Arsiv 2000-2001-2002-2003
 

'Şamanlık' Meselesi

'Bazı Batılı yazarlar, sırf İslam'a olan düşmanlıkları sebebi ile 'Türk'ün milli dini şamanizmdir' yalanını uydurmuşlardır.

Bununla güya, bizi milli duygularımızı okşayarak -haşa- 'Arab'ın Dini' dedikleri alemşumul İslamiyet'ten koparmayı planlamışlardır.

İftiharla belirtelim ki, hiç bir Türk Milliyetçisi bu oyuna gelmemiştir.

Bununla beraber, bu propagandalar hala devam etmekte, Türk-İslam Ülkücülerine karşı kin ve husumet dolu çevreler, 'Milli vicdan'da tereddütler doğurmaya çalışarak 'Milliyetçi Dirilişi' en azından geciktirmek istemektedirler.

Biz bu konuda da yine değerli tarihçi ve mütefekkir Prof.İbrahim Kafesoğlu'nu dinleyelim: 'Bozkırlar sahasındaki dini inançların şamanlığa bağlanması adet haline gelmiştir. Eski Türk inancının şamanlık olduğu kanaati, geçen asrın ikinci yarısında, Orta-Asya Türkleri arasında yapılan araştırmalar neticesinde iyice yerleşmiştir. Gerçekten, bilhassa Yakutlar ile Altaylılar daha uzun zamandan beri, bu inanca bağlı görünmektedirler. Ancak, buralarda, dünyanın ve insanın yaradılışı ile ilgili rivayetlerden hiçbiri, Türkler'in kendi düşünce mahsulü olmayıp, çeşitli dinlerden gelen tesirlerin birbirine karışmasından meydana çıkmış ve tasavvurlar
örgüsüdür' diyen tarihçimiz, şamanlığın eski çağların ve ilkel toplulukların hayatında çok sık rastlanan, dinden ziyade sihir karakteri bulunan, Türk dünyasına sonradan bulaşan inançlar olduğunu belirtir. Tarihçimiz, esasen Eski Türkler'de 'din adamı' manasına 'şaman' değil, 'kam' sözünün kullanıldığını ve 'şaman' sözünün Hint-İran menşeli olduğunu ortaya koyar. (Bkz. Türk Dünyası El Kitabı, Kültür ve Teşkilat adlı makalede Prof.İçKafesoğlu, sf.770-771)

Görülüyor ki, Eski Türkler, ne totemist, ne putperest ne de şamanlık adı verilen bir 'milli dine' sahip idi. Prof.Kafesoğlu, yukarda belirttiğimiz eserin 772 ve 773. sayfalarında bu konuda şunları yazar: 'Bozkır Türk topluluğunun asıl dini 'Gök-Tanrı dini' idi. Eski çağlarda, başka hiç bir kavim ile iştirakı olmayan bu inanç sisteminde Tanrı, en yüksek varlık olarak itikadın merkezinde yer almıştır. Yaratıcı, tam iktidar sahibi, aynı zamanda 'semavi' mahiyeti olup çok kere 'Gök-Tanrı' adı ile anılıyordu. Tarihçimiz, bu konuda birçok yabancının tespitlerini de ortaya koymakta, bu arada Türk ülkelerini gezen Arab seyyahı İbn-i Fadlan'ın, bizzat kendi
müşahedelerine dayanarak Türkler'in ateşe suya toprağa tazim etmekle beraber, yanlız yerin ve gögün yaratıcısı olan 'BİR TANRI'ya tapındıklarını açıklar.

Bu açıklamalar gösteriyor ki, Eski Türkler'in, inanç itibarı ile adeta İslamiyet'e hazır olduklarını, bazı şamanist bulaşmalara rağmen 'muvahhit' kaldıklarını kabul etmek zorundayız. Bu durum bize şu kanaati de vermektedir: Türk illerinde, şu anda adını ve adlarını bilmediğimiz bir veya daha fazla peygamber (yalavaç) gelip geçmiş olabilir. Nerede
'tevhid'in nuruna rastlansa, orada bir peygamber soluğu dolaşmış demektir.

Bugün, Türk Milliyetçiliği din olarak Allah ve Resülü'nün muhteşem çizgisinde yürümektedir. 'Allah'tan başka ilah yoktur' diyen Türk Milliyetçilerine 'şamanist' diyenler, Allah'a hesap veremeyeceklerdir.

S.Ahmed ARVASİ, Türk-İslam Ülküsü , Cilt 1, Sayfa:86-87

 
TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI İBRETLİK