|
O C A K L I Y I Z . . .
Türk Milliyetçilerinin siyasi adresi olan MHP'de kongre süreci
başlıyor. 18 Mayıs'tan itibaren, birbirlerinin yüzünü görmediği
sesini duymadığı halde "ülküdaşlık" hukuku ile gönül bağları
olanlar 12 Ekim'de seçilecek yeni yönetimi belirleyecek.
1999 Nisan'ında bir "kadro hareketi" olarak milletimizin
karşısına çıkan Türk Milliyetçileri, "devleti yönetecek en
güçlü kadro bizde, bu kadro olmadan da devletin bekası tehlikede
idi..." diyerek aldığı iktidar vizesini gerektiği gibi kullanamayınca
3 Kasım'da yetkimiz asli sahibi millet tarafından alındı. Üstelik
"nadas" görevi verildi. yani; oturun, dinlenin, dinleyin,
eksiğinizi, fazlanızı gözden çıkarın dedi milletimiz. Haksızda sayılmazdı...
İlçe kongrelerimiz başlıyor. Kurultaylar istişarenin meşveretin
ve de hesaplaşmanın yapıldığı yerdir. Ancak kongrelerle ilgili gelen
haberler hiçte içaçıcı değil. Kongre arefesinde yargısız infaz gibi
görevden almalar, üyeliklerin vetosu üzücü...
Kurultay günü yaklaştıkça kimse kendi kendisini yargılamadan, mutlaka
bir başkasını, bir başka ekibi yargılıyor. Kendini tenkit etmeyen,
kendi nefsini sigaya çekmeyen böyle "kıldan ince kılıçtan keskince
bezgah"larda; "-Ben neyim; ve bu hal neyin nesi?"
diye sormayan bir insandan, ne kendisine, ne ailesine, ne partilisine,
ne de partisine bir fayda gelmez!
Önce bu soruların cevabını vermek lazım. Aksi seda gelmeyince kendimi
yargılamaya çalıştım. Mensubiyetiyle hep gurur duyduğumuz Ocağımızı
düşündüm. Ocaklılarımızın kulağıma gelen tutumlarını düşündüm. Öncelikle
Türk töresinin, Türklük gurur
ve şuurunun, İslam ahlak ve faziletinin öğretildiği, yaşatıldığı
ocaklarımızın politize edilme gayelerine içerledim.
Kısa pantolonla girdiğimiz Ocak bizim için bir mabetti. Ocak kelimesi
de güzel Türkçemizde hep ulvi konularda kullanıla gelmiştir.
Ahi Ocağı, Asker Ocağı, Peygamber Ocağı ve Ülkü Ocağı gibi...
Ve milletimiz bu ocakları gözbebeği gibi korumuştur. Nitekim her
kurumun çürüdüğü ülkemizde Türk Milletinin en güvenilir kurumu olarak
Asker Ocağı görülmüştür. Askerini bu millet hep el üstünde tutmuş,
her türlü fedakarlığı yaparak askerinin karnını tok, sırtını pek
tutmuştur.
Türk Milliyetçileri için de Ülkü Ocağı, Asker Ocağı, Peygamber
Ocağı gibi görülmüş, Ocağımızın gençlerine şefkatle yaklaşıp, ocaklıyı
her türlü kötülükten uzak tutmak için çırpınmıştır.
Milletimiz o çok güvendiği askerin siyasete bulaşmasına ise hep
soğuk bakmıştır. Çağın en büyük Türk Milliyetçisi Atatürk ve Başbuğ
Türkeş'te askerin siyasetten uzak durması için çaba sarfetmişlerdir.
Darbeler sonrası siyasete müdahale etmeye kalkışan askerimize halkımız
"Aman Mehmetçik; sen bizim baş tacımızsın ama siyasette değil,
seni kışladayken daha çok seviyoruz" der.
Ülkü Ocağımız için de aynı şey geçerlidir. Bu satırların yazarını
bilen bilir. 80'den önce de, sonra da Ülkü Ocaklarımız partimizin
kongrelerine müdahale etmeye kalkıştığında ak sakallılarımız hemen
nezaketle uyarır: "Bozkurtlar; Ocaklılar; sizin asli göreviniz
kültürel eğitimdir. Ocaklarda iyice pişin, partide siyaset yapana
kadar bu işlerden uzak durun"
Gençlik yıllarımızda bu uyarılarla muhatap olan bir "Ocaklı"
olarak ben de genç kardeşlerimi şimdiden uyarmayı vazife addettim.
Sevgili Ocaklılar bu sese kulak verin:
Öl denildi öldük, kal denildi kaldık! Canını, kanını ver dediler
verdik! Parti ve ocak kiralarını cepten öde dediler, ödedik! Gazete,
dergi çıkarın dediler çıkardık!
Feragat ve fedakarlık her ülkücünün alın yazısı idi ve iliklerine
kadar ülkücü olan her ferdimiz bu nasip işinde birbiriyle yarıştı
hep! Bu feragat ruhuna bu misilsiz fedakarlığa rağmen, şimdi neredeyiz?
Fikirlerine, hayat tarzına, dünya görüşüne karşı olduğumuz şair,
Bedri Rahmi Eyüboğlu, bakın şu mısraları sanki bizim kadrolarımız
için söylemiş:
"Önce dişlerimiz döküldü
Sonra saçlarımız...
Arkasından,
Birer, birer arkadaşlarımız..."
Evet; dün bıyıkları yeni terleyen Ocaklıydık.
Bugün saçları ve dişleri dökülmüş Ocaklıyız...
Oğuzhan Cengiz
|