BIRAKIN ÜLKÜCÜ OLMAYI MÜSLÜMAN BİLE DEĞİLSİNİZ..!

Gurbet zor, gurbette akşamlar daha bir zordur.
Karanlık basmaya görsün, karanlığın koyusunca artar efkarınız her dem.
Gözlerinizin önünde çeşit çeşit hayaller belirir.
Önce sevdikleriniz hücum ederler sanki sıra kapmacasına.
Kah gülersiniz kendi kendinize, kah iç çeker, konuşursunuz belli belirsizce.
Arzulayıp da bir türlü yapmaya zaman bulamadıklarınız, içinizde bir ukde olarak yıllardır
saklı duran konular, birer birer arz-ı endam ederler...

İçiniz kan ağlar sahipsizliğinize, yüreğinizin başı kanar.
İsyan soluklarınızı yutarsınız çaresizlikten
Uzattığınız elin erişmemesi kahreder sizi, acılar yumak yumak çöreklenir içinize

Ama sonra bir umut fırtınası kopar yüreğinizde
Baragan’ın dikenleri gibi, alır, peşi sıra sürükler sizi, sonsuz gibi görünen hasret çöllerine.
Göz yaşlarınızı zaptetmeye çalışırsınız var gücünüzle.

..................................

Hepimiz insanız ve en hasletli yanımız da paylaşmak...
İlişkilerimize bakarak, ne kadar insan olduğumuzu anlamak hiç de zor değil
Aslında erdemlere; dostluğa, vefaya, fedakarlığa sahip çıkarken, hayatımızın hüzünlü bir
yüzüne bakmıyor muyuz...? Hem de hiç bitmeyeceğini düşündüğümüz
arkadaşlıklarımızla...

Haluk Kırcı, Muhsin Kahya, Selahattin Büyüköztekin Ahmet Şahin Özaslan yıllarca başta
Mamak olmak üzere cezaevi zulmünü birlikte soluduğum, sevdiğim arkadaşlarım.

Bünyamin Adanalı, Ünal Osmanağaoğlu, Mahmut Korkmaz, Mehmet Ali Ağca gıyaben
tanıdığım, bildiğim arkadaşlarım...

Ülkücü Hareket’in tarihine isimlerini ışıklı harflerle yazılacak olan bu yiğitler, düştükleri
bitimsiz çile, ızdırap ve ihmal yumağında “böyle kader olmaz olsun” demeden sabır ve
tevekkülle unutulmuşluğa direniyorlar.

..........................................

O Haluk ki, genç yaşında girdiği zindanlarda 16 yılını doldurdu. Ne kan davası, ne de
miras kavgası için düştü hapislere... Bugün onu ziyaret etmeye utananlar, dün sıcak
yataklarında yatarken o elinde silahla nöbet bekliyordu. Ona bayramda bir tebrik
göndermeyi akıl edemeyenler, kahpe döllerine çiçek ve çukulatalar yolluyorlar...

Elazığ’lı Muhsin’in, daha bıyıkları yeni terliyordu Adana’ya geldiğinde... Allah’ın rahmetine
kavuşmuş Yunus Uzun, Hızır Özüner, Ferhat Tüysüz, Sezai Durmaz’ın emaneti olan
Muhsin hala zindanlarda.. Ne evlenebildi, ne de boynuna sarılıp dizine başını koyacak
kadar anasına yakın oldu. Kaç senedir mi yatıyor dediniz..? Eh işte 19 sene filan... ve
üstelik de geçenlerde Elazığ Cezaevi’nden Malatya Cezaevi’ne sürgün edildi

Korkusuz yürekli, bükülmez bilekli Selahattin, en son Bayrampaşa Cezaevi’nden yolladığı
mektupta aynen şunları yazmıştı: “...Beni sorarsanız mahkemelerle uğraşıyorum. Eski
cezalar ile ilgili problem var. Kamuoyuna duyurulduğu gibi bizim idam cezaları müebbete
dönüşmedi. Af ve infazdan faydalandırılmadık...”

Antep’li Ahmet Şahin’i ise bu kaçıncı alışları kendisi de bilmiyor. Kiminde polisten,
kiminde savcılıktan, kimisinde de içeri atılıp bir müddet yatırıldıktan sonra serbest bırakıldı.
Ne kendi anladı durumunu ne de dosyasına bakanlar... Ortada sadece bitmeyen bir zulüm
vardı.

............................................

Bu Ülkücülerin yıllardır niye hapiste yattığını bilen var mı..?
Herkes salıverildiği halde bunlar niçin hala içeridedirler..?

Peki, hala yurt içinde ve yurt dışında kaçak olarak yaşayan kaç Ülkücü var..?
Bunlar niye kaçıyorlar, neyden kaçıyorlar, kendilerinden başka bilen var mı..?

Biz söyleyelim :

Onlar, 12 Eylül’ün mağdurlarıdır.
Onlar, Başbuğ da dahil 220’sinin kellesi istenen MHP DAVASI’nın sanıklarıdır.
Onlar, bugün başında “düşün artık yakamızdan” diyecek kadar cibiliyetsiz bir gürüh
bulunan MHP’nin gerçek sahipleridir...

Yine bilinsin ki,

Onlar, duası Allah katında makbul sayılan mazlumlardır.
Onlar, gadre uğramış bir neslin sembolüdürler.
Onlar, Ülkücü Hareketin utanç hanesine yazılan en büyük ayıptır.

...............................................

Peki, Aksakallar, niye bu Yusufiyelilere sahip çıkmazlar..?
Bu mazlumlar sadece benim mi arkadaşım ?

Hani bezm-i elest’te söz vermiştik, hani kavli kararımız vardı....
Yuh olsun sizin deminize ervahınıza...yuh!

Gençler sizi örnek almalı ama sizler de onlara örnek olmalısınız...
“Abi olmak”, kolay da “Abi kalmak” zordur.
Unutmayın, size geçmişinizden dolayı saygı duyanlar, sizin geçmişe saygınızın olmadığını
gördükleri gün sizi bırakacaklardır.
Bunu istemezsiniz değil mi, o halde ne duruyorsunuz?
Yusufiyedekilere mektup yazın, çevrenizdekilere yazdırın.
İmza kampanyaları başlatın, yürüyüşler düzenleyin.
Bir yerlerin kulağına kar suyu kaçtığı gün Haluk’lar dışarıdır iyi bilin...!

Hey... omuzu düşükler, gerdanı sarkıklar, bıyık burup üfleyenler...
Bir zamanlar vatanı kurtarmaya kalkan Devlet’lerini kurtarmak için keselerinin ağızını
açanlar...
Daha ne duruyorsunuz..? Devlet’inizden önce kurtulması gerekenler var.!!!

Unutmayın eğer bu gerçekler sizi rahatsız etmiyorsa, bırakın Ülkücü olmayı müslüman bile
değilsiniz..!

Recep Küçükizsiz, 11 Ağustos 2003, Ötüken

 
TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI İBRETLİK