Arsiv 2000-2001-2002-2003
 

“TAKMIŞSIN MASONA!... YAHUDİYE!...”

'Ya kardeşim, sen de takmışsın masona, yahudiye!!.. Herkes mason, herkes yahudi sana göre! Nedir sendeki bu yahudi hastalığı???...'

Şimdi kalkıp da, yıllardır Ötüken'e gelen yüzbinlerce mektubu sakladığımız CD'lerden, böyle lafları bize çarpan, sanal alemin meşhur ülkücülerinin satırlarını aramayalım, büyük külfet olur. Ama onlar, kendilerini çok iyi bilirler.

Maddi imkansızlıklarla düşe kalka yaşayan insanlarımıza lafımız yok. Fakat, genel olarak imkanları olanların sesleri cılız ve yamuk çıkıyor. Hatta şuursuz çıkıyor! Hernekadar birlikten, dirlikten söz etselerde, en başta muhtemel birliği, beraberliği kendileri bozuyor. Farkında bile değiller.

Türk İslam aleminin, insanlık düşmanlarının dünya genelinde çığırından çıktığı şu günlerde, bizler ne yapıyoruz, neyle iştigal ediyoruz, kendimizi sorgulamamız icabeder. Bütün vahim konuların tamamına birden eğilmek lüzumu olduğu halde, herkesin, her konuya hassasiyet göstermelerini bekleyemeyiz. Bunu kendilerinden istesek bile ilgisiz kalacaklar, hatta teklifimizi tenkid bile edeceklerdir. Niye böyle davrandıklarına cevap olarak, onları, iki ana grup içinde görebiliriz.

1) Yıllar yılı malum medyanın yaptığı yayınla köreltilmişlerdir. Ufukları dardır. Dünya üzerinde oynanan oyunlardan habersizdirler. Araştırmak için zamanları yoktur. Maddi imkansızlıklarla boğuşmaktadırlar. Eski bildikleriyle yetinmekteler. Belli bir sahadan çıkamamaktadırlar. Hatta, şeytani mihrakların etkisinde kalarak, bilmeyerek, zamanla değiştiklerinin farkında bile olmadan, illaki 'ben!' diyen, bencilce hareketlerinin tezahürüyle tepki dahi gösterebilenler.

2) Düşmanın özellikle içimize saldığı, musallat ettiği, satılmış bukelemun karakterli madde düşkünleri. Oldukça ustadırlar. Bu sanal alemde üfürdükçe üfüren, yangında kül bırakmayan, çoluk çocuğu kolayca etki altına alabilen, her türlü imkana sahip olan ucubeler. IRC'ler, MSN'ler, ICQ'ler ellerinin altındadır. İşleri güçleri fesat, fiskos, dedikodudur. Karalanması, bitirilmesi gerekenler, o sahalarda aşağı çekilir. Her türlü iğrenç yaftalar yapıştırılır. Genç, körpe dimağlar allak bullak edilir. Ustalar, site açıp sayfa yayınlamakta da 'usta'dırlar. Sayfalarına koydukları bir 'Bozkurt' ve 'Başbuğ' resimleriyle ve ordan burdan temin ettikleri yazılarla en hızlı Türkçü - Ülkücü kesilirler. Dikkat edilirse, asla kullanılmaması gereken Ecevit dili sayfalarında cirit atar, dillerinden düşmez. İkaz edildikleri halde özellikle kullanmaya devam ederler, kendilerini ele verirler. Onların bir kısmına göre İslam, 'arap dini' dir, Osmanlı döneminde 'araplar bizi arkadan vurmuştur'. Arap ülkelerindeki masonlaştırılan yöneticileri görmek istemezler ama, bir avuç İsrail ile baş edemeyen bu devletleri, sırf müslüman oldukları için çekiştirip dururlar. Arapları Türklere, Türkleri Araplara düşman eden gerçek düşmanı devamlı surette saklama gayretindedirler. Karışık dinlere mensup bütün Türkleri kucaklamanın şart olduğunu yayarlar. Onları İslam'a davet etmeyi, İslamlaştırmayı akıllarının ucundan geçirmezler. Çünkü Türk'ün kutsal elbisesi İslam'a soğuklar. O elbiseyi, Türk'ün üzerinden sıyırıp atmak için atmadıkları takla yoktur. Böylelerinin tamamına masonik sistemin köleleri denir.

Ötüken'in çizgisi görünür, anlaşılır şekilde ortadadır. Yıllardır bizi takip edenler, aleyhimizde çevrilen oyunların farkında olanlar, çizgimizden asla şaşmayacağımızdan, bu şekilde devam edeceğimizden emindirler.

Bu arada kabul ve takdir etmek gerekir ki, 'Mason ve yahudiler'i dilimizden düşürmediğimiz için geçmiş yıllarda bize karşı çıkanların bir kısmı fikir değiştirmiş durumda. Bunun tezahürü ile gurur duyuyoruz ama, bu gerçek onları niye rahatsız ediyor, bizden uzaklaştırıyor veya bize soğuklar anlam veremiyoruz. Ana sebeplerden biri, Devlet Bahçeli ve ekibi hakkında yaptığımız olumsuz yayın olsa gerek. Tamam da, Miliyetçi Hareket'i bu noktaya getirenlerin, meydanı düşmana terkedenlerin, vatan satılması karşısında üzerlerine düşeni yapmayanların olduğu bir zeminde, içimiz yanmış isyanları oynarken sesimizi kısıp oturalım mı, kabuğumuza mı çekilelim?

Seçilmiş kadrosuyla... Öyle bir genel başkanı özlüyoruz ki, gerçek manada ülkümüzden zerre taviz vermesin, politika yapmasın, sisteme uymasın. Türklük gurur ve şuurundaki herkesi, İslam iman ve ahlakıyla taşmış bütün gönülleri kucaklasın. Unutulmuşları, kaderlerine terkedilmişleri, bütün küsleri, dargınları, eften püften sebeplerle birbirinden uzaklaşmış herkesi barıştırsın. Tek bir çatı altında, MHP'de toplasın.

Genel olarak bugünkü karanlık tabloya bakıyoruz da, bütün dünya insanlığı uçuruma sürüklenirken, bu tehlikeyi yüreğinin derinliklerinde hissedenlerin hiç bir şey yapamadıklarına, aciz kaldıklarına şahid oluyoruz. Hala biribirimizi çekemiyor, dargınlıklarda, küskünlüklerde inad ediyoruz... Ülkücüler nasılsa, diğerleri de öyle galiba... Kendi milletlerinin düşürüldükleri tezgahlarda çırpınmasına dayanamayanlar, maalesef yeterli sayıda değiller. Birbirlerinden kopuk hareket ediyorlar. Dünya genelinde hakim olan berbat manzara böyle. Bizler, kendi camiamızda ayrı telden çalmaya devam edelim...(!)... Dünyaya nizam ve intizam verecektik, öyle mi!?.. 21.nci asır Türk asrı olacaktı... Fakat, ümidimizi asla kaybetmedik. Tarihin sayfaları çevrildiğinde, en dar zamanımızda mutlaka bir lider çıkarttığımız görülür. Bekliyoruz.

Cumhur Puliç, 17 Ağustos 2003, Ötüken

 
TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI İBRETLİK