- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

...

“Koza”ların peşinden gidenlere ithaf olunur

Dünyanın ABD dışındaki büyük ülkeleri, Rusya, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, Malezya, Brezilya, Venezuela, İran ve Türkiye, Irak’a saldırının meşru
olmadığını söylediler.

Daha pek çok ülke, bu saldırıya karşı ama, sadece adı geçen ülkeler bile dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturuyor... Oran, tıpkı Türkiye’deki gibi... İnsanlığın
yüzde 97’si Irak’a saldırıya karşı...
Daha başlamadan mahkum edilen böyle bir savaşı kim destekliyor peki? ABD’deki petrol şirketlerinin sahibi olan Yahudi sermayesi ve bu sermayeye bağlı illüzyon
aygıtı olan medya destekliyor...
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Kong Quan, ABD liderliğindeki askeri güçlerin Irak’a yönelik saldırısının, uluslararası topluluğun buna karşı olduğu göz ardı edilerek
yapıldığını söylüyor.
Diğer ülkelerin tepkisi de aynı... Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de, “Hala uluslararası meşruiyet tartışması devam ediyor. Sizin görüşünüz nedir?”
sorusuna “Benim görüşlerimde bir değişiklik yok...
BM Güvenlik Konseyi’nde Irak ile ilgili başlayan sürecin sona ermesi gerekirdi. O süreç sona ermeden, ABD’nin tek taraflı bir davranışını doğru bulmuyorum” diye
cevap veriyor...
Savaşın birinci günü gösterdi ki, ABD, bu coğrafyada Türkiye’ye mahkumdur. Ama yaptıkları iş, Türkiye’yi aptal yerine koymaktır.
Kürtler’i Türkiye aleyhine kışkırtacak, hatta onlara Türk bayrağı yaktıracaksınız, sonra da, Kuzey Irak’ta Türkiye’ye karşı bir kukla devlet kurmak ve Kerkük
petrollerine el koymak için yine Türkiye’den destek isteyeceksiniz... Ele geçirdiğiniz medya vasıtasıyla da bu durumu Türkiye’nin lehine bir gelişmeymiş gibi
göstermeye çalışacaksınız...
Ama, bu propagandayı yapan medyanın hiçbir itibarı kalmadı... Çünkü artık halk, hiçbirine inanmıyor...

Türk kamuoyunu ikna etmek için önce “yardım” konusu öne atıldı... Ancak TBMM, tezkereyi reddedince doğrudan yardımı rafa kaldıran ABD, dünya Yahudi
sermayesini yönlendiren Schröder Salomon Smith Barney kurumu aracılığıyla, Türkiye’ye yapılacak ekonomik yardım konusunda açık kapı bırakıldığını bildirdi.
SSSB’nin analizinde, bundan sonra yapılacak yardımın büyüklüğü ve niteliğinin Türkiye’nin işbirliği düzeyine bağlı olacağı kaydedildi.
Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Bernard Garcia ise Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e Fransa’nın desteğini alabileceklerini iletti ve “IMF ve Dünya Bankası’nda
Avrupa’nın ağırlığının, ABD’nin iki katı olduğunu” hatırlattı. Tabii, Türkiye IMF ve Dünya Bankası politikalarına teslim edilirse, kendi toprak bütünlüğünü ilgilendiren
bir konuda, işte böyle dış etkilere açık bir duruma gelir...
Türkiye’nin hava sahasını ABD’ye kapatması bile yardımın gelmeyeceği anlaşılınca gerçekleşebildi...
Türkiye’yi işgal etmeye, yok etmeye gelen bir güce, başından hayır demek gerekmez miydi? Sonunda tezkere kabul edildi. ABD’nin baskılarına boyun eğİlmiş oldu.
Biz neredeyse, 5 yıldır “IMF ve Dünya Bankası bu ülkeden çıkarılsın, milli ekonomi uygulansın” derken, bu günleri görüyorduk... Peki bizim gördüğümüzü, hükümet
edenler göremiyor muydu; onlar geri zekalı mıydı?
Hayır, hayır, bu programları uygulayanlar geri zekalı değil, aksine iyi yetiştirilmiş ajanlardı... “Koza” olarak yetiştirilip siyasi partilere dağıtılmışlardı...
Peki ikazlarımıza rağmen, bu kozaların peşinden gidenlere ne demeli? Bugünkü tablo, kendilerine ithaf olunur..

Arslan Bulut / Yeniçağ


TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN