bu kurultayın
sonuç bildirisinden çıkar. Bu yeniliğin adına da“ Irak
Türkmen Cephesi “denilir.
Nedir bu Türkmen Cephesi kimler bu cephenin içinde
yer alır ?
Bir defa Türkmeneli’nin önemli gördüğümüz beş seviyeli
kurumu bu cephenin içinde bilfiil yer alır. Bu
kurumlar sırasıyla,
- “ Milli Türkmen Partisi- Erbil ”,
- “ Türkmeneli Partisi-Erbil ”,
- “Türkmeneli işbirliği vakfı- Ankara ”,
- “Türkmen Kardaşlık Ocağı- Erbil ”,
- “ Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği-
Genel Merkezi-İstanbul ”dan oluşur.
Bunların dışında kalan Avrupa’daki, Amerika’daki
Kanada’daki İsveç’teki, İran’daki kurumlarsa bilfiil cepheye iştirak
etmeseler de, Kurultaya katılan temsilcileri aracığıyla ekseriyetinin
müspet reylerinin Irak Türkmen Cephesinden yana olduğunu görmek
mümkün.
Bu Kurultayda bizzat bende hazır bulunmuştum, hatta
günün anısına bir şiir bile okumuştum. Ben ve benim gibi bu kurultaydan
memnun kalan bir çok Türkmen, Yürütme Konseyine sonsuz şükranlarımızın
yanında, oy kullanan bir delege olmaktan ziyade her türlü özveriyi
vermeye hazır olduğumuzu, verilen görevin mahiyeti ne olursa olsun
sadakatle yapacağımızı, bunu bir vatani görev olarak gördüğümüzü
ifade ediyorduk. Bunu yanında, tabii ki kimi yapıcı eleştirilerimizi
zamanında ve zemininde de yer yer söylemeden edemiyorduk.
Özelliklede alt yapısız kuruluşlara, ehli olmayan keyfi atamalara,
Lider meselesine dikkatleri celp etmeye
çalışıyorduk. Bugüne bakıldığında o zamanki eleştirilerimizde de
ne kadar haklı olduğumuz gün gibi aşikardır.
Türkmenlerin Lider beklentisi, bu Kurultayda rafa
kalkmıştır. Kurultaya ev sahipliği yapanlar, bir kişinin etrafında
toplanmak yerine deyim yerindeyse bir koalisyon kurmuş, koalisyon
içinde de yer alan bir kuruluşun başkanını da iştirakçiler, geçici
olarak bu koalisyonun sözcüsü yapmışlar.
Liderin kendiliğinden çıkacağını, zoraki önerilerle
liderlerin topluma fayda veremeyeceğini, benim bildiğim kadar az
çok bu işlerden anlayan herkes bilir. Ancak lider çıkına kadar birilerinin
etrafında olmak Türkmen toplumunun menfaatindendir, çıkar kavgası
yoksa her şeyden önce bireylerin faydasınadır. Demokrasilerde değişik
fikirler partiler falan yürüyebilir, ancak toprağı işgal altında
olan bireylerin demokrasiye sığınmaları ne kadar gerçekçi olur,
hayal ediniz düşman etrafınızı sarmış hücum etmek üzere sizse daha
ne yapacağınıza karar veremiyorsunuz, hücumu püskürtmek yerine muhalefetle
söz düellosuna giriyorsunuz, diyelim bunu bir süre becerdiniz peki
nereye kadar. Düşman bu dağınık görüntünüzü göz önüne alarak toprağınızı
işgal etmek için en iyi fırsat diye kollamaz mı?.
Bu soruyu Kurultaya katılan Türkmen şahsiyetlerine
yönelttiğimde, düşüncelerinden anladığım kadarıyla Türkmenler bu
kurultayda liderlik meselesini kısaca tartışmış, çözüm için de sona
yakın bir aşamaya geldiklerine kanat getirmişler. Son noktayı, bundan
sonra belirli kademelerde görev üstlenen ve bu görevlerde üstün
başarı elde eden Türkmen toplumunun takdirini, saygınlığını kazanarak
falanca parti başkanı virgülsüz koyacaktı. Olur mu, olmaz mı ? bunu
zaman gösterir. Bende bu bölüme son noktayı koymadan Erbil’deki
kurultayın önemli bir kararını sizlere aktarmak istiyorum .
Türkmenler, birinci Kurultaylarını başarıyla tamamladıktan
sonra siyasi bir karar alarak 7 Ekim gününü
dünyaya Türkmeneli’nin Milli Bayramı olarak ilan ederler.
Cengiz Bayraktar- İzmit , 7 Nisan 2003
|