|
Bilderberg’in
şirketler komünizmi!

Türkiye’nin gündemine oturan Bilderberg
toplantılarına Türkiye’den gizlice katılanlar üzerindeki tartışma,
“Şirketler komünizmi” diye iki kelimeyle açıklanabilecek fotoğrafı
hatırlattı bana...
Gerçi konuyu,
üç yıl önce yazmıştık ama üzerinde durmakta fayda var...
David C. Korten, “When Corporations Rule the World” adlı kitabında
diyor ki, “Dünyanın en büyük şirketleri tarafından kontrol edilen
aktif bir propaganda mekanizması, küreselleşmenin hem tarihsel sürecin
kaçınılmaz bir sonucu hem de insanlık için bir lütuf olduğunu telkin
etmektedir. Şirket liberalcilerine göre merkezi ekonomiler başarısız
ve halkın zararınadır.
Oysa, bugün dünyanın en büyük 100 ekonomik gücünün yarısı şirketlerdir.
En büyük 10 şirketin toplam satışları, en küçük 100 ülkenin toplam
gayri safi milli hasılasından daha fazladır. Dünyanın en büyük ticari
bankalarının ve değişik finans firmalarının oluşturduğu 50 kuruluşluk
bir grup, dünyanın 20 trilyon dolarlık üretici sermayesinin yüzde
60’ını elinde tutmaktadır.
Açıkça görülüyor ki, küresel eğilim, piyasanın kontrolü ve üretici
sermayenin giderek daha az elde toplanması şeklindedir.
Bugün başarılı(!) şirketlerin ekonomideki kontrolü, komünist Rusya’da
Moskova’nın elde edebilmiş olduğu kontrolden çok daha fazladır.
Korten, Abraham Lincoln’un öldürülmeden önce bu gidişatı şöyle
tanımladığını bildiriyor:
“Şirketler taçlandırılmış bulunuyor. Yüksek koltuklarda bir
çürümüşlük dönemi bunu takip edecek ve paranın gücü halkın aleyhine
çalışarak hakimiyetini genişletecek... Para sadece birkaç elde toplanıncaya
kadar... Ondan sonra cumhuriyet bitmiş demektir...”
Bu tespit, sadece dünyayı değil,
bugünkü Türkiye’yi de tanımlıyor... Türk İstiklal ve Cumhuriyeti’nin
koruyucu ve kollayıcılarının bilgisine sunulur!
Korten, daha sonraki Amerikan başkanlarından Hayes’in şu sözünü
eklemeyi de unutmamış:
“Bu hükümet artık, halkın, halk tarafından ve halk için değildir;
şirketlerin, şirketler tarafından ve şirketler içindir.”
Sanki AKP hükümetini tarif ediyor!
Korten diyor ki: “Piyasanın serbestliği, paranın serbestliği
demektir ve haklar bireyselliğin değil de varlığın bir fonksiyonu
olduğunda, o zaman sadece varlık sahipleri hak sahibi demektir.
Bugün 358 kişi dünyanın en fakir 2.5 milyar kişisi ile aynı mali
güce sahip olduğuna göre, piyasanın adaletli ve verimli bir performans
göstermesi beklenemez. Modern kölelik başlamıştır...”
“Bugünkü ekonomik küreselleşmenin oluşumunda rol oynayan başlıca
üç
forum vardır. Bunlar Yabancı
İlişkiler Konseyi (Council of Foreign Relations), Bilderberg
ve Üçlü Komisyon’dur... IMF ve Dünya Bankası ise düşük gelirli ülkelerin
küresel sisteme bağımlılıklarının artmasını ve dolayısıyla ekonomilerini
şirketlerin sömürgeciliğine açmalarını sağlamaktadır. Borçlu
ülkelerin büyük çoğunluğu var olan dış borçlarını yeni dış krediler
alarak ödemektedir. Daha fazla borç aldıkça, dışarıya bağımlılık
daha da artmaktadır ve bütün çabalar ekonomik gelişmenin nasıl sağlanacağı
konusunda harcanacağı yerde, nasıl daha fazla borç alınabileceğine
yöneltilmektedir. Belli bir süre sonra, durum uyuşturucu
bağımlılığı gibi olur...”
“Dünya Bankası’nı yönetici bir kurum olarak algılamak zorunludur.
Çünkü o finansal yaptırım gücünü kullanarak, borçlu bir ülkenin
hukuki hayatını tümden değiştirebilmekte ve hatta anayasal yapısında
da değişiklikler yapabilmektedir.”
“Dünya Ticaret Örgütü ise mal ve sermayenin serbest hareketinin
önündeki bütün engelleri kaldırmak için, zorlayıcı kanunlarıyla,
bağımsız bir hukuki kimliğe sahip olarak kuruldu. Dünyanın en büyük
şirketlerinin çıkarları, şimdi artık yasama ve yürütme güçleri olan
küresel bir teşkilat tarafından, demokratik hükümetler ve onların
sorumlu olduğu halklara karşı temsil ediliyordu. Ayrıca bu teşkilat
yargı erkiyle de donatılıyordu... Dünya Ticaret Örgütü çatısı altında
seçilmemiş bir ticaret temsilcileri grubu, dünyanın en yüksek mahkemesi
ve en güçlü yasama kurumu haline gelmektedir...”
Üç yıl önce Korten’in kitabından
çıkarıp yayınladığım bu küçük özet, üçüncü bin yıla girerken dünyanın
ve buna bağlı olarak Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun, uzaydan
çekilmiş bir fotoğrafını vermektedir...
Üç yıl önce, “O halde Türkiye’yi
yönetenler, bu şirketler komünizmi karşısında, sadece Türkiye için
değil, bütün insanlık için nasıl bir çözüm düşündüklerini açıklasınlar...
Cumhuriyetin koruyucu ve kollayıcıları,
sadece irtica karşısında değil, bu tablo karşısında ne yapacaklarını
da bir an önce ilan etsinler...
Bu kandırmaca sona ersin artık...
Kimin direneceğini kimin direnemeyeceğini
bilelim ve biz de ona göre hareket edelim...
Çözüm vardır ve sadece Türkler’in
değil, bütün insanlığın kurtuluşu, refah ve mutluluğu sağlanabilir...
Yeter ki buna inanalım...” demişiz..
Üç yıl içinde, kamuoyu küreselleşme
haydutluğu karşısında yeterince bilinçlenmiştir de devleti yönetenler
ve bu illüzyonun etkisinde kalmış zavallılar, bir arpa boyu yol
alamamıştır...
Arslan Bulut - arslan@gazeteyenicag.com
Eski bir yazı :
KÜRESEL DAYATMALAR AK PARTI PROGRAMINDA
|