YÜCE DAĞLAR GİBİ EĞİLMEZ BİR BAŞIMIZ VARDIR...”

Gözlerinden delici bakışlar fışkıran genç adam içeri girdiği zaman hepimiz hala hazırol vaziyetindeydik.

Rahmetli Başbuğ’un elinden tutup getirdiği bu enerjik kişi, çok kısa bir süre sonra toplumu için verdiği hak arayışı mücadelesi ile bayraklaşıp Yunanistan Türkleri’nin efsanevi lideri olacak olan Doktor Sadık Ahmet’ten başkası değildi.

Başbuğ’un bizlere takdim ederek tanıttığı bu güleç yüzlü adamın adını, daha önceden Türk vakıf mallarına Yunan devleti tarafından el konulmasına karşı başlatılan direnişler münasebetiyle duymuştum.

Türk Federasyon Genel Merkezi’ndeki bu buluşma, aynı gün orada yapılan genel kurul toplantısında onun Genel Kurul üyelerine hitap etmesine de vesile olmuştu.
Başbuğ’un:
-Sadık Bey, davamızı arkadaşlarımıza anlatır mısınız..! demesiyle ayağa fırlayan Doktor, bir çırpıda arka tarafta bulanan salonun kürsüsünde yerini almıştı bile.

-...Bize siz Yunan asıllısınız diye dayatıyorlar, Osmanlı bizi müslüman yapmış meğer....Ya hu, bu Osmanlı bizi müslüman yapmış da sizi niye yapmamış...?... Türk
kelimesine bile düşmanlık ediyorlar. Ama bilinsin ki, yüce dağlar gibi eğilmez bir başımız vardır...

Konuşması bittiğinde koca salon alkışlarla inliyordu. Salondan çıkana kadar da sevgi gösterileri bitmek bilmedi. Uluslararası anlaşmalar ve anayasa ile teminat altına
alınmış Yunanistan Türklerinin Hak ve menfaatleri göz göre göre gasp ediliyordu. Sahipsizlikten biçare düşmüş insanlarımız perişan vaziyetteydiler. Yıllardır türlü baskı
ve zulümlerle inim inim inletilen bu insanlar güçlü bir Türkiye’nin olmayan himayesinde, var olma mücadelesi veriyorlardı. İki ülke iktidarlarınca kah iç politikanın kah dış politikanın dolgu malzemesi olarak kullanılmaktan başka bir değerleri görülmeyen bu masum insanlar, ilk defa Dr. Sadık Ahmet ile ufukları görme ve geleceklerini kendi elleri ile inşa etmeleri gerektiği gerçeğini anlamışlardı.

Her zaman, her yerde küçümsenen, Osmanlı yadigarı bu toplum, içinden yüzlerce aydın yetiştirmesine rağmen bir LİDER çıkaramamıştı. Sayıları az olduğu gibi içlerinde bölünmüşlükler de vardı. Bunun için Dr. Sadık Ahmet’in liderlik mücadelesi kolay olmamıştır.

O başlarken tek başınaydı ama bütün düvelin yüzüne Yunanistan’da yapılan haksızlık ve zulümleri haykıracak kadar gür bir sesi vardı. Bir inanç ve azim abidesi olarak dikildi karşılarına. Yılmadan, usanmadan yiğitçe bir mücadele verdi. Ta ki, Hakk’ın rahmetine kavuşuncaya kadar...

Doktor ile güzel bir dostluğumuz vardı. Strasburg’ta devam eden mahkemeleri münasebetiyle sık sık gelip gidiyordu. Batı Trakya Davası artık onunla bir ses bir nefes
olmuştu. Türk Federasyon da, imkanlarını seferber ederek mensuplarındaki yıllardır tortulaşmış ilgisiz kanaatleri bir çırpıda silmiş, böylece Doktor’un önü açılmıştı. O artık bütün toplantılarımızın misafiriydi. Yaptığı konuşmalarda güçlü hitabeti ile geniş birikimini sergiliyor ve kitleleri etkiliyordu.
Sıcakkanlı, hemen temas kurabilen insani ilişkileri kuvvetli birisiydi. Bu sebeple Ülkücüler tarafından çabucak benimsendi. O, aileden biri olarak kabul ediliyordu ve bu sebeple sadece siyasi toplantılarımızın değil düğün ve sünnet şölenlerimizin de davetlisiydi.

Doktor, gittiği her yerde davasını anlattı. Şahsına gösterilen sevgi mücadelesine duyulan saygı onu kendi toplumunun lideri yaptığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde başlattığı hukuk savaşı ile adını da bütün dünyaya duyurdu. Onun şahsında bütün Yunanistan Türklüğü idi konuşan. Türk toplumunun yıllardır gördüğü baskı ve zulümler, yaşadığı insanlık dışı uygulamalardı anlattıkları.

En son görüşmemizde Avrupa’daki Türk toplumunun durumu ilgili bir sohbet yapmıştık. Anlattıkça gözlerinin içinin güldüğünü görüyordum. Merak ve dikkatle beni dinliyordu ama sabırsızlandığını da hissediyordum. Az sonra notlarına göz atarak söze başladığında şaşkınlık sırası bana gelmişti.
-Avrupa Parlementosu için çalışmalara başlamalıyız, güçlü bir kampanya yapabilirsek önümüzdeki seçimlerde en az iki milletvekili çıkarabiliriz... diyordu. Bu konudaki
hazırlık ve çalışmalar için Ankara’ya gidip mutlaka Başbuğ ile konuşması gerektiğini söyledim.
Dr.Sadık Ahmet, Dünya Türklüğünün şerefli bir üyesi olan Yunanistan Türklerinin yeri kolay doldurulmaz bir lideridir. Irak Türklerinin lideri Necdet Koçak,
Azerbaycan Türklerinin lideri Elçibey gibi mücadelelerinin neticelerini göremeden hayata veda etmiştir. Mücadeleleri mücadelemiz olacak, taşıdıkları bayrağı yere düşürmeden zafer burçlarına asacağız. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Recep Küçükizsiz, 25 Temmuz 2003

 
TÜRKOĞLU, DÜŞMANINI TANI İBRETLİK