İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

 

NELER OLUYOR BİZE ...?

Hani nerde şimdi daha dün, makamlardan, mevkilerden güç alarak sağa-sola caka satanlar?

Sahi nerde, bir gören varsa söyleyin.

Gazetelerdeki haberleri küpürler halinde keserek, gittikleri yerlerde gösterenler nerde?

Tabii ki kendileriyle ilgili haberleri sadece. Hayatlarında görmedikleri ilgiyi gördüler ve zannettiler ki, “kendilerinden menkul değerleri” var. Onlar oralara gelirken, kişisel yetenekleri, müthiş zekaları, geleceği gören stratejik bakışları, ufuk ötesindeki ışığı gören muhteşem gözleri vardı. Hiçbiri yoktu. Onların ki sadece vehimdi ve artık gazeteler, televizyonlar onlardan dipnot olarak bile bahsetmiyor.

Şimdi ne yapıyorlar acaba, merak ediyorum doğrusu. Bir öngörüm var, hemen hemen her gün o gazete küpürlerini önlerine yığarak, “Bakma abi yaaa.... Ben bir zamanlar kartaldım” diye nostaljik zamanlar yaşıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki, “Siyaset Kamu Yönetimi”nin en yüksek formudur ve “Siyaset öngörü sanatıdır”.

Komik bile gelmiyor bana, gülsem karlı sayacağım kendimi. Bu kadar çapsızla, çok büyük başarı yakaladık yine, nerde şimdi o her gittiği yerde % 25 oy alacağına, takım elbisesine iddiaya giren bakan arkadaş? Ben bilmiyorum nerde olduğunu, bilen varsa söylesin ya da kendisi lütfen nostaljik rüzgârlardan kurtularak bir kaç satır yazsın bize, sütunlarımız sesini duyurmak isteyen herkese açık...

Söyleyin lütfen, hani nerde o koca koca toplantılara çağrılan vekiller, kendilerini “Abi bende ne değerler varmış, kendimi görememişim” diyen şaşkınlar?

Ülkücü hareketin yetiştirdiği bir avuç entellektüele köşe yazıları yazdırarak, gazetelerde köşe kapanlar hala yazıyor mu acaba?

Benim ki sadece bir merak, üzerine alınan varsa çıksın meydana, gazetemizin köşelerinde boşluklar var. Hem de telif haklarını ödeyerek yazdırmaya hazırız.

Kimseye kötü demiyoruz, yanlış anlaşılmasın, sadece hak edene hak ettiğini vermek istiyoruz. Dünkü bakanları manşet de yapmaya hazırız ama söylediğimiz ilkeye uyacaklar; siyaset kamu yönetiminin en yüksek formudur ve siyaset öngörü sanatıdır. Lütfen Türkiye’nin ve dünyanın geleceğinde Türkiye’nin yerine dair öngörüleri varsa yazsınlar çekinmeden. Yazamazlar...

Yazamazlar çünkü yazacak yetenek, kabiliyet, birikim yok. Her nasılsa bakan, vekil oldular, olsunlar. Gözü olanın gözü çıksın ama hakkını verseydiler keşke. Verseydiler de bugün Türkiye masaların pazarlık konusu olmasaydı, bugün Türkiye daha güvenli, daha dik dursaydı. Devlet yönetimi ciddiyet ister. Bunlar bilinen şeyler ama söylemeden edemedim; “Sayın Vali, danayla bir örnek giyinmişsin” diyerek espri yaptığını sanan bir bakan
arkadaşımız yok muydu? Bizi arkadaşlığa kabul etmeyebilir, zaten biz de onu kabul etmeyiz ama sütunlarımız kendisine de açık, duysun ve bilsin...

Sırtımıza basacak, belimizi bükeceklere ihtiyacımız yok. Tartışılmaz gerçek; Türk Milliyetçilerini temsil eden partinin meclis dışında kaldığıdır ve maalesef yukarıda saydıklarımız yüzünden. Hala üye kayıtlarında olmadık dolap çevirmeye utanmamalarına ise şaşıyorum, gerçekten şaşıyorum. Sonra da kolay bir şekilde “Bizi sandığa gitmeyen Ülkücüler yaktı” demiyorlar mı, aklım havsalam almıyor. Beyim, dön bir de kendine bak lütfen derim ben de.

Hadise Bursa’da yaşanır. Üye kaydı yapan kişinin arkasındaki duvarda bir ülkücü şehidimizin resmi asılıdır. Güzel bir vefa örneği. Fakat bu ülkücü şehidimizin ak sakallı babası partiye üye olmaya geldiğinde

“-Referansın kim amca?” diye soran dik ve gür seste, dünyanın en büyük vefâsızlık örneği. Şehidimizin babasının cevabı çok nettir;

“-Arkanda asılı duran fotoğraf oğlum!..”

Siz düşünün lütfen ötesini, bu parti barajı aşsaydı dünya siyaset biliminde örnek vak’a olarak incelenirdi. Hani nerde şimdi “Biz geri kalan % 82’nin % 15’ini aldık diyenler? Hani nerde???

Genel Başkanı yanıltanlar, Genel Başkana yanlış bilgi verenler nerde? Bu hesaplar görülmeden Ülkücü Hareket ve Türk Milliyetçileri hiç bir yere varamaz. Bursa’daki şehidin babasını, partinin kapısında karşılamayan dönemin İl Başkanı hala bu partide bir yerler için mücadele veriyor ve kabul görüyorsa söyleyecek tek bir söz var, NELER OLUYOR BİZE....

Bu şarkıyı ben sevdim, İlhan Şeşen güzel de okuyor, zaman zaman düşündüm sanki bizim için söylemiş. Sormak zorundayız, kaçınılmaz olarak soracağız, “Neler oluyor bize?

Sanki gizli bir el darmadağın ediyor hepimizi. Bu eli görmesek de hissediyoruz, biz duygusal yaşar, duygusal düşünür, duygusal karar veririz. Rasyonel olmak bize göre değil pek, doğrusu bu. Ne kaybedersek de bundan kaybederiz. Kimsenin korkmasına gerek yok, çünkü biz de korkutucu güçler yok.

Ben Ülkücüyüm ve Türk milletinin mukadderatına ömür vermişim, kan vermişim, can vermişim. Kimse şüphe etmesin, sesi titreyerek de tehdit de etmesin. Bu kervan yürüyecek, bu dava büyüyecek ve bu bayrak inmeyecek. Kimsenin şüphesi olmasın, inanmış dört adam yeter bu dava için.

Türkiye zor bir dönemece giriyor, önümüzde aydınlık değil karanlık günler var ve yük yine Türk Milliyetçilerinin omzuna binecek. Ben bu yüke hazırım, bıraktığım yerden başlamaya hazırım. Hazır olanlar yürüsün. Başbuğ Alparslan Türkeş ismine ve ideallerine kayıtsız şartsız bağlı olanlar yürüsün. Önce Başbuğa bağlılıklarını bildirsinler ve unutmasınlar Başbuğ Alparslan Türkeş, yaşayan bir ideal ve ülküdür.

Evet, Neler Oluyor Bize? Kantarın topuzu yine kaçtı mı acaba? Kaçarsa kaçsın, yarası olan gocunsun ve titrek sesle yine tehdit etsin. Yolundan dönen alçaktır. Ülkücü dünya görüşünden taviz veren alçaktır, Ülkücü Dünya Görüşü için elinden geleni yapmayan da alçaktır.

Oğuzhan Cengiz, 24 Mayıs 2003

http://www.turkhaber.com.tr


TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI