|
BÜTÜN TÜRKMENLER KERKÜK-MUSUL'A!
Kerkük-Musul’a yerleştirilmekte olan Amerikan üniformalı
askerlerin çoğunun, 1996’da Kuzey Irak’ı terk etmek zorunda kalan
ve Silopi’de Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından parmak izleri alınıp
fotoğrafları çekildikten sonra Amerikalılar’a teslim edilen ve Guam
adasına eğitime gönderilen CIA peşmergeleri olduğu yolunda kesin
bilgiler var.
Silopi’de bu olay gerçekleştiği gün, Diyarbakır’da
bulunuyordum ve Asayiş Kolordu Komutanlığı’nın ilgili biriminden
konu hakkında bilgi almaya çalışıyordum.
Amerikalı yetkililer, Kerkük ve Musul’u yağmalayan
silahlı peşmergelerin, bu şehirlerden çıkarılacağını söylerken,
daha önce Kerkük’ten kaçmak zorunda kalmış sivil-silahsız Kürtler’in
evlerine dönmeye hakları bulunduğunu söylüyor.
Doğrudur, Saddam 1. Körfez Savaşı sonunda, Amerikalılar’ın helikopter
kullanmasına izin vermesi sayesinde Kürtleri önüne katarak Türk
sınırına yığmıştı ama bunların içinde Türkmenler de vardı...
Hatta onları, Kızılay tarafından ekmek dağıtılırken, kargaşanın
içine girmemeleri ve bir kenarda beklemelerinden tanımıştık...
O halde Türkiye, 24 yıllık Saddam yönetimi döneminde,
Kerkük’ten kaç yüz bin Türkmen’in sürgün edildiğini hemen tespit
ederek, gerekli girişimleri başlatmak zorundadır.
Bütün Türkmen kuruluşları, harekete geçerek, en
küçük bilgiyi dahi dosyalayarak, resmi makamlara vermeli, bununla
da yetinmeyerek, kamuyonu da aydınlatmalıdır. Türkmenler’in önemli
bir bölümü güneye sürgün edilmiştir.
Bir kısmı yurt dışına kaçmıştır. Dünyadaki bütün
Irak Türkleri için, gün, Kerkük-Musul’da toplanma günüdür.
Türkiye, Türkmen dernekleri vasıtasıyla bu toplanmayı
organize etmelidir. Çünkü, kim hangi planı yaparsa yapsın, Kerkük-Musul
için son söz, şehirlerde bulunanlar tarafından söylenecektir.
ABD, bunu bildiği için, nüfus yapısıyla oynamaya
çalışıyor. Kerkük ve Musul’da, tapu ve nüfus dairelerini yağmalatan,
doğrudan ABD’dir...
Talabani’nin böyle bir operasyonu ABD’den izinsiz
yapması mümkün değildir.
Kerkük ve Musul’un nüfus yapısını değiştirmeye çalışan
asıl güç ABD’dir.
ABD’nin bu hazırlıklarını aylar öncesinden Türk
kamuoyuna duyurduğumuz halde, Türkiye’nin hiçbir tedbir almaması,
gafletle izah edilemez.
Türkiye, bu haksız uygulamadan dolayı, ABD’yi uyarmalı,
ayrıca dünya kamuoyuna yönelik olarak da bildirimde bulunmalıdır.
Şu anda bile Kerkük-Musul’da Türkmenler çoğunluktayken,
inisiyatif ABD’ye bırakılmamalıdır.
Kerkük- Musul sadece oradaki Türkmenler’in ve diğer
grupların can güvenliği açısından değil, Türkiye’nin kendi güvenliği
ve tarihi hakları açısından da vazgeçilmezdir.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün “Katliam yokmuş,
Kerkük-Musul’a girmeyeceğiz” diye açıklama yapması, oradaki nüfus
yapısının değiştirilmesine göz yummak anlamına gelir.
Zaten Suriye gezisini bile Powell’ın telefonundan
sonra iptal eden bir Dışişleri Bakanı’ndan Türkiye’nin çıkarlarını
korumasını beklemiyoruz ama, devletin bir bütün olarak Kerkük- Musul
konusunda bu kadar hazırlıksız olması, daha önceden oradaki Türkmenler’i
örgütlemek için en küçük bir çaba sarf edilmediğinin anlaşılması,
dünyaya devlet kurma dersleri verecek bir millet adına utanç vericidir.
Buna rağmen, şu anda bile kaybedilmiş bir şey yoktur.
Türk Ordusu ve MİT’in, Türkmenler’in Kerkük-Musul’da güçlü bir yapı
oluşturmalarını sağlayacak her türlü imkanı vardır...
Zaten, nüfus yapısının değiştirilmek istenmesi bile
tek başına müdahale gerekçesidir. Hükümet ve Türk Silahlı Kuvvetleri,
Kerkük’e 15 Türk irtibat subayı göndermekle, tarihi sorumluluktan
kurtulamaz.
Denilebilir ki, “Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya
getirecek bir müdahaleyi nasıl savunabilirsin?”
Bence, bu soru yanlıştır.
Çünkü Türkiye ile ABD zaten karşı karşıya gelmiştir.
Orada ABD’nin kurmak istediği yapılanmanın ana hedefinin
Türkiye’yi kontrol altına almak ve orta vadede parçalamak olduğunu
dünyada anlamayan kalmadı.
Eğer bugün kararlılık gösterilmezse, yarın çok daha
büyük belalarla karşı karşıya gelineceğini herkes görmelidir.
ARSLAN BULUT , 13 Nisan 2003, 
|