|
Bu sene Ardahan’da kış, kara dedikleri
türdendi, çok sert geçiyordu. Gerçi, okuduğu memleket olan
Erzurum da buradan geri kalmazdı... İşte okul tatil olmuş,
hergün hasretin ağırlaştırdığı geçmek bilmeyen günler, nihayet
tükenmişti.
Her tarafın buz kesmiş karla kaplı
olduğu bu memlekette hava o kadar soğuktu ki, tükrüğü daha
ağızından çıkıp yere düşmeden, havadayken donuyordu. Hele
yere
düşen o buz parçasının çıkardığı tuhaf ses... İnsanı iliklerine
kadar titretiyordu. Kara kışa aldıran kimdi...?
Öyle pek uzak olmasa da Ardahan’da
yolunu gözleyen bir anası vardı. Tez davranıp memlekete varmış
baba ocağına, ana kucağına kavuşmuştu. Biliyordu sayılı
günlerin çabuk biteceğini... Bu sebeple sevgisini adeta imbikliyordu.
Ardahan kızıl bir sefalet içinde de olsa memleketin havası
gerçekten hoştu. Dertleşecek
arkadaşları da vardı.
İşte bu gün de Ali Nail ile buluşmuşlardı.
Evlerine yakın olan Zirai Donatım’ın tanıdık bekçisinin kulübesinde
yanan ateşin başında demli çayları içip güzel bir sohbet
etmişlerdi. Bu zevk bile her şeye değer diye geçirdi içinden...
Az önce kulübeden çıkmış karnını doyurmak için evine gidiyordu.
Anacığı ne pişirmişti ola ki...
Pek kimse geçmediği için yolu izi belirsiz olmuş ara sokaktan
çıkıp Lise Caddesi’nde yürürken duyduğu bazı patırtıların
sebebini anlamak için ardına dönüp baktığında
bir grup insanın kendisine doğru el kol sallayarak koştuğunu
“tutun faşisti..!” diye bağırdıklarını gördü... Bir grup komünist..!
Bu alçakların eline düşmemek için hızla
kaçmaya başladı, hem de arkasına bile bakmadan. Kaptanpaşa
Mahallesi’ndeki evleri yakın bir yerdeydi zaten. Oraya kadar
gelmeye cesaret edebileceklerine ihtimal vermiyordu. Ama,
ardı sıra patlayan silahlar, peşindekilerin kötü niyetini
de gösteriyordu... Silah sesleri ve bağırtılar arasından sıyrılan
o korkunç çığlığı duyduktan sonra ardı sıra gelenlerin seslerinin
azaldığını hissetti.
Çok şükür eve varmıştı, dönüp ardına
baktığında kimseleri göremedi.
Telaşla içeri girdi. Anasına seslendi. Babası da evdeydi.
Başından geçeni anlattı. Anası, korkuyla pencereye seyirtti.
Ama, kimse yoktu dışarılarda...
- Senin gözünü korkutmak için yapmışlar
herhalde! dedi, babası.
Davut,
- Baba, valla silah sıkarak kovaladılar..!
Bu cevapla evi içini koyu bir sıkıntı
kapladı.
Dakikalar bir birini itercesine geçiyordu
ama, karanlık daha kavuşmamıştı...
“Kahrolsun faşistler”, “Faşistlere ölüm!” sloganları tekrar
duyulmaya başlandı.
Davut, pencereden dışarıya baktığında tanıdığı-tanımadığı
bir sürü komünist militanın evlerinin önünde yığıldığını görünce
iyice şaşırdı.
Kimisi küfrediyor, kimi de taş atıyordu
ama devamlı „faşist katil dışarı“ diye bağırıyorlardı. Eve
çaresizliğin getirdiği bir korku ve telaş hakim olmuştu.
Dışarıdaki kısa sürede büyüyen kalabalıktan eve kadar sokulup
kapıyı kırmak için zorlayanlar vardı. İçeriden ateş açılacağı
korkusu olmasa ne kapı kalacak ne
duvar...
Bir müddet sonra siren sesleri ile
kalabalık şöyle bir dalgalandı. Ablukanın bir yeri yırtılıp
da polisler görününce aile halkı derin bir nefes aldı. Polislere
kapıyı açtılar.
Gelen polisler „Davut silah sıkmış, birini vurmuş“ diyorlardı
ama bu saçma iddianın düzmece olduğunu kendileri de biliyorlardı.
Evde arama yaptılar. Her hangi bir suç
unsuru yoktu.
Derken, olaylardan haberdar olan kaymakam
vekili bir jandarma üstteğmeni olay yerine yetişti. Gözü dönmüş
komünist eşkiyanın gösteri yapıp taşladığı evi korumaya
çalışan polisler yol verdiler. Üstteğmen içeri girdi, ihbar
ve şikayet için tekrar arama yaptırdı. Bir şey yoktu.
Eşkiyalar, kapıda barikat kurmuş, kızıl
salyalar saçarak devamlı “faşist katil dışarı” diye bağırıyorlar…
Devlet aciz, görevliler canından korkuyor… Polis de,
jandarma da şikayet edilen Davut’u gözaltına almak için evden
çıkarıp karakola götürmeye korkuyor… İlk iş, dışarıdakileri
yatıştırıp dağılmalarını sağlamak…
Üsteğmen bir türlü üstesinden gelemediği bu işi bir başka
şekilde çözmeye uğraşıyor:
- Gençler biz içeride herhangi bir
silah bulamadık.Müsaade edelim isterseniz sizlerden de 5-6
kişi içeri girsin ve bakıp görsün ki silah var mıdır, yok
mudur?
Ana bu, sezgisi güçlü… Yavrusuna kıyılacağını
hissederek haykırıyor
- Hayırrrr, ben evime kimseyi sokmam.
Olacak gibi değil, kimse duymuyor bile
kadını. Çaresizlik içinde son bir gayretle kapıya dikiliyor,
elinde Kur’an-ı Kerim… İçeri girmek üzere hazırlanan militanlara,
- Oğluma bir şey yapmayacağınıza dair
Kur’an-ı Kerim üzerine yemin edin! Yoksa içeri sokmam…
Gülerek yemin eder bu kafirler... İkisi
kadın 6 kişidir bunlar...
Hemen evin içine dağılır bu militanlar...“davut nerede?“ diyerek...
Bu arada Davut, babası ile birlikte
evin kelerine inip, evin aranmasını orada beklemeye başlar.
Ama az sonra, kelerde korkunç bir boğuşma başlar, o bölmeye
giren birinin "buradalar" diye bağırması üzerine...
Ana, elinde Kur’an, ileri atılır
- Buna yemin ettiniz !!!
Ana bir tarafa, Kitap bir tarafa savrulur…
Davut’u ve babasını bıçaklarlar...
İkiside kanlar içinde yerlere yuvarlanır.
Bu arada içerideki arbede dışarıdan farkedilmiştir, kalabalık
içeri girmek için tekrar hücuma başlar... Polis ve jandarma
engelini aşanlar eve doluşurlar. Ev talan edilir.
Yarım saatten fazla süren bu hengame
- Biz Faşistleri geberttik!
nidasıyla son bulur. Kalabalık, coşkuyla
marşlar söyleyerek hastahaneye doğru yürüyüşe geçer. Oltu
Caddesi’nden başlayarak yollarının üstündeki Milliyetçi- Ülkücü
bilinenlerin bütün ev ve dükkanları tahrip ederler. MHP ilçe
teşkilatı ve Ülkü Ocakları’nı olduğu gibi, sağcı bütün parti
binaları da basılır, harap edilir.
Olaylar, kısa sürede etrafa duyrulur,
çevre ilçe ve köylerden gelen militanların katılımı ile süratle
genişler. Komünist militanların kışkırttığı binlerce insan
sokaklarda
tahrip ve yağmaya girişirler. Olaya müdahele etmek için ordu
birliklerinden yardım istenir. Tank ve kariyerler, Ardahan’a
girene kadar olayların önü alınmaz
İlçede olaylar bu şekilde gelişirken, öldü sanılarak kanlar
içinde bırakılan Davut ve babasının iniltileri anayı sevindirse
de herkes kendi canının derdine düştüğü için,
yaralıları taşıyacak araba bulunamaz. Son çare, bir Cemse’ye
koyarlar Davut’u ve babasını öyle yollarlar Erzuruma….
Hava soğuk, tükrük daha yere düşmeden
donmaktadır…Bu memlekette kara bir kış yaşanmaktadır. Ama,
her yer buz keserken Davut, ateşler içinde yanmakta,
kavrulmaktadır. Baba, kendini unutmuş «Davudum» diye haykırmaktadır.
Saatler süren bir yolculuktan sonra Erzurum’a varılır…
Davut ve babası, yoğun bakıma alınır…
Baba, sakat kalacak da olsa kurtulur…
Ama Davut şehit olur…
Ruhu şad, mekanı cennet olsun.
Almıla Aksoy
|