|
Ben ölüyorum… 
Ölüm acısı çöktü yüreğime. Dünü hatırlamayıp bugünü yaşamak öldürüyor
beni. Dünümü oluşturanların bu günkü vefasızlığı, hayırsızlığı,
insafsızlığı bin kere öldürüyor beni.
Oysa böyle miydi ahdimiz?
Yokluğu paylaşanların her şeyi paylaşabileceklerine inanırdım.
Soğuk kış gecelerinde üşümeyi paylaşanlar, parasızlıktan ve yokluktan
açlığı paylaşanlar, adresi belli olmayan kurşun sesinden ölümü paylaşanlar,
gözyaşını, çileyi, zindanları paylaşanlar, her şeyi ama her şeyi
paylaşırlar sanırdım.
Ama nereden bilebilirdim ki dününü unutanlarla hiçbir şeyin paylaşılamayacağını.
Bunca yaşanmışlığın, ağlatılmışlığın, aldatılmışlığın, öldürülmüşlüğün
hikayesi böyle hazin sonla mı bitmeliydi. Yoksa bu yitik bir ülkenin
figüranlarının hikayesi miydi.
Sırt sırta vermenin nasırlaştırdığı kolların bu gün nasıl ayrıldığını
nasıl anlatabilirim ki. Bu hikaye bir devrin devlerinin hikayesiydi.
Devlerin cüceleştiği günümüzde kim anlar bu hikayeyi.
Ben ölüyorum….
Ölme hakkımı kullanıyorum belki de. Bizden önce ölenlerin hakkını
koruyamadığım için ölüyorum veya emanetlerine ihanet edilmişliğe
karşı duramadığım için ölüyorum. Beraber büyüttüğümüz çiçeğimizin
dallarının koparılışını görme acısı öldürüyor beni.
Peki siz nasıl yaşıyorsunuz?
Görmez misiniz günden güne çöle dönen yüreklerinizi. Susuzluktan
çatlayan kısraklar gibi yok oluşunuzu. Geçmişinizin hatıraları bu
gününüzü rahatsız etmez mi hiç. Hiç mi vicdanınızı
sızlatmaz dul ve yetimlerini geride bırakanların içlerine döktükleri
gözyaşları. Duymaz mısınız gaipten bağıran dostlarınızın biz neden
öldük feryatlarını.
Ben ölüyorum… Ölüm sancısı kapladı bünyemi. Ölürken sancı duymasada
bizden öncekiler ben onların sancısını da aldım bünyeme.Yaşarken
haklarını koruyamadıklarımın ölürken sancılarını taşıyayım hiç değilse.
Belki karşılaşırsak öte diyarlarda yüzüm olsun yüzünüze bakacak.
Veya mirasım olsun geride bıraktıklarıma anlatacak. Biz şanlı tarih
yazılırken yoktuk ama tarihin kirlenmesinden de sorumluyduk. Bu
sorumluluğu taşıyamamanın ezikliği öldürüyor belki de beni hiç diriltmemecesine.
Başını okşayamadıkları çocuklarının sorgulayan bakışı deliyor damarlarımı
ve boşa akıp gidiyor kanım.
Oysa onlar kanlarını benim için akıtmamışlar mıydı. Göz yaşı döken
anaların her damlası çin işkencesi gibi deliyor beynimi. Sanki onların
kanıyla yapıyorlar bu işkenceyi. Ve ben dur diyemiyorum bu ölüşe.
Peki siz nasıl yaşıyorsunuz?
Ben ölüyorum…. Ayrılık ağrısı hakim gönlüme. Onlar ayrılırken hiç
düşünmediler sevdiklerini. Ve geride bıraktıklarını. Çünkü bir millet
ağlarken kimse onların gözyaşlarını fark etmeyecekti. Onlar karanlığa
küfür etmek yerine şehadetleriyle bedel ödeyerek ışık oldular yeni
nesillere. Kimileri de gençliklerini bedel olarak koydular ortaya
ve biz bastık geçtik köprü yapıp gençliklerinin üzerinden. Geldik
bu günlerimize…
Geriye dönüp baktığımızda ayak izlerimiz vardı onların gençliğinde.
O ayak izlerinin sorumluluğu var üzerimizde. Hiç değilse kirlettiğimiz
yerleri temizleme gayretinde olmalıyız. Bırakın temiz tutmayı.
Ben ölüyorum…. Ölmek zor gelse de kaçınılmaz sona gidiyorum. Belki
erken diyeceksin ama benden önce gidenler geçmi kalmışlardı ki.
Onlar ölümü vuslat bildiler sevgiliye.Ya biz o sevgiliye ihanet
etmenin bedelini nasıl ödeyeceğiz. Tertemiz emanet edilen sevdanın
kirletilmişliğine göz yummanın vebalini nasıl vereceğiz gerçek sahiplerine.
Ölmek getirecekse vicdan azabından yok olan ruhumu geriye, hoş geldi
sefa geldi.
Dününe sahip çıkamayanların Bugünlerini korumaları mümkün değildir.
Tanrım dününe sahip bugününe hakim olmayı nasıp eylesin.
ŞENOL UĞURLU
___________________________________________________
İNSANA İNSANCA BİR YER TÜRKÜN BİRLİĞİNDEN GEÇER
|