|
Padişahım Çok Yaşa
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi
Gelişmiş birey genelde kendi ölçülerini bilen herhangi bir olay
karşısında kendi çıkarları ile kamunun çıkarlarını bütünleştiren
ve ona göre tavır alan kişilik demektir. Ancak, küçük çıkarları
için her türlü yolu mubah gören, duruma göre tavır alan, kendi görüşlerini
ifade etmekten uzak, duruşu olmayan ben merkezli davranış sergileyen
kişiler ise genelde
sağlıklı bir kişilik gelişiminin oluşmadığı şeklinde ifade edilmektedir.
Kişilikli duruş bu anlamda kendi görüş ve düşüncelerini açıklayabilen,
bunun için her tür mücadeleyi göze alabilen, kendi kişiliğini yaratabilen
dinamik bir bireydir.
Totaliter düşünceler altında yetişen kişiler, ideolojilerin zorba
etkisinden dolayı ciddi sorunlar yaşamakta ve kendi gerçek kişiliklerini
rahatlıkla ortaya koyamamaktadırlar. Genelde bu tür sistemler halk
kitlelerinin eğitim düzeylerinin düşük olduğu ülkelerde karşımıza
çıkmaktadır. Bireylerin bilinci yeterince şekillenmediği ya da şekillendirmesine
imkan tanınmadığı sistemlerde birey güçlü olanın karşısında hemen
çözülmekte, kendi kişiliğini kaybetmekte, bambaşka bir kişilik geliştirmektedir.
Bulunduğumuz coğrafyanın biraz da tabiatı gereği sözüm ona medenileşen
batı toplumları ile karşılaştırdığımızda güçlünün karşısında eğilen
fakat zayıfı da ezen bir yapının gelişimi dikkat çekmektedir. Tabii
olarak güce dayalı yapılanmalarda gücü eline geçiren kendisinden
başka güç tanımamakta, gücü kaybedince de tamamen ortamdan kaybolmaktadır.
Saddam Hüseyin buna tipik bir örnektir.
Son birkaç gündür Irak’ta devam eden savaşta gelişen süreç tipik
bir psikolojik savaş sürecidir. İşgalci güçlerinde başında beri
yapmaya çalıştıkları da psikolojik bir savaş vermektir. Genelde
bu tür savaşlar kişilikleri zayıf olan bireylere ise daha iyi işlemektedir.
Savaş süresince yapılan güce dayalı propaganda, medyanın abartısı
ve sonunda yönetimin devrilmesi sonucu ortaya çıkan yağmalama süreci
işgalcilerin istedikleri sürece girmiştir. Daha bir saat öncesine
kadar “canımız kanımız sana feda Saddam”diyen kişi bir saat sonra
dilini ve kültürünü bilmediği Amerikan bayrağını sallayarak sevgi
gösterileri sergilemektedir. Büyük çoğunluğu dışarıda eğitilip yetiştirilen
ajanlardan oluşuyor olsalar da bu görüntüleri
sergileyenler bütün insanlığın gururunu incitmiştir. Benzer şekilde
birinci körfez savaşında da Amerikalı askerlerin karşısında ezilen
ve yalvaran Iraklı askerlerin görüntüsü yine haysiyet kırıcıydı.
Yarın Saddam yine gelse aynı kişiler büyük ihtimalle tekrar Saddam'a
sevgi gösterilerine yöneleceklerdir.
Bu tür davranışlar daha çok 'milliyetçiliğin' gelişmediği toplumlarda
görülmektedir. Yüzlerce yıldır güç ve korku kültürü ile yetiştirilen
toplumlarda bu tür davranışlara sıkça rastlanmaktadır. Şimdi, Mustafa
Kemal'in neden 'milliyetçilik şuuru' üzerinde önemle durduğunu daha
iyi anlıyorum. Mustafa Kemal, bu şuurun önemini topluma benimsetmek
için orta öğretimde okutulmak üzere kendisi yurttaşlık bilgisi kitabını
yazmıştı.
Ne yazık ki bu kitap bugün ders kitabı olarak okutulmamaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığına önerim bu dersin yeniden zorunlu ders olarak
okutulmasıdır. Yurttaşlık bilinci (milliyetçilik şuuru) her türlü
ahlaki bilincin pekişmesine katkıda bulunmaktadır. Iraklıların ahlaki
bilgisine şüphe yok, ancak ulus bilinci ve yurttaşlık bilincinin
gelişmemesi kişiyi, işgalci kendi malına ve canına kast eden bir
kişinin elini öpmeye yöneltmektedir.
İşgalci güçler yağmacılığa müsaade ederek bir zamanlar kahraman,
kendi toprağını savunan kişilikli insan imajını silip, bunun yerine
çapulcu yağmacı ve zayıf kişilikli ve kurtuluş savaşı veremeyecek
kişilik imajını dünya kamuoyuna duyurmaya çalışmaktadırlar. Bu tür
süreçlerin sonucunda verilen mesaj: biz bu savaşı başlatmakla ne
kadar haklıymışız,
halkı bu şekilde saf sefil bırakan ise haksızdır şeklindedir. Böylece
değişik ülke, millet ve bireylere haksız ama güçlüden yana olmanız
gerektiği ve savaşın meşruluğu, haklılığı ve adaletli olduğu benimsetilmeye
çalışılmaktadır. Böylece savaşın sorgulanmaması, sivilleri, çoluk-çocuğu,
gazetecileri hedef alan saldırıların kınanmaması ama halkın açlık
ve sefaletinin işlenmesinin gerektiği, bu katliama saygı duyulması
gerektiği halka telkin edilmeye çalışılmaktadır. Çocukların öldürüldüğü
bu vahşete özgürlük adına savaş hareketi demek gerçekte özgürlük
bilincini derinden yaralamaktadır.

Bu propagandaya karşı durmak ancak bir kişilik duruşudur. Bir şişe
su için, askerlerden bir sigara almak, bir gofret almak için birbirini
ezen halkın gururu onlar fark etmese de zedelenmektedir. Hele bir
de hiç bir ahlaki değer gözetmeden çoluk çocuk öldüren her
tarafı tonlarca ağırlığındaki bomba ile tahrip eden bir işgalci
askerin elini öpmek ise herhalde kişiliksizliğin ta kendisidir.
Normalde sağlıklı kişilik medeni olarak kendisini karşısındaki kişi
ile eş görür ve karşısındakinin elini sıkar. Aşağılık kompleksine
kapılan kendini yetersiz gören kişi kendisi her zaman bir hiç gibi
görür. Kral ise her şeye layıktır. Bu davranış biçimi yıllarca Saddam
Hüseyin gibi kişileri Irak'ın başında tutmayı becerdi. Zaman zaman
bazı politikacıların elini
seçmenlere uzatması aslında bir kişilik yetersizliğinin göstergesidir.
Sağlıklı kişi hiç kimse karşısında aşağılık kompleksine kapılmaz,
kendini hiç bir kimseden büyük görmez, kimseyi ayağına çağırtarak
emirler yağdırtmaz tam tersine mütavazi, karşısındaki her kim olursa
olsun onu bir insan olarak değerli ve kendisinin bir başka çeşidi
olduğu mesajını verir.
Aklı başında her birey televizyonda çocukların ölümünü, halklara
yapılan zulmü ibretle izledi. Savaş bitti gibi gözüküyor, oysa yeni
başladı. Kimliğini kaybeden Iraklı çocuğun arayışı, kendi içindeki
savaşı yeni başladı.
Kurtuluş savaşı öncesi durumu hatırlamayan yoktur. O zaman da
bu zaman da gelişmemiş toplumda değişmeyen tek şey güce itaat etmek.
Kulaklarımda hep aynı çınlama, birileri bağırıyor “Padişahım Çok
Yaşa” içimde kişiliği gelişmiş topluma duyduğum özlem artıyor, yeniden,
yeniden yazıyorum.
|