Ülkücü hareketin en sembol isimlerinden olan Ozan Arif, uzun süredir MHP'den dışlanmış durumda. O da Bahçeli ve ekibine karşı, tek başına sert ve etkili bir muhalefet yürütüyor
Adı ülkücü hareketle özdeşleşen Ozan Arif (Şirin) ne zamandır MHP yönetimine küskün, kırgın, hatta onlarla kavgalı. Türkiye ve dünyanın birçok köşesinde binlerce kişilik konserler düzenleyen Ozan Arif artık MHP'nin denetimindeki faaliyetlere dahil edilmiyor. O da üstüste çıkardığı kasetlerde öfkesini dile getiriyor. Ozan Arif'e, yaşadığı Almanya'da ulaştık. Telefonla görüştük. Sorularımızı yolladık, o da uzun bir mektupla cevaplandırdı bizi. îşte Ozan Arifin gözünden ülkücülük ve MHP: (RUŞEN ÇAKIR'ın ropörtajı - Vatan)

* Nereye gitti bu ülkücüler?

Ozan Arif: Ülkücüler bir yere gitmedi. Onlar şehirler, kale burçları gibi yerindeler, ama yaralılar. Evet deprem geçirmiş şehirler gibi, top mermisi yemiş kale burçları gibi yerindeler.

* 3 Kasım sonuçlarını bir yenilgi olarak görüyor musunuz?

Ozan Arif: Yüzde 18'lerden sekizlere düşmenin başka bir adı var mı? Elbette bir yenilgidir, ancak bu MHP'nin yenilgisi değildir. Hele hele ülkücülerin katiyyen değildir. Çünkü üçbuçuk sene boyunca ülkücü hareket ve MHP'nin ruhuna uygun en ufak bir rayiha koklamadı bu millet. Bu yenilgi tamamen, ülkücü hareket adına Meclis'te bulunan ama onun fıtratına ters politikalar izleyen, kendi tabanından başka her sese kulak veren bir ucube gurubun yenilgisidir. Esasında yüzde 18 de bunların başarısı değildir. O başarı Başbuğumuzun sağlığında başlattığı ve lapa lapa yağan karın altında toprağa verildiği gün milyonlarca insanı başına toplayarak (aya atılan füzeleri ateşleyen mekikler gibi) ateşlediği ve bu kişilerin kucaklarına bıraktığı başarıdır. Esasında bunlar adam olsaydı yüzde 28 de olurdu. Bunlar bütün kerameti kendilerinde gösterip, 'Türkeş olsa bu oyu alamazdı' gibi talihsiz beyanları büyük gazetelerin manşetlerine, hatta televizyon kanallarına taşıma ukalâlığı ile bütün samimi ülkücüleri küstürdüler. Bırakın ülkücüleri, milleti küstürdüler. Rahşan Hanım'ın sözlerini yiyerek ülkücünün geçmişini ve şerefini ayaklar altına aldılar. Türkeş gibi bir karizmanın bile ihmal etmediği 'meşveret' ve 'istişare' bunların döneminde bitti. Eleştirmeyi geçin, düşünen ve konuşan insanlara bile tahammül göstermediler.

Basına kapalı grup toplantılarında dahi konuşacak vekillerin konuşmalarını bir gün önceden isteyerek sansüre tabi tuttular. Onlar da yuttular kardeşim, evet yuttular. Şimdi bakıyorum o zaman çıtı çıkmayanlar konuşuyor. Bana göre herkes konuşabilir ama (benim kesinlikle redd-i miras ettiğim) o üçbuçuk yıl içinde bakanlık yapmış, milletvekilliği yapmış hatta parti yönetiminde bulunmuş hiç kimsenin konuşma hakkı yoktur. Herkesin ağzına sakız yaptığı Apo denilen melun' ve 'başörtüsü' gibi meselelere bağlanıp kalmak istemiyorum. Ama bize
gerek oyu gerek duasıyla desteklerini esirgemeyen şehit ailelerinin kapımıza koydukları kara çelenk bile bunların kör gözlerini açmaya yetmedi. MHP değil ama MHP'nin mührünü eline geçiren bu grup hareketin kendilerine yüklediği misyonu hiçe sayarak, başka odakların onlara yüklediği misyonu yerine getimeye çalıştılar ve halâ da çalışıyorlar. Adına 'uzlaşma kültürü' dedikleri, esasında teslimiyetçilikten başka şey olmayan tutumlarıyla bizi fıkralara konu ettiler. Milletle yüzleşmeden 'yüzyılla sözleşme' imzalamaya kalktılar. Açıkça bizi sattılar.
Sevdamızı sattılar. Diyarbakır'da HADEP'in belediye başkanına gösterilen şefkat, Yozgat'ta kendi belediye başkanına gösterilmezse böyle olur. Kendi gönüldaşlarına aslan kesilip, Ecevit'in yanında Siyam kedisi kesilirsen böyle olur. Yıllarca bu sevdanın destanını yazmaya çalışmış Ozan Arif'e bile, 'Affet beni milletim, sistemin iti oldum / Köpeklerle barıştım, kurtlarla kötü oldum' dedirtirsen böyle olur.

* Kimilerine göre ülkücü hareket bu gidişle sona bile erebilir. Buna katılıyor musunuz?

Ozan Arif: Hayır asla ve katiyyen katılmıyorum. Tankların altında kaldığımız dönemlerde bile umutsuz olmadım. Gerçi 12 Eylül döneminden de berbat günler yaşıyoruz. Bu hareket bittiği zaman Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti de bitmiş olur. Başımızdaki basiretsizler yüzünden üstü küllenmiş bir kor görüntüsü verdiğimiz doğrudur.

* Ülkücülerin birleşmesi gerekiyor mu? Bu nerede ve nasıl olabilir?

Ozan Arif: Birleşmeden bahsettiğinize göre bir dağılma var demektir. Dağılma noktası neresiyse birleşme noktası da orası olması gerekir. Ülkücülerin yeri üç hilalli bayrağın gölgesidir. Ülkücü hareketin olmazsa olmazlarını yüreğine oturtmuş insanların ufak tefek şeyleri bir kenara bırakarak Alparslan Türkeş'in bize bıraktığı sevgi ve güven ipine
tekrar sarılması, onun bize emanet ettiği sevdayı ve o sevdanın yuvalarını her türlü pislikten arındırarak şenlendirmesi şarttır. İlk adım, her ülkücünün onurunun düşünüldüğü, Ülkücü hareketin patentinden başka hiçbir patent taşımayan, herkese açık bir büyük kurultayla atılır ve arkası gelir. Ama MHP'nin mührünü şu anda elinde bulunduranlarla bu iş olmaz. Çünkü bunlarınki küçük olsun bizim olsun kafası.

* Bahçeli yeniden aday olmalı mı?

Ozan Arif: Devlet Bahçeli tekrar aday olursa paşa gönlü bilir. Bana göre olmamalıdır. Bu kendisinin de yararına olacaktır. Işık aydınlattığı çevreye, ateş ısıttığı daireye göre kıymet kazanır. Kin kurşundan ağırdır, kanatları ne kadar geniş olursa olsun kindar insan yükselemez. Yükseleceği yere kadar yükselmiştir. Paramparça olacak bir düşme yaşamadan önce, henüz fırsat varken inmesini bilmelidir. Üçbuçuk yıl Ecevit'e verdiği bütün sözleri tutan Bahçeli'nin 3 Kasım akşamı ülkücülere verdiği tek sözü tutmaması iyi olmaz. 4 Nisan'dan 4 Nisan'a koltuğunda oturduğu Alparslan Türkeş'i bir ibrik su dökmek için hatırlayan, ama 'Üçbuçuk yılda Ecevit'ten çok şey öğrendim' diyen birini ülkücüler daha fazla taşıyamaz.

* Aktif siyasete girmeyi düşünüyor musunuz?

Ozan Arif: Basiretsizlikle sıfatlandırdığım bu kadro Meclis'teyken orada olmak isterdim. Allah ya onlara verirdi ya da bana! Siyaseti zaman zaman düşünsem de ihtiras denilecek boyutta değil.

 
TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI İBRETLİK