|
ERDOĞANİZM'İ YAHUDİLER HAZIRLADI
MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin hiçbir ülkücüye sormadan
ve danışmadan aldığı
3 Kasım'da seçim kararı ve sonuçları Türkiye üzerinde oynanan YAHUDİ
oyunlarına yeni
bir imkanı ortaya çıkardığı belirtildi. Bu konuda bir kitap için
çalışmalarını sürdüren İsrail
Dışişleri Bakanlığı eski Müsteşarı Alon Liel, Tayyip Erdoğan ve
AKEPE'nin bu sürece
YAHUDİLER tarafından hazırlandığını üstü kapalı olarak ifade ediyor.
Dahada ileri giderek ERDOĞANİZM diye bir tanımlama üretiyor ve AKEPE'nin
yapacaklarının Mustafa Kemal Atatürk'ün inkilaplarından bile daha
ileri bir adım olduğunu söylüyor.
Gelişmeler, Türkiye'nin; müslüman (!) AKEPE iktidarı tarafından
YAHUDİlere peşkeş çekileceğini gösteriyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı Alon Liel'in yaptığı
bir ropörtajın tam metnini
yayınlıyoruz:
-Demo-İslam: Türkiye'nin Yeni Yüzü" adlı bir kitap hazırladınız.
Bugünlerde İsrail İbranice
yayınlanacak kitabın konusu AK Parti iktidarı ve AK Parti'yi iktidara
taşıyan süreç
Tayip Erdoğan, 8 yıldır ilgi alanımdaydı. 2 yıla yakın kitap
üzerinde çalıştım.
-Erdoğan'da neydi dikkatinizi çeken?
25 yıldan beri modern Türkiye konusunda çalışıyorum. Türkiye'ye
ilk kez diplomat olarak 1977'de geldim. Atatürk ve Kemalizm konusunda
çok çalıştım. Atatürk'ün çok popüler olduğunu gördüm. Ancak Kemalizm
o kadar değildi. Gittiğim her yerde Atatürk vardı, ama Kemallizm
sorunluydu. Dindar halk kendini Kemalizm ile tarif etmekte güçlük
çekiyordu..
Kemalizm, 'laik fundamentalizmi' gibi bir şey oldu. 21. yüzyıla
girerken Kemalizmin kendini güncellemesi gerekiyordu. Ben Erdoğan'ın
kendini Kemalizmle tanımlayamayan halkı merkeze taşıdığını görüyorum.
Bu Türk demokrasisi için olumlu bir gelişme.
-Erdoğan'ı, zaferinden önce çalışmaya başlamanız bir Yahudi öngörüsü
mü?
Son beş yıl içinde kamuoyu araştırmalarında ön sırada yer alıyordu.
3 Kasım'dan zaferle çıkması sürpriz olmayacaktı. Bu iktidar değişiminin,
eskilerinden çok farklı olacağını düşünüyordum. İktidarın, DYP'den
ANAP'a geçmesi değildi. Bu, hemen hemen bir devrimdi, bir ideolojik
değişimdi. AK Parti sadece yeni bir parti değil, yeni bir ideolojidir.
-Türkiye'de 'Erdoğan olgusu uzun süre kuşkuyla karşılandı.
Birçok insan Erdoğan'ın yaptıklarının bir taktik olduğunu, takiyye
yaptığını düşünüyordu. Ancak ben Atatürk ile Kemalizm arasındaki
mesafenin giderek açıldığını gördüm. Kemalizmin bu haliyle Türkiye'yi
AB'ye taşıyamayan bir ideoloji özelliği gösteriyordu. Özellikle
demokrasi, askerin siyasetteki rolü ve insan hakları konusunda kendini
güncellemesi gerekiyordu. Ben Erdoğan'ın Kemalizmi güncelleştirecek
kabiliyete sahip olduğunu düşünüyorum. Bu potansiyeli "Erdoğanizm"
olarak tanımladım.
-Erdoğan'ı iktidara taşıyan süreçte Yahudi Lobisinin etkisinin
olduğu iddia edilmişti. Sizin
Erdoğan'la ilgilenmiş olma sebebiniz, bu süreci önceden biliyor
olmanız m?
ABD'nin Erdoğan'a olumlu bir tavırla yaklaştığını da gördük.
Türk halkı istediğini
değiştirebiliyor, gelinen noktayı beğenmiyorsunuz ve bunun sonucu
siyaseti yeniliyorsunuz. Bu nedenle New York Times, Washington Post,
ona bir şans verdi. Demokrasiye inanan kişilerin Erdoğan'ın zaferi
konusunda hararetli olacaklarını düşünmüyordum. Çünkü bu gerçek
bir zaferdi. Ben bunun Yahudilerle ilgili veya başka bir mesele
olduğunu düşünmüyorum. Türkiye'deki Yahudilerin yüzde 90'ı İstanbul'da
yaşıyor. Erdoğan, İstanbul belediye başkanı idi. Yahudi Cemaati
lideri Bensiyon Pinto'nun Erdoğan ile görüştüğünü
biliyorum. Erdoğan ile Yahudi Cemaati arasında iyi bir temas vardı.
Fakat 20 bin nüfuslu bir Yahudi cemaati, 70 milyonluk bir ülkede
siyasi açıdan büyük rol oynayamaz. Bu karar, Türk halkının, sadece
yeni bir siyasetçi değil, yeni bir ideoloji getirme eylemidir.
-Nedir Erdoğan'ın büyük değişimi?
Gül ve Erdoğan Fazilet'in ılımlı yarısını alarak yeni bir parti
kurdular, oyların üçte birini aldılar. Türk halkı böyle bir çıkışı,
ılımlı İslamı bekliyordu. Erdoğan ve Gül, ılımlı İslami görüşle
çıkagelince halk bu projenin üzerine atladı.
-Erdoğan'ın iktidara yürüyeceğinden nasıl emin oldunuz? Bir çok
kişi Başbakanlığın
Erdoğan'a asla bırakılmayacağını savunuyordu.
Ordunun Erdoğan'ı durdurmayacağından emindim. Evet ordu, demokrasiyi
ve laikliği koruma konusunda kararlıydı ve hala da öyle; ancak şundan
da emindim k,i Türk ordusu Türkiye'nin Batı'nın bir parçası olma
şansını heba etmek istemez. Erdoğan'a karşı şiddetli bir tavır sergilemeleri
halinde, bunun Türkiye'nin AB'ye giriş şansını kaçırması anlamına
geldiğini biliyorlardı..
-Neden Türkiye, neden Erdoğan?
1981-1984 arası Ankara'daydım. Türkiye'yi iyi biliyorum. İsrail,
etrafı Arap ve Müslüman ülkelerle çevrili. İsrail gibi demokratik,
kapitalist, laik batı yanlısı bir ülkenin bu çevrede yaşaması zor.
Bunun için her anlamda büyük bedel ödüyoruz. Aniden Türkiye'de İslam
ile demokrasinin bir arada olabileceği şansını görünce, neden bu
Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak'ta da olmasın dedik. Bu ülkelerin de,
Türkiye gibi olması halinde karşımızda çok farklı bir Ortadoğu olurdu.
İsrail'de insanlar çocukluklarından itibaren İslam ile demokrasinin
asla birlikte olamayacağını öğrenerek büyürler. İslam ve Arap dünyasında
demokrasinin şansının olmadığı öğretilir onlara. Ancak şimdi karşımızda
böyle bir şans duruyor. Türk demokrasisi Ortadoğu için bir zenginlik.
İsrail, kendisini bir demokrasi olarak görüyor ve Türkiye'nin de
güçlü bir demokrasisi olmasını istiyor. Bizde de fundamentalist
yahudiler var, onları demokratik hayatın içine katmaya çalışıyoruz.
-3 Kasım öncesi, Erdoğan'ın iktidara gelmesi halinde Türkiye'nin
İsrail'le ilişkilerde bir geri
adım atılacağı kanatı vardı.
Bir insan, başbakan veya dışişleri bakan olduğunda, profesyonelleri,
ekonomistleri, iş adamlarını, askerleri dinler ve ülkenin menfaatleri
çerçevesinde görüşleri değişebilir. Nitekim öyle de oldu. Erdoğan,
iktidara gelişinin ilk haftasında Şaron'un terörist politikalarından
bahsetti. Şoka girdik. Ancak geride kalan sekiz ayda bir daha böyle
bir şey demedi.
Erdoğan'ın, Yılmaz veya Çiller kadar İsrail'e karşı olumlu bir tutumu
olmadığını biliyordum. Gül'de aynı. Gül'ün son 10 yılda İsrail konusunda
söylediği bütün sözleri gözden geçirdim. Hepsi olumsuzdu. Ancak
biz demokratik İslam'ın İsrail-Türkiye ilişkilerinden çok önemli
olduğunu biliyorduk. Bunun bütün Ortadoğu için önemli olduğunu biliyorduk.
Eğer Erdoğan, Müslüman Türkiye'de demokrasiyi güçlendirir, ülkeyi
AB'ye sokarsa, bunun bütün Ortadoğu için muazzam anlamı olur. Genelkurmay
Başkanı Özkök İsrail'e geldiğinde Türkiye'den bir profesör bana
şunu söyledi: 'İsrail ile ilişkiler Türk ordusu için o kadar önemli
ki; AK Parti buna dokunamaz.'
Askerin bu ilişkiyi destekliyor olması ilişkilerin bu durumunu açıklamak
için yeterli değil. Bence her Türk siyasetçisi şunu biliyori; eğer
sen hem Arap dünyası hem de İsrail ile iyi ilişkilere sahip olursan,
bu seni Ortadoğu'da benzeri olmayan bir konuma getirir. Türkiye
şunu da biliyor ki; İsrail ile ilişkiler Türkiye'nin Amerika ile
ilişkileri açısından büyük öneme sahip. Dışişlerindeki bu atmosferi
AK partililerin de bildiğini biliyorum.
-Hem 'büyük değişim', hem de 'kurulu düzen etkisi' altında kalmak
çelişki değil mi?
Erdoğan'ın söylemini değiştirdiği başka konular da var. Türkiye'deki
Batı yanlısı, İsrail yanlısı ve serbest piyasa yanlısı öğelerin
Erdoğan'ı etkilemelerinden memnunum. Erdoğan'ın orijinal ideolojisi,
Kemalizm ile karışım halinde. İsrail'de 'Erdoğan nedir' diye sorduklarında,
'İslam light' diyorum. Bu İslam'ın yeni bir versiyonu. Fundamentalizmin
terörizmle karıştığı bir Ortadoğu'da yeni bir soluğa ihtiyaç vardı.
Bu modern, ılımlı İslamdır. Erdoğan, İslam'ın özel hayattaki yeriyle
kamudaki yeri arasına bir duvar çekti. Bu ihtiyacımız olan şeydi.
İsrail'de de bazı kişiler ülkenin Tevrat ile yönetilmesini istiyor.
Erdoğan, İslam'ın ülke yönetimine etki etmesine müsaade etmedi.
-Demo-İslam ile İslami Demokrasi arasında ne gibi bir fark görüyorsunuz?
Bu konuda Cüneyt Ülsever'in görüşüne yer veriyorum. İran örneğinde
İslam demokrasiyi idare ediyor. Demokratik İslam'da ise demokrasi
İslamı kamu yaşamında idare ediyor. Demo-İslam kavramını Avrupa'daki
Hıristiyan Demokratlar ile mukayese edebiliriz. Demo-İslam'da ülke
Müslüman bir ülke; ancak kamu alanında demokrasi birincil durumda.
'Erdoğanizm'min, Kemalizm'i İslam'la barıştıran, hatta onu daha
da demokratikleştiren bir revizyon olduğunu söylüyorsunuz. Bu fikrinizi
Kemalistlerle tartıştınız mı? Bir çoklarıyla konuştum; ancak çoğu
Erdoğan konusunda benimle aynı fikirde değildi. Çoğu onun gerçek
niyetini yansıtmadığını söyledi. Bazıları ise benimle aynı fikirleri
paylaştılar.
-Sizinle aynı fikirleri paylaşanlar gerçekten Kemalist mi?
Evet. Bunlar, Atatürk'ün bugün yaşaması halinde Kemalizmi farklı
şekilde inşa edeceğini söylüyor. Atatürk dahi bir kişiydi; ancak
o günden bugüne çok şeyler değişti. Atatürk'ün bugün geçmişten daha
az hayranlık uyandırdığını düşünmüyorum. Atatürk bugün yaşasaydı,
Kemalizmi günceller ve bunu bilhassa demokrasi alanında yapardı.
Tezinize göre, Erdoğanizm Kemalizm'in yaşamaya devam etmesini sağladı.
AB kapısında Kemalizm ölmeye yüz tutmuştu ve Erdoğanizm bir tür
can simidi oldu. Erdoğanizmi, demokratikleştirilmiş Kemalizm olarak
görüyorum. Erdoğanizm, kemalizmin güncellenmiş bir versiyonu. Erdoğan
iktidara geldikten sonra, Atatürk'ün halk arasındaki popülaritesi
arttı. Bana göre, Türk halkının belli bir bölümü, ki bunlar eskiden
Refah, son olarak da Fazilet'e oy verdiler, Erdoğan iktidar olduktan
sonra kendilerini Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ve Kemalizm ile birlikte
tanımlama fikrine daha yaklaştılar.
-Yani 28 Şubat'ta oluşan hava dağıldı mı?
28 Şubat Türk demokrasisi ve özellikle de Türk ordusu için kara
bir gündür. Bir darbe aldatmacasıdır. Başbakanın darbe ile devrilmesi
Kemalist düşünce için de iyi bir şey değildir.
- İsrail'in Türkiye'de demokrasinin gelişmesinden yana olduğunu
söylediniz. 28 Şubatı yapan kadroların İsrail-Türkiye ilişkilerini
en çok geliştiren kişiler olması konusunda ne
düşünüyorsunuz?
Bu insanlar darbeyi İsrail ile olan ilişkilerden dolayı yapmadı
ki. Son 10 yılda Türkiye İsrail için, ABD'den sonra ikinci büyük
öneme sahip ülke. Dolayısıyla Türkiye'de ne olup bittiği bizim için
çok önemli.
-Erdoğan'ın Ramazan günü Berlusconi ile yemek yemesini sembolik
anlam yüklüyorsunuz.
İki yıl önce İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı iken Micthel
Komitesi ülkemize gelmişti ve Demirel de bu komitedeydi. Başbakan
Şaron'un da katıldığı 3 saatlik bir toplantıdan sonra öğlen yemeğine
gidiyorduk. Demirel bana, 'ben gelemem oruçluyum' dedi, başka bir
odada bekledi. Erdoğan ise, seferilik hakkını kullandı, Berlusconi
ile öğlen yemeği yedi. Uçak da alkole izin verdi. Erbakan böyle
bir şeye müsaade etmemişti. Erdoğan böyle yapmakla dünyaya kendisinin
farklı olduğu yönünde çok güçlü ve cesur bir mesaj verdi. Bunlar
bende, artık Türkiye'de yeni ve farklı bir liderle karşı karşıya
olduğumuz düşüncesi
uyandırdı. Erdoğan kendisine tanınan krediyi hak etti.
-Erdoğan'ın İslam'ını 'reformistten çok deformist' gördüğünüzü
belirterek, Erdoğanizm'in
İslam ülkeleri için bir model olabileceğini savunuyorsunuz. Deformist
İslam, İslam
ülkelerinde kabul görür mü?
Şu an biz Irak'ta Amerikanın elde ettiği zaferden dolayı Ortadoğu'da
çok dramatik bir durumla karşı karşıyayız. Amerikalılar Irak'ta
3-5 hatta 10 sene kalabilir. Ben, Irak'ın Amerika olacağını söylemiyorum;
ancak inanılmaz bir şans. Türkiye'nin ılımlı, modern İslam modeli
sadece Irak'ta işe yarasa ve 10-20 yıl içinde Irak Türkiye'ye benzese
bile muazzam bir iş başarılmış olur. İslam dünyasının genel olarak
kemalizmi laikliğinden dolayı reddettiğini
biliyorum. Türkiye'nin Arap ülkeleri için bir model olmadığını da
biliyorum. Ancak
Ortadoğu'da bazı şeyler değişiyor. Amerika, Doğu Avrupa'yı değiştirdiği
gibi Ortadoğu'yu da değiştirmekte kararlı görünüyor. Veda yemeğinde
Robert Robertson, "20 yıl önce size Doğu Avrupa'yı değiştireceğimizi
söylediğimizde bize inanmıyor, onlar Komünist diyordunuz. Bakın
değiştirdik. Ortadoğu'da da bize bir şans verin. Burayı da değiştirelim."
dedi. Bana göre, Türkiye, İslam dünyası için demokrasi ve modernizm
modelidir.
-ABD, bir yandan Irak'da demokrasi götürmeye çalışırken bir yandan
da Türkiye'yi
tezkere konusundaki demokratik kararından dolayı yerden yere vurmadı
mı? Kim kime
nasıl model olacak?
Bu geçici bir durum. Hislerle hikmeti birbirinden ayırmak gerekir.
Bush'un, Powell'ın ve hatta Wolfowitz'in hayallerine baktığımızda,
Türkiye gibi bir Irak, bir Suriye, bir İran, bir Suudi Arabistan'ı,
görüyoruz. Hayal edilen şey budur. Hissiyatları yatıştığında Türkiye'yi
reddetemeyecekler.
-Erdoğanizm'in temelde bir 'iç ideoloji' olduğunu ve Türkiye'nin
iç politikasını
şekillendirdiğini, dış politikada ise Erdoğan'ın asker ve dışişleri
bürokratları tarafından
yönlendirildiğine yer veriyorsunuz.
Türkiye'de, siyasetçiler ile ordu arasındaki ilişkilerin, demokratik
bir şekilde
normalleşeceğini düşünüyorum. Avrupa'daki Amerika'daki gibi sivillerin
altında bir yerde olacak ordu. Generaller özel bir şirket değil,
maaşları devlet tarafından ödenen insanlar. Parlamento karar verecek
ve ordu da ona uyacaktır. MGK'da yapılan değişikliklere bakın, işler
normalleşecek. Biliyorum, Erdoğan'dan hoşlanmayan ve onun değişmesini
isteyenler var. Ancak, Türkiye için en kötü şey böyle bir değişikliğin
askeri darbe ile yapılmasıdır.
-Erdoğan'ın seçimlere girememesini 'Demokrasi'nin kara günü' olarak
adlandırmışsınız.
Bunu yazdığımda, Avusturya'da Haider ırkçılıkla suçlanıyordu,
İspanya'da ise Bask'ta ise terör suçlaması vardı. Erdoğan'da ise
ne ırkçılık ne de terörizm vardı. Erdoğan'ı hapse attıran şiiri
İbranice'ye çevirdim. Üzerinde çok düşündüm; ancak bu Erdoğan'ı
hapse götüren iddiaların içini dolduran bir şiir değildi. Bizdeki
dindar insanlar daha vahim şeyler söylüyorlar. Hiçbir demokrasinin
bir şiirle yıkılmayacağını biliyorum.
-Demo-İslam'ın şansını tartışırken bir soru ortaya atıyorsunuz;
Maapah veya Maapeha,
yani dönüşüm mü devrim mi?
Bana göre bu normal bir değişim değil. Bunu bir 'AK Parti devrimi'
olarak adlandırmak için erken; ancak bu devrimden çok uzakta değil.
Olumlu yönde devrimsel bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Bu demokrasiyle
gelen bir devrim.
Kaynak: Milliyetçi.org,
8 Ağustos 2003
|