|
'...MHP'yi ya da ülkücüleri; yeterince etkin ve
aktif olmadığı iddiası ile terk edenler...'
Özcan Yeniçeri yazısında duygu sömürüsü yapmış.
Hikayenin ASIL HAZİN YANINDAN
HİÇ BAHSETMEMİŞ. (Ki, 3-4 senedir bu konuları haykırdık durduk,
duyan olmadı.)
Okuduk, hakikaten o günler film şeridi gibi gözümüzün
önünden geçti. Ötüken'de
devamlı surette aynı konuları işleyip durduk. Ama ne MHP, ne
de Ülkü Ocakları bize yaklaşmadı. Ne duydu, ne görmek istedi. Aksine,
ilk yıllarda olan 'bağlantı' adresimizi bile kaldırdı, sonra da
'yasaklı' ilan etti.
Özcan ağamızın kalemi kuvvetli imiş. Son parağrafa
kadar her şey mükemmel, yerli yerinde. İçten yazmış gibi görülse
de, yazının sonunda çuvallamış; MHP'yi terkedip gidenlere laf etmiş.
Elbette gemiyi menfaatleri için terkedenler kahpedir.
Ama, terketmediği halde, zoraki dışlananlar, kovulurcasına
- aleyhte her pislik yapılanlar, hareketsiz, aciz bırakılanlar herhalde
kahpe değil!
Onları dışlayanlara, partiden uzaklaştıranlara,
her türlü kötülüğü yapanlara, dedikodu çıkaranlara ne demeli bilmiyoruz...
Kahpe mi desek, ne desek?
Önce 'Ahmet Yılmaz'la uğraşıldı. Haksız mı idi?
Söylediklerinin tamamında, kelimesi kelimesine haklı olan Ozan,
ATP'ye geçmek zorunda bırakıldı.
 |
Arkasından olan; asrın Dede Korkut'u Ozan
Arif'imize oldu. Kurultaylara bile sokulmadı!
Bahçeli'nin yediği bu haltlar, Ecevit'e yanaşmasının
ışığında olduğu için daha da büyüdü. Nefretimizi kazandı.
|
Diyeceksiniz ki, Bahçeli suçsuz. Akıl hocaları vardı,
hepsi gittiler, terkettiler!... İyi de, partiye başkan olmuş birinin
ucube akıl hocalarına ihtiyaç duyması da ne demek oluyor? Bir takım
önemli kararları verecek - alacak kadar şuurlu bir ülkücü değil
mi? Ne hikmetse, bize yamuk gelen, malumların zevkten köşe oldukları
kararlar aldı durdu.
Hele
hele ALİ GÜNGÖR'e yapılanları hiç affedemiyoruz.
[ ..*.. DYP konusuyla ilgili
Tekzip ve Özür aşağıdadır.]
Özcan Bey yazısında, 'MHP'yi aşağı çekerek yapışıp
kalanlardan' da bahsetse idi, daha yerinde olurdu!
Gerçek Ülkücüler hiç bir yere gitmemiş hala MHP
diyor. Ama kayıtları siliniyor, ne iş?
Bu sanal alemde bile 'Ülkü Ocakları ve MHP' bizi
yasaklı ilan etmiş.
Çoğu zaman Bahçeli'nin bir türlü ağzına almadığı,
almak istemediği 'BİRLİK'ten söz eder dururuz.
VATAN SATILIRKEN, bizlere, Ozanlara, dağıtılan -
yuvadan uzaklaştırdığınız bütün ülkücülere EL UZATSANIZ FENA MI
OLURDU?
KILINIZ KIPIRDAMIYOR, KILINIZ! Şüpheliyiz... Onlara
(bize) ve partimize yapılan fenalığı bir 12 EYLÜL kahpeleri bile
yapamamıştı. Başbuğumuz'u kaybetmemizle birlikte aklı başına gelen
millet, MHP demişti. Herkesi perişan ettiniz. Başta bizleri dışlayıp,
SOLA yanaştınız SOLA! Merkeze - herkeze hitap edecektiniz, ama bizleri
dışlayarak!!! Sonra sap gibi ortada kala kaldınız! Kim sorumlu şimdi?
Bahçeli ve ekibi değilse kim?
Alttaki parağraf, bütün yazının icabına baktı. Yazık
Özcan bey, yazık...
Ötüken, 9 Temmuz 2003
| HİKAYENİN HAZİN YANI
Kızıl bir heyyule Türkiye'nin ufkunu karabasan gibi kapattığında;
köşe başları tutulup fabrikalar tahrip edildiğinde, okullar
kapatılıp sokaklar işgal edildiğinde yemin etmişlerdi. Yeminler
bayrak, şehit, silah ve Kur'an üzerineydi. Ülkeyi soysuza,
yolsuza, Moskof'a, Mason'a teslim etmeyeceklerine dair marşlar
söylemişler, sağ eller yumruk yumruk havada, ciğerler patlarcasına
şişmiş, gözler ufukta and içmişlerdi.
Öz yurduna özgürlük talep eden pırıl pırıl bir gençlikti,
ayağa kalkıp teslim olmayacaklarını ve vatanı teslim etmeyeceklerini
her şeye rağmen dosta düşmana ilan edenler, "ey vatan
göz yaşların dinsin/ Yetiştik çünkü biz!" diyerek Türk
milletine umut olmuşlardı.
Onlar; şarkısı okunmamış, türküsü yakılmamış, şiiri söylenmemiş
bir nesil olarak tarihteki yerlerini o zaman talep etmişlerdi.
"Timsah nesli" olarak nitelendirildiler.
Yandaşlarından daha çok karşıtlarının takdirini kazandılar.
Yerliydiler yabana yüz vermediler. Yalnız yer altı ve yer
üstü zenginlik kaynaklarını değil, okullarını,
sokaklarını, kahvelerini namus gördüler kıskandılar yabandan.
Milliydiler ezdirmediler bayraklarını, ona göz dikenin gözlerini
korkuttular. Mabetlerine "namahrem eli deymesin"
diye siper oldular, siper aldılar.
Bazen birer birer, bazen üçer beşer vuruldular. Kara toprağa
erken yaşında düşenler; fatihalarla binlerce inanmış arkadaşlarının
omuzunda uğurlandılar ebediyete!
Sakat kalanlar yalnızlık ve unutulmuşluk anaforunun kahredici
ızdırabını ruhlarına yapıştırarak yaşamayı göze aldılar. Yargılananlar
hayatlarını; ilgisizlik, acımasızlık ve yokluk içinde geçirecekleri
taş kafeslere tahsis ettiler.
Ülküleri uğruna katlanılan çileler, görülen işkenceler ve
yudum yudum içilen ızdıraplardan yılmadılar, yıkılmadılar.
Başlarına gelen belalar, uğranılan haksızlıklar daha da çelikleştirdi
iradelerini. Toprağa düşen arkadaşlarının mezarları başında
yemin ettiler! Kahbece kurşunlandılar kan, revan içinde hastanelerde
yemin ettiler!
Tutuklandılar Mamaklarda, işkencehane C5'lerde Filistin askılarında
yemin ettiler.
Sovyetlerin yerli kapıkullarına, dönme ve devşirmelerin her
türlü dış destekli saldırılarına karşı "omuz omuza"
karşı koydular. Toprağa erken düşenleri, eli kınalı eşini
dul bırakanları, yaşlı anasını yaslı koyanları unutmama sözü
verdiler!
Bir hilali üç hilalle zenginleştirip uğruna fedayı can etmeye
and içenler unutulmayacak, idealleri yaşatılacaktı! Direndiler,
karşı koydular ve dimdik ayakta kaldılar.
Gün geldi Sovyet zulüm imparatorluğu çöktü. Türk Dünyası
bütün ihtişamıyla ufukta göründü. Yeni bayraklar yeni marşlar
ilave edildi ay yıldızlı bayrağın yanına. Asıl mücadele yeni
başlarken ideallerinin gerçekleştiğini inananların omuzuna
da yılların yorgunluğu çöktü. Adeta kendi kendine eziyet etme,
tahrip etme ve tüketme dönemi açıldı. Ardından da destanlaşan
mücadele ağıta dönüştü. Artık "Kafkasları aşacağız/ Türklüğe
şan katacağız!" idealleri gitmiş "Biz böyle değildik/
Ne oldu bize!" sitemleri gelmişti. Milliyetçiliğe karşı
olanlar arkalarını eldivensiz dövüşmeye alışkın olan kapitalizme
dayayarak yeni bir savaş başlattılar. Ortada düşman yoktu
gölgeleri vardı. Devir eski devir değildi. Kaldı ki, bir zamanlar
Çin'lilerin ipeklerine dahi karşı koyamayanların çocuklarına
sonuçta kola içirerek, kot giydirterek, şöle sürdürerek, parfüm
püskürterek, altlarına bir de araba çektirerek "asabiyet
şuuru"nu taşıyan sinirleri yumuşattılar. Mücadele ederken
yokluktan başka kaybedecekleri bir şeyleri olmayanların elinde
artık kaybetmek istemedikleri aletler, makamlar ve alışkanlıklar
vardı. Bu yüzden yoklukta var olmayı becerenler varlıkta varlıklarını
devam ettirmeyi başaramadılar. Bütün bunların üstüne bir de
"milli devlet güçlü iktidar" sloganlarının bir kısmı
yani devletin milli olmayan yanı ile iktidarın güçlü olmayan
tarafı eklenince umutlar; hayal kırıklığına dönüştü. Artık
sihir bozulmuştu.
Olan oldu ustaca kurgulanan bir oyun sonunda onlar, adeta
kendi kendilerini kırbaçlama yarışına girdiler. Ufak bir menfaat
karşılığında başlarını ayakkabılarının
hizasına kadar eğerek yaşayanlar; Türk milliyetçilerini birbirlerine
düşürmeyi becerebilmişlerdi. Cephelerde şan alanların siyasetin
tuzağında can vermeleri adalet midir? Hadi diyelim ocağını,
üç hilalini, özgürlük simgesi Bozkurt'unu unutanlar ettikleri
o yeminleri, söyledikleri o marşları nasıl unuttular dersiniz?
Hani Türkiye "aç hürler, tok esirler" ülkesi olmayacaktı?
Türkiye bir yana bir Türk milliyetçisi kendisinin nasıl "tok
esir" muamelesi görmesine izin verebiliyor? Acı acı düşünmeden
edilemiyor!
MHP'yi ya da ülkücüleri; yeterince etkin ve aktif olmadığı
iddiası ile terk edenlerin perişan hali ortadayken; hangi
ülkücü, 'vicdanı geniş' (Liberal) ya da 'referansı
konjonktür' olan milliyetçilik karşıtı siyasi partiler içinde
bulunmayı içine sindirebilir? Ancak Türklerin kahramanlıkları
ve diğer meziyetleri yanında zaman zaman kendilerini unutmaları
ve kimliklerinden uzaklaşmaları da tarihten gelen bir gelenektir.
Eğer öyle olmasaydı ataları Bilge; "titre ve kendine
dön!" diye ikaz etmek zorunluluğunu duymazdı.
Doç. Dr. Özcan YENİÇERİ
|
[ ..*..] [ Biz
'Özcan Yeniçeri' ismini ilk defa B.Kurultay gazetesinde duyduk.
DYP'li olduğunu da oradan öğrendik. Olabilir. 12 Eylül öncesinde
ülkücü iken, akabinde ANAP'a geçenler gibi, o da DYP'ye geçmiş olabilir!.............
]
Tekzip
Sayın Ötüken.net Yetkilisi
Milliyetçi ve Ülkücü Harekete özde büyük katkı sağlayan "Ötüken.net"
sitesini büyük bir dikkatle ve takdirle izliyorum. İhlaslı her hareketi
de alkışlamaktan başka bir şey elimizden gelmez. Siyasi ikbal peşinde
olanlar başkalarını da kendileri gibi sandıklarından değerlendirmeleri
de ona göre şekillenmektedir. Düşünceler tartışılabilir. Bizim de
yanlış yargı ve değerlendirmemiz olabilir. Onları birlikte oturup
tartışabiliriz. Ancak işin
içine yalan katıldığında işin çehresi değişir. İmdi şahsımla ilgili
olarak "Özcan Yeniçeri'yi Büyük Kurultay Gazetesinden tanırız.
DYP'li olduğunu da oradan öğrendik" Şeklinde tamamen yalan
bir yazıyı yazan bunu ortaya koyacak verileri açıklamak zorundadır.
Ben ülkücüyüm ve hayatımda MHP'nin dışında hiç bir siyasi organizasyona
da sempati duymadım. Binalarına girmedim. Onlardan dostum da olmadı.
Bu konunun açıklığa kavuşmasını sizden öncelikle rica ediyorum.
Eleştirinin diğer yanını bu cevabı aldıktan sonra cevaplandıracağım.
Tabii ki Mümin ve Türklük edebi içerisinde.
Sizden bu yazıyı kaleme alan değerli arkadaşımızla beni muhatap
etmenizi diliyor ve bekliyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.
Saygılar
Özcan YENİÇERİ, 10 Temmuz 2003
...ve Özür
Sayın Özcan Yeniçeri'den aldığımız mektup üzerine,
ilgili yazımızda isim benzerliğinden kaynaklanan bir hata yaptığımız
ortaya çıkmıştır. Özcan Bey'den ve camiamızdan özür dileriz. Bahsini
ettiğimiz kişi, B.Kurultay gazetesinde genel yayın müdürlüğü yapan
Özcan bey idi.
Ötüken, 10 Temmuz 2003
|