|
UNUTTUĞUMUZ GÜZEL BİR İNSAN...
Bir zamanlar ilçelerden birinde güzel bir insan yaşardı.
Yalnız Hakk’a secde eder, yalnız halkı için vardı.
Daha çok genç yaşında bir sevdaya tutulmuştu,
Ülke denen nazlı bir geline vurulmuştu.
Ülküm deyip koşardı ardından,
Söyledikçe manevi bir zevk alırdı adından.
Meftundu, Resulullah’ın sembolü güle ...
Bir de dünya ahiret kardeşi bildiği Ülkücülere,
Sevdalı gönülü onlarla çarpardı.
Peygamber mesleğindendi, öğretmenlik yapardı.
Kendini halkından sorumlu gördü, eğitti eğitti
Sanki o bir değirmendi buğday öğüttü.
Gün geldi, kendi elleri ile hazıladığı una, su kattı, hamur yapıp
şekil verdi.
Haydi dediğinde, belediye başkanlığı MHP.’nindi.
Hiç bir zaman kemlikten medet ummadı
Vefalıydı ahdini hiç unutmadı
Hep inandığı gibi dos doğru yaşadı.
........................................
2001 senesinin Aralık ayı... Ortalığın kıtır kıtır buz kestiği
soğuk bir gün... Kalktı arkadaşlarını görmek için kar boran demeyip
Ankara’dan Zonguldak’a gitti.
Önceden haber verdiği için yolunu gözlüyorladı. Bilinen bir yerde
gönüldaşları ile buluştu. Yılların hasretiyle öyle bir kucaklaştılar
ki, sanki ruhları birleşmişti. Bir kaç
gün sürecek bu ziyarette, gönül dostları rehber olunca, Zonguldak,
Devrek, Gökçebey demeyip gidebildikleri her yeri dolaşmaya başladılar.
.........................................
O sabah, Devrek’ten çıkıp Gökçebey’deki değerli bir dostun ziyaretine
gittiler.Buluştuktan sonra hep birlikte tenha bir köşeye çekilip
akşama kadar sohbet ettiler.
Vaktin nasıl geçtiğini farketmediler bile. Akşamın alacakaranlığı
bastırınca da toparlandılar, çünkü geri dönmek için yola çıkacaklardı.
Güle şakalaşa bindiler arabaya.
Yola koyulmak için, ilçe merkezinden geçtiler. İlçe çıkışındaki
tren yoluna geldiler. Ortalıkta ne bir ışık ne de bir görevli vardı.
Araba yavaşça hemzemin geçite
girdi....
Kendine geldiğinde, olanlarla ilgili çok az şey hatırlıyordu: Karanlıkta
korkunç bir patlama sesi duymuş ve ortalık gündüz gibi aydınlanmıştı...
Ta ki, anlatılana kadar
da kendilerine ne olduğunu bilmemişti.
Tren hemzemin geçitte arabayı altına almış yüzlerce metre sürüklemişti.
Zaten o çarpmanın şiddetiyle kendini kaybetmişti. Kazada yanındaki
iki arkadaşı hemen
oracıkta ruhunu teslim etti. Kendisi ise paramparça olmuş, onmaz
yaralar almıştı. Çevreden yetişenler, hemen onu Zonguldak Devlet
Hastahanesi’ne kaldırdılar.
Allah’ın nasip ettiği sayılı nefes bitmemişti henüz. Bir doktor,
acil müdahelede bulundu ve derhal SSK Bölge Hastahanesi’ne yolladı.
Bir kaç saat sonra buradaki tıbbi
cihazların da kifayetsiz olduğu anlaşılarak Ankara’ya sevk edilmesi
gerekti.
.................................................
Sene 2003, aylardan Temmuz...
Yusufiyelinin biri Afşın’da
şehit düşen Ülkücüler ile ilgili bir araştırma yapıyordu. Nurulah
Ceren ve Hüseyin Kuzdan isimli şehitlerimizin mücedelelerini
ve örnek
yaşantılarını tesbit ederek Ülkücü gençlere aktaracaktı. İrtibat
kurduğu Afşın’daki muhattabı gerekli bilgileri aktarırken hüzünlü
bir sesle “Şehitler
Çeşmesi”nden de
bahsetti...
-Belediye Başkanımız Ergün Ertekin yaptırmıştı, dedi, kelimeler
boğazına düğümlenerek...
-Bu örnek hizmetinden dolayı teşekkür edecğim. Ergün Başkanın telefonunu
nasıl temin edebilirim?
Az önce pek bir mana veremediği bu üzgün ifadelerin gerekçesi işte
tam bu sırada ortaya çıkacaktı.
-Ergün hocam, iki sene önce bir kaza geçirdi. Kendisi yatalak vaziyette
ve konuşabildiğini de sanmıyorum ama sizin için mutlaka telefonunu
temin edeceğim.
..................................................
2003 senesi Ağustos ayı...
Bir müddet sonra aldığı numarayı aradığında bir bayan çıktı karşısına.
-Ergün Hocamı aramıştım..
-Buyurun ben eşiyim
-Yenge hanım, Ergün hocamı arıyorum..... Gerçi, şahsen tanımam
ama Mamak Cezaevi’nde yattığım yıllarda bayram münasebetiyle yolladığı
bir tebrik kartını
almıştım. O sıkıntılı ve dar günlerimizde bize moral desteği vermişti,
bu sebeple ismini hiç unutmadım... Ayrıca, şehitlerimizle ilgili
araştırmalarım sırasında, Hocamın
Afşın’da Şehitlerimiz için bir çeşme yaptırdığını öğrendim. Bu vefalı
hizmetinden dolayı teşekkür etmek istedim.
-.....?!.
-Bu arada hocamın iki sene önce bir kaza geçirdiğini söylediler.
Kendisine geçmiş olsun demek istiyorum. Böyle güzel bir insanın
durumunu çok geç öğrendiğim için
mahçubum lütfen beni affedin...
Uzun bir sessizlik sonrası, seslerin şekil değiştirip, harflerin
puslu bir aksanla dudaklara yapıştığı andı...
-Bizi arayan da olur muymuş.....
.........................................................
Az sonra telefonda Ergün hocayla konuşuyordu. Biraz önce yaşadığı
şoktan henüz kurtulamamıştı. Mütereddit bir tonda sürdürdü sözlerini:
-Hocam siz ilahiyatçısınız... güçlü maneviyatınızla bu acıları
yenersiniz, inanın bu yaralar kapanır ...sizin gibi değerli insanlara
çok ihtiyacımız var, lütfen biraz daha
gayret edin...
Telefonu kapatırken güçlükle konuşan Ergün Hocanın her şeye cevap
olan mahzun sözleriyle beyni zonkluyor kulakları uğulduyordu:
-Yaralarım değil de unutulmak acı veriyor...
Recep Küçükizsiz,
13 Ağustos 2003, Ötüken
|