İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR
W W W . O T U K E N . N E T _________________
 

%99'u Müslüman olan bir ülkede, insanlarımızın inançlarına - inadına inadına -ters hareket, hatta hayvanlaşmak, saldırganlık bu kadar olur. İnsanlarımızı tahriğe, ısırmaya varan bu havlayışlar, bir türlü dinmek durmak bilmiyor. Anlaşılıyor ki onlara sadece 'Havlamak' öğretilmiş. Omuzlarındaki yıldızlar, -heyhaaat..- Türk'ün şeref sembolleridir ama, onların bu şeref sembolleriyle ilişkisi, adi bir cam parçasının elmasa olan uzaklığı kadardır. Artık çok bariz olarak görülen o ki, bu ve benzeri paşalar, siyonist mekteplerde 'Türk ve İslam' düşmanı olarak yetiştirilmekte, üzerimize salınmaktadır. Salyalarını 'sinogoglarda ayinler' düzenleyen 'masonik tarikatlara' değil, garip müslümanlara akıtmayı marifet bilen bu köpeklerin varlığı artık sabrımızı taşırmıyorsa, bunlara müstahakız demektir.

İşbara Alp, 25 Nisan 2003, Ankara

Türkiye’nin Brüksel Büyükelçiliği’nde 15 Nisan’da gerçekleştirilen ve
Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın
katıldığı toplantı gündemin ilk sırasına yerleşti. Hürriyet’in dün
‘Büyükelçilikte yobaz kavgası’ şeklinde sürmanşete taşıdığı toplantının
başka ayrıntılarının olduğu ortaya çıktı. Zaman ve Hürriyet
muhabirlerinin takip ettiği toplantıya Belçika’daki Türk derneklerinin
temsilcileri ve işadamları katılmıştı.

Brüksel’deki toplantı, MGK Genel Sekreterliği’nin Avrupa’daki Türk
derneklerini bir araya getirmek için başlattığı projenin son halkasıydı.
Daha önce de dönemin MGK Genel Sekreteri Org. Cumhur Asparuk Avrupa
başkentlerinde Milli Görüş’ün de aralarında bulunduğu dernek
temsilcileriyle görüşmüştü.

Zaman muhabirinin izlenimleri ve dernek temsilcilerinin verdiği
bilgiler toplantıda yaşanan tartışmaların farklı boyutlarda cereyan
ettiğini ortaya koyuyor. MGK Genel Sekreteri Kılınç, konuşmasının
başında, “Duydum ki içinizde az da olsa basın mensubu varmış. Sizi dışarı
çıkarmıyorum. Ama konuşulanları dışarı sızdırmaya kalkmayın. Başınızı
belaya sokmayın.” diyerek gazetecileri uyardı. Kılınç, dilden dine,
Türkiye’nin AB üyeliğinden mezhep tartışmalarına kadar pek çok konuya
temas etti. “İslam’da hacı hoca yoktur.” diyen Kılınç, Aleviliğin de
yanlış olduğunu savundu. Kılınç’ın, “Dünyanın hiçbir yerinde
rastlamadığım bir bağnazlığı Brüksel’de Schaerbeek semtinde gördüm.
Pantolon üzerine bayanların etek giydiği dünyada tek yer burası. Bu tür
giyim şekli Anadolu’da bile yoktur.” sözleri ortamı gerginleştirdi. Bunun
üzerine söz alan bir dernek temsilcisi, “Beyefendi, 32 senedir
Schaerbeek’te yaşıyorum. Bir tek Türk kadının pantolon üzerine etek
giydiğini görmedim.” diyerek tepkisini gösterdi.

Org. Kılınç, hiç beklemediği tepki karşısında yumruğunu sert bir
şekilde masaya vurarak, şu sözleri sarf etti: “Susun yobazlar, bağnazlar.
Aymazlar, susun.”

Bu sırada orta sıralarda oturan bir öğretmen ayağa kalkarak,
“Beyefendi, burayı kışla, bizi de erat mı zannettiniz? Ne demek sus, ne
demek yobazlar! Ne demek bağnazlar?!. Ben liseyi Türkiye’de bitiren,
üniversiteyi Belçika’da okuyan İslam komisyonunda görevli, 18 Mayıs
seçimlerinde milletvekili adayı bir şahıs olarak sizin bu konuşmalarınızı
şiddetle kınıyor, size yakıştıramıyorum.” şeklinde tepkisini dile getirdi.

Salondan yükselen itirazlar üzerine Kılınç, sandalyeden kalkıp kapıya
yöneldi ve, “Dinlemeyi bilmeyen bir topluluk hiçbir şey yapamaz ben
konuşmuyorum.” diyerek dışarı çıkmaya çalıştı. Belçika askeriyesine mensup
bir jandarma polis, ayağa kalktı ve, “Beyefendi lütfen dışarı çıkmayınız.
Arkadaşlar lütfen durunuz ve oturunuz. Belçika askeriyesine mensup bir
Türk subay olarak burada yaşananlardan oldukça müteessir oldum. Burada
böyle bir ortam yaşanmamalıydı. Çok acı bir olayla karşı karşıyayız.”
dedi. Aynı kişinin, “Arkadaşlar siz de böyle etkili ve yetkili bir şahıs
konuşurken fikirlerine katılır katılmazsınız, ama lütfen dinlemesini
biliniz. Beyefendi siz yerinize oturunuz ve kaldığınız yerden devam
ediniz. Burayı terk etmeyiniz bu size yakışmıyor.” sözleriyle ortam
sakinleşti. Kılınç’ın daha sonra anlattıkları ise şöyle özetlenebilir:

‘İslam’da hoca yok, AB bizi almaz’

“Yurtdışındaki insanımız bizden imam ve öğretmen istiyor. Bu iki esas
evde öğrenilir. İslam’da hacı–hoca yoktur. Bunlar yanlış şeylerdir. Daha
sonra dine sokulmuş şeylerdir. Bir insan namazı, abdesti ve orucu anne ve
babasından öğrenir. Hıristiyanlık'ta ruhban sınıfı vardır. İslam’da
yoktur. İslam'ın büyüklüğü yaratanla kulun arasında kimsenin aracı
olmamasıdır. Dilimiz, dinimizin diline uymadığı için hocalar türemiştir.
Aranızda epey sayıda hoca da varmış, ama olsun önemli değil. Hocalar
Arapça’yı anlıyoruz zannederler. Halbuki hocaların hemen hepsi hiç
anlamazlar. Camide en yetkili şahıs geçer namazı kıldırır.

AB'ye girilmesinden yanayım. Ama AB’ye gireceğimize dair benim ümidim
yok. Bu kapıyı bize açmazlar. İstanbul’un fethinden bu yana Avrupa bize
düşman olarak bakmıştır. AB sizi bağrına basacak kadar size sıcak
değildir. Viyana kapılarına kadar gelen bir milletin devamı olan Türkleri
hiçbir zaman içlerine almayacaklardır. AB, hiçbir zaman Türkiye’nin
yanında olmamıştır. İster bu kültür faktöründen olsun, ister din
faktöründen olsun bu böyledir. Avrupa, 1850’lerde Ermeni konusunu gündeme
getirmiştir. 1. Dünya Savaşı'ndan sonra bizi Ermenilerle düşman yaparak
onlarca olayın meydana gelmesine zemin hazırlamıştır. PKK örgütü AB’nin
gerçekleştirdiği bir örgüttür. 33 bin insanımızın ölmesine AB sebep
olmuştur. AB Türkiye’deki terör örgütlerini gizli ve açık olarak
desteklemiştir. AB, TC’nin yeniden palazlanıp Osmanlı gibi olma korkusunu
yaşamaktadır.

Siz burada yaşıyorsunuz. Burada birliğiniz son derece önemli. Kendinizi
bir fanusun içinde düşünmeniz yanlış. Kendi doğrularımızı anlattığımız
ölçüde önemli iş yapıyoruz demektir. Sizler iyi bir dille ve araştırma ile
bu yanlışlıklara son vermelisiniz. Sosyal hayatın içine girmek
zorundasınız. Yoksa Türkiye adına bir şeyler yapamazsınız. Türkiye’nin
ulusal çıkarlarına ancak bu şekilde katkıda bulunabilirsiniz.

‘Tarikat sapma demektir’

İslam laikliğe çok uygun bir din. Laiklik olmadan demokrasi olmaz.
Devlet fert için vardır. Tarikat yol demektir. Ayrı yollara gitmek
demektir. Dini sömürmektir. Tarikat sapma demektir. İslam’ı bölmek
demektir. Hem siyaset, hem ticaret olarak dini kullananlar var.

‘Başörtüsü dinle alakasız’

Son zamanlarda siyasi simge haline gelen başörtüsü problemi var.
Anadolu kadını, rüzgardan, yağmurdan korunmak için başını örtmüştür.
Başörtüsünün dinle bir alakası yoktur. Havalar soğuyunca da Anadolu kadını
başına bir şal almıştır. Olmuştur şallı başörtü. Dışarıda isteyen başını
Anadolu kadını gibi örter. Kamuda kesinlikle örtemezsiniz.

‘Sayın başbakan, kızının başını örtersen okutamazsın’

Başbakan bana Türkiye’de demokrasi olmadığı için kızlarını Amerika’da
okutmak zorunda kaldığından bahsediyor. Sayın başbakan, ayağına zincir
bağlarsan koşamazsın. Kızının başını örtersen, okutamazsın dedim.

Kılınç’ın sözlerine 22 yıldır Belçika’da yaşayan bir Türk'ten itiraz
geldi. Aynı kişi, “Belçika da hem laik hem de demokratik bir ülke. Kızım
başını rahatlıkla örterek üniversitede okurken, aynı şekilde laik olduğunu
söyleyen Türkiye’de kızlarımız niçin okuyamıyor. Şu laiklik nedir, nasıl
bir şeydir, her ülkede uygulaması farklı mıdır? Şunu bir tarif etseniz de
biz de rahatlasak.” dedi. Bu sırada salondan birkaç kişi, “Sen hâlâ
laikliğin ne demek olduğunu anlamadıysan bundan sonra da anlayamazsın.”
diye konuştu. Org. Kılınç, bir süre durakladıktan sonra, “Beni
dinlemiyorsunuz herhalde. İki saattir laikliği anlatıyorum, hâlâ
anlamamışsınız. Belçika’da başörtüsü yasağı olsaydı o zaman kızınızı
okutmak için ne yapacaktınız.” dedi.

‘Sosyal ahlak daha etkili’

Kılınç, sosyal ahlak–dinî ahlak tartışmasını da açarak, ilginç
değerlendirmelerde bulundu: “Dinî ahlakın dünyada yaptırımı olmadığı için
fazla geçerliliği yoktur. Müslümanlardaki ahiret inancı zayıf olduğu ve
Allah’ın affediciliği de ön plana çıktığı zaman dinî ahlakın hiç yaptırım
gücü kalmaz. Sosyal ahlak dünyada insanı cezalandırdığı için yaptırım gücü
daha fazladır. Düğüne giden dindar bir kadını oynamaya davet etseler önce
günahtır diye çekinir oynamak istemez. Daha sonra ısrarlara dayanamaz.
Allah’ım beni affet diyerek oynamaya başlar. Daha sonra müzik hızlanınca o
da temposunu artırır. Allah’ım bir günah yaz bir yazma demeye başlar.
Daha sonra hızını alamaz. Allah’ım ister yaz, ister yazma der. Sonra da
yazarsan yaz demeye başlar.’’

‘Öcalan’a, ‘asmama’ cezası’

Öcalan konusuna da değinen Kılınç, “Biz istesek Öcalan’ı hemen idam
ederiz. Ancak, memlekete bunca zarar vermiş adamın istediği de bu zaten.
Bir kez ölerek kurtulmak istiyor. Biz onu yaşatmakla her gün öldürmüş
oluyoruz. Şehitlerimizin intikamını alıyoruz böylece. Ayrıca orada
krallar gibi yaşamıyor. Çok kötü şartlarda yaşıyor. Hali çok perişan.”
dedi.

Hürriyet gazetesi dün sürmanşetten ‘Büyükelçilikte Yobaz Kavgası’
başlığıyla verdiği haberde, Org. Kılınç’ın toplantıda tartıştığı kişileri
‘Milli Görüşçüler’ diye nazara vermiş, ayrıca ılınç’ın diğer konulardaki
açıklamalarını göz ardı etmişti. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul
Özkök ise köşesinde, hem Org. Kılınç’ın Avrupa’nın ortasında AB’yi
eleştirmesini tenkit etti hem de farklı görüşlere sahip derneklerin bir
araya getirilmesinin bir fayda sağlamayacağını savundu. Özkök, TBMM, AB’ye
uyum için yasalar çıkarırken, Paşa'nın, Avrupa’nın başkentinde
“Türkiye’nin AB’ye girmemesi için çalışın” dercesine AB aleyhine kampanya
yürütmesinin Türkiye açısından kötü bir görüntü oluşturduğunu belirtti.
Özkök, bunları, bizzat gördüğü Dışişleri kriptosunda okuduğunu yazarken,
böylece bir haftada ‘ikinci kripto skandalı’ da patlak vermiş oldu. (gazeteler)


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN