|
Nazlı Ülküm bu benim !...
Kıymetli gönüller, asırlarca cihana adalet tohumlarını eken şanlı
ecdadımızı mumla arıyor insanlık. Kan ve göz yaşı sel oldu asrımızda,
mazlum milletlerin kuruyan göz yaşlarının yerine kan akıyor göz
pınarlarından artık.
Nerdesin ey şanlı tarihim, nerdesin ey soylu sevdam!...
Hakkı HAKK adına haklıya teslim eden kutlu ecdadımızın idealleri
nerede acaba, neden tanınmaz bir halde bu kutlu MİLLET ?...
Bu günkü aciz kaldığımız durumumuza bakıyoruz da, bu kutlu topraklar
üzerinde birileri
gözlerimizin içine bakarak dünümüze, dünümüzün kahraman gönüllerine
küfürler, hakaretler yağdırabiliyor. “Ne kazanacaklar ki bunu yapıyorlar”
diye bilirsiniz eee çağdaşlık!!! Kolay değil... kimin adına masonik
cambazlar adına, ne karşılığı üç beş kuruş için belki de mevki,
makam gibi dünya menfaatleri içindir.
Maskeli suratlı bu ucubeler, Senaristi haham başı olan oyunları
için sahnelenecek yer olarak bu kutlu toprakları seçtiler kendilerine,
başrollerini de kendilerine her zaman
hizmete amade olan içimizdeki satılmış ve soysuzları tercih ettiler.
İçimizde ki bu satılmışlar ve soysuzlara Nisa süresi 109. ayette
ki:
“(Ey hainleri müdafaa edenler) işte siz dünya hayatı
uğruna onları tuttunuz, onları savundunuz. Ya kıyamet günü Allah
onları azabına uğratırken kendileri için kim savaşacak ve kendilerine
kim vekil olacak.” Hükmü ile Maide süresi 51. ayette ki :
' Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dost
edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onlarla
dost olursa, oda onlardandır. Şüphesiz, Allah o zalimleri doğru
yola eriştirmez.' Bir ve VAR olan mutlak varlığın ilahi hükmünü
de hatırlatmadan edemiyeceğiz. Hakk sizlere de akıl ihsan eylesin
ey içimizdeki gafiller.
Kendilerine göre bu güzide insanlara da roller biçmişler ve buyurun
sizin rolünüzde dublorlük oynayın bakalım diyorlar.
Hadi be oradan it sürüleri ... Bu maskenin altındaki suratların
lanetli kavim Yahudilere ait olduğu bize göre aşikardır.
Her zaman ideali HAKK’ın kelamını yer yüzüne hakim kılabilmek olan
bu milleti tarih sahnesinden silebilmek için bir dizi tedbirler
almışlardır. Öncelikli hedefleri arasına aldıkları dününden koparıp,
hedef ve ideallerinden bihaber bırakarak, sadece gününü kurtaran
bir
toplum ortaya çıkarmaktır. Bunu yaparken Demokrasi, insan hakları,
özgürlük, çağdaşlık vs. gibi günümüzün modası olan söylemleri dillerinden
hiç düşürmediler. Bu ucubeler suratlarına taktıkları maskeler ile
bu toplumu özlerindeki değerlerden kopardılar.
Nasıl mı?
“yobazsınız” dediler bizim aklı evvellerde yobazlıktan dününe hakaretler
yağdırarak kurtulmaya çalıştılar.
Siz irticacısınız dediler “bizim ucubeler” yine tek hedefi HAKK’ın
rızası olan bu MİLLETİN ideallerini ağızlarına almaktan korkup hep
uzak kalmak için aksakallılar
meclislerinden bihaber oldular.
“bize irticacımı desinler.” savunmaları oldu , yahu kardeşim niye
hep sen savunmada kalıyorsun , niye hep sen taviz veriyorsun, niye
size inanan ve güvenen insanları hayal kırıklığına uğratıyorsunuz
ki bu insanların iman ve inançları ile oynamaya hiç kimsenin hakkı
yok. Bizlerin o şanlı ecdadını da tarih sahnesinden silebilmek için
her zaman türlü türlü oyunlar, entrikalar vs sahnelenmiştir. Fakat
o kutlu gönüller her sahnelenmeye çalışılan
oyunlar karşısında özlerine sımsıkı yapışarak, milletine karşı değil,
milleti için milleti ile beraber göğüslerini siper ederek bu oyunlarını
başlarına çevirmişlerdir. HAKK’ın kelamı ile yeryüzüne asırlarca
adalet tohumlarını ekmişlerdir. Ne zaman ki özlerimizde ki değerlerden
uzaklaşma başlamış, bizlerin o gönül birliği de ortadan kalkar olmuş.
Nedir bu değerlerimizin özü, Sadakat, Adalet, Haya,
Cesaret ve İlim.
Sadakat dediğimiz zaman ilk akla gelen kişi Hz. Ebu bekir es Sıddık
(r.a)’tır. Din ve onun Resulüne olan sadakatini anlatan bir kıssası
ile meramımızı anlatmaya çalışalım;
Hz. Ebu Bekir (r.a) kendisine Rasulullahın mirasından pay almak
için gelen Hz. Fatıma’ya “Resulullah’ın yaptığı hiçbir şeyi yapmaktan
geri durmam” diyerek, Fatıma’nın peygamberin kızı olmasını dinin
üstün tutulmasından daha önemsiz görmüş ve Resulullah’ın yanındayken
ondan ne duymuş, ne görmüş onu tatbik etmiştir. Resulullah’ın en
sadık dostu
olan Hz. Ebu Bekir’in Miraç olayında sergilediği sonsuz bağlılık
örneği ona “es-Sıddık” lakabını kazandırmıştır. O bu olayda “ O
ne söylüyorsa doğrudur” demiştir.
Yine Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda
ve ayağı acıdığında o sırada dizinde yatıp uyumuş olan iki cihan
güneşini uyandırmamak için sesini çıkarmaması,
ağlarken iki cihan güneşinin uyanıp ne olduğunu sorduğunda , “Anam-babam
sana feda olsun ya Rasulullah” demesi olayı Hz Ebu Bekir’in gönüller
sultanına bağlılığının, sadakatinin örneklerinden sadece bazılarıdır.
HAKK ondan razı olsun.(amin)
Adalet dendiği zaman ilk akla gelen kişi Hz Ömer B. Hattab (r.a)
‘tır.Hz Ömer (r.a)’ın üzerinde tirizlikler durduğu ve asla taviz
vermediği en önemli konu adalet meselesidir. O
kutlu gönül için mevki , makam, rütbe, soyluluk vs. sıfatlarının
hiçbiri önem arz etmezdi, her zaman hakların sahiplerine verilmesi
için çok sert davranmıştır. Hz Ömer’in yönetim anlayışında , toplumu
alakadar eden konularda karar alması gerektiği zamanlarda Müslümanların
görüşünü alır, onlarla istişare edip, O kutlu gönül “istişare etmeden
uygulamaya konulan işler başarısızlığa mahkümdur” demekte idi.
İstişarede takip ettiği yol şu idi: ilk önce konuyu Müslümanların
ulaşabildiği çoğunluğu ile görüşür, ondan sonra kureyşli halkın
görüşlerini alır, en son olarak ta sevdalı gönüller olan sahabelerin
görüşlerini alırdı. Ondan sonra aldığı görüşler doğrultusunda bir
karara varıp bunu uygulamaya kordu. Hz Ömer idarede görevlendirdiği
memurlara karşı çok sert davranır, onların bir haksızlıkta bulunmalarına
asla göz yummazdı. Halka karşı ise bir o kadar şefkatle yaklaşır,
onların varsa gizledikleri sıkıntıları onları öğrenip çözmeye çalışırdı.
Burada bu kutlu gönlü anlata bilmek mümkün değildir. Bu gün bizlere
önemli dersler veren
şu kıssadan nasiplenmemiz duası ile :
Bir gün Arapların bazı ileri gelenleri Hz. Ömer’i ziyarete gitmiş;
Onu elbisesinin eteklerini
beline sıkıştırmış ve koşar bir halde buldular. Ömer (r.a) Ahnef’i
gördüğünde ona; “Gel de kovalamaya katıl. Devlete ait bir deve kaçtı.
Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu
biliyorsun” dedi. Bu esnada biri ona neden kendini bu kadar üzdüğünü
ve deveyi yakalamak için bir köleyi görevlendirmediğini söyleyince
ise, O kutlu gönül bizlere o günden bu güne kulaklarımızdan hiç
dinmemesi gereken şu cevabı verir. “Benden daha iyi köle kimmiş?”
diyerek karşılık verir. HAKK ondan razı olsun.
Hayadan bahis olunduğu zaman ilk akla gelen gönül Hz. Osman B.
Affan (r.a) dır. Hz. Osman, ashabın en zenginlerinden birisi olması
sebebi ile onun İslam-a ve Müslümanlara herkesten çok yardımda bulunmasını
sağladı. Özellikle kafirler üzerine sefere çıkan ordunun teçhiz
edilmesinde aşırı derecede cömert davrandığı görülmektedir. Ceys’ul-Usra
diye adlandırılan Tebuk seferine çıkacak ordunun teçhiz edilmesine
yaptığı katkı övgüyle zikredilmektedir. O bu ordunun yaklaşık üçte
birini tek başına teçhiz etmiştir. Asker
sayısının otuz bin olduğu göz önüne alınırsa bu meblağın büyüklüğü
rahatça anlaşılır. Yaptığı yardımın dökümü şöyledir: Gerekli takımları
ile birlikte dokuz yüz elli deve ve yüz at, bunların süvarilerinin
teçhizatı, on bin dinar nakit para ( A.Köksal,ıx,162). Onun bu davranışından
çok memnun olan Resulullah(s.a.s) ; Ey Allah’ım ! Ben Osman’dan
razıyım. Sen de razı ol” (ıbn Hisam, sire,ıv,161) diyerek duada
bulunmuş ve ; Bundan sonra Osman’a işledikleri için bir sorumluluk
yoktur” demiştir.
Hz Osman (r.a) da hakkı ile burada anlatmamız mümkün değil tabi
ki bu satırlar yetmiyor. Biz yine bir işaret ile nasiplenmeye çalışalım;
İki cihan güneşimiz Hz Muhammed Mustafa
(s.a.s) sahabe ile sohbet ederken içeriye Hz. Ebu Bekir selam vererek
girer. Resulullah(s.a.s) “ondaki sırlar dağlara , taşlara yüklense
idi kaldıramaz çatlardı” dediği kutlu gönlün selamını istifini bozmadan
alır. Bir müddet sonra Hz. Ömer içeri girer. O Ömer ki iki cihan
güneşimiz hakkında “Gökte bir melek bulunmasın ki Ömer’e saygı duymasın.
Yer yüzünde ise bir şeytan bulunmasını ki Ömer’den kaçmasın” (suyuti,a.g.e.,133)
dediği gönlün selamını da alır. Sonra içeriye Hz Osman girer, Resulullah(s.a.s)
bu kutlu gönlün selamını da alır yalnız elbisesinin eteğini o mubarek
elleri ile düzeltir. Bu durumu gören sahabelerden biri “Ya Resulullah
içeriye Ebubekir(ra) girdi selamını aldınız ve buyur ettiniz, daha
sonra Ömer(ra) girdi onunda selamını aldınız ve buyur ettiniz fakat
Osman(ra) içeriye girince ise elleriniz ile elbisenizin eteklerini
düzelttiniz bunun sebep ve hikmeti ne olabilir ki?” der. İki cihan
güneşimiz şöyle buyurur; “Osman’dan melekler haya eder ben nasıl
haya etmeyim.”
HAKK ondanda razı olsun. İlim denince de akla gelen ilk isim Hz.
Ali B. Ebutalib (r.a) tir. Hz. Ali devamlı olarak Hz. Peygamber’in
yanında bulunduğu için Tefsir, Hadis, ve Fıkıhta sahabelerin ileri
gelenlerindendir. Hatta Resulullah(s.a.s)’in tabiri ile “ilim beldesinin
kapısı” olarak ümmetin en bilgini idi. Devleti yönetenlerin ve memurlarının
nasıl davranmaları lazım geldiği konusunda şu fermanı hazırlamıştır.
1) Halka karşı daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin.
Onlara bir canavar gibi davranmayın ve onları azarlamayın.
2) Müslüman olsun olmasın herkese aynı davranın.
Müslümanlar kardeşleriniz, Müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir
insandır.
3) Affetmekten utanmayın. Cezalandırmada acele etmeyin.
Emriniz altında bulunanların hataları karşısında hemen öfkelenip
kendinizi kaybetmeyin.
4) Taraf tutmayın, bazı insanları kayırmayın. Bu
tür davranışlar sizi zulme ve despotluğa çeker.
5) Memurlarınızı seçerken
zalim yöneticilere hizmet etmemiş ve devletin suçlarından ve zulümlerinden
sorumlu olmamış bulunmalarına dikkat edin.
6) Doğru dürüst ve nazik kişileri seçin ve çıkar
ummadan ve korkmadan acı gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.
7) Atamalarda araştırma yapmayı ihmal etmeyin. Haksız
kazanç ve ahlaksızlıklara düşmemeleri için memurlarınıza yeterince
maaş ödeyin.
9) Memurlarınızın hareketlerini kontrol edin ve
bunun için güvendiğiniz samimi kişileri kullanın.
10) Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap
verin.
11) Halkın güvenini kazanın ve onların iyiliğini
istediğinize kendilerini inandırın.
12) Hiçbir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.
13) Esnaf ve tüccara dikkat edin;onlara gereken
önemi gösterin, fakat ihtikar, karaborsa ve mal yığmalara izin vermeyin.
14) El işlerine yardım edin; çünkü bu yoksulluğu
azaltır, hayat standardını artırır.
15) Tarımla uğraşanlar devletin servet kaynağıdır
ve bir servet gibi korunmalıdır.
16) Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere
bakmak olduğunu hiç aklınızdan çıkarmayın. Memurlarınız onları incitmesin,
onlara kötü davranmasın. Onlara yardım edin, koruyun ve yardımınıza
ihtiyaç duydukları her zaman huzurunuza çıkmalarına engel olmayın.
17) Kan dökmekten kaçının, İslam’ın hükümlerine
göre öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.
Hz. Ali (r.a) İslam’ın bütün güzelliklerine vakıftı.
Öyle bir vakıflık ki kıymetli gönüller, hazırlamış olduğu bu yönetmenliğe
ne zaman hakkı ile sahip çıkılmış ise o dönemde o kutlu Millet cihana
adalet tohumları ekmiştir.
İşte yıllardır canları pahasına birilerinin haykırışı bu hasletler
içindir.
Özlerimizdeki güzelliklere sarılalım derken özümüzün temeli
sadakat, adalet, haya, ilim ve cesaretle bu hasletleri hayatına
tatbik edecek gönüllere aç bu millet vesselam...
Hey satılmış soysuzlar !
Sizlere ne söylenebilir ki ne söylesek
duvara çarpıp geri dönüyor.
Ama şunu da çok iyi biliyoruz ve hiçbir zaman söylemeden
bıkmayacağımız “şerre tarafsız kalmak, şerre ortak olmak demektir”
ilkesi ile bizler hep HAKK’ın doğrusunu haykırmaya çalışacağız.
Bakınız Hak dostu Abdulkadir Geylani hazretleri ne buyuruyor; “Artık
yaşadığımız zaman, son demlerini geçirmektedir. Ortalığı yalan,
nifak tohumları kapladı. İçi dışına uymayan kimselere yanaşmayın.
Yalancı ve insanları doğru yoldan saptıran kişilerden uzak durun...
...Allah’tan başka ilah yok...
dediğin zaman bir dava peşine düşmüş oluyorsun. Her dava şahit ister.
Şahidi olmayan kaybeder. Bu durumda şahit emirleri tutmak ve yasakları
bir yana atmaktır. Ayrıca bu uğurda gelecek her türlü bela ve mihnete
göğüs gerip sabırlı olmakta bir şahit sayılır...
Kıymetli gönüller, son olarak da sizlerle kutlu gönüllerin bal
tefsiri adını almış gönül muhabbetlerini paylaşalım ve nasiplenmemiz
duası ile;
Hz. Ali (r.a), bir gün gazadan hanesine geldiğinde, Hz. Ebubekir
(r.a), Hz.Ömer (r.a), Hz.Osman (r.a) gelip Hz. Ali’ye “gazan mübarek
olsun”demişler. Hz. Fatıma (r.a) onlara
ikramen, kalaylı bir tas içinde bal getirmiş, balın üzerinde ince
bir kıl görmüşler... Hz.Ebubekir (r.a) “ dördümüzde birer açıklama
yapalım” buyurmuş.
Hz. Ebubekir(r.a);
- Namaz kılanın kalbi nurludur bu kalaylı tastan, Namaz kılmak tatlıdır
bu baldan. Namazı
Taadili-erkanına uygun olarak kılmak incedir bu kıldan.
Hz. Ömer (r.a);
- Misafir seven hane sahibinin kalbi nurludur bu tastan, Misafir
ile sohbet edip, onlara ikram etmek tatlıdır bu baldan; Misafirin
kalbi incedir bu kıldan.
Hz. Osman (r.a);
- Kur’an okuyanın kalbi nurludur bu tastan, alimlerle sohbet etmek
tatlıdır bu baldan; Kur’ana mana vermek incedir bu kıldan...
Hz. Ali (r.a) ;
- Gazaya giden gazilerin kalbi nurludur bu tastan; kafirlerle cenk
edip al kanlar içinde kalmak tatlıdır bu baldan; üzerine kul hakkı
geçirmeden hanesine dönecek insan incedir bu kıldan...
Hz. Fatıma (r.ça);
- Erkeği ile hoş geçinmek , ona cefa etmemek tatlıdır bu baldan;
Erkeğin rızasını yerine getirmek incedir bu kıldan.
Hz. Peygamber (s.a.s) haber salmışlar, efendimiz gelip şöyle buyurmuş;
- BENİM ÜMMETİMİN KALBİ, NURLUDUR BU TASTAN, BENİM ŞERİATIM TATLIDIR
BU BALDAN; BENİM ŞERİATIM İNCEDİR BU KILDAN...
Hz. Cebrail(a.s) HAKK taala’dan vahiy getirdi:
- Benim habibimin Nübüvvet Nuru Nurludur bu tastan; cennet kevseri
tatlıdır bu baldan; sırat köprüsü incedir bu kıldan buyurmuş....
Ondan sonra iki cihan güneşimiz el kaldırıp, dua ettiler:
- Yarabbi! bu bal tefsirini okuyana, dinleyene, ikiyüz Peygamber
sevabı isteriz senden dediler. Cebrail (a.s) önünde amin dediler
hep birden dostlar. Bir ve var olan hakk’a emanet olun vesselam...
GÖNÜL DERYASINDA DALGIÇ OLUP SEVDANIN İNCİSİNE KULAÇ ATAN GÖNLÜ
SEVGİ DOLU YÜREKLERE SELAM OLSUN.
Alperen, 27 Mayıs
2003, Ötüken
|