-Mesela, Site hakkında bazı yazılar çıkıyor, dedi. Ve devamla;
bunların
çoğu aleyhte yazılar, burası bir devlet kuruluşuymuş, ayrı fikirdeki
insanlar
tehdit edilip dövülüyormuş, başka gazeteler yurda sokulmuyormuş…
Bu haberlerin yalan olduğunu göstermek için ne yaptınız? Bir basın
toplantısı
yapabilirdiniz.
-Yaptık.
-Ne zaman?
-Geçen hafta içinde.
-Hangi gazetelerle?
-Sadece Barış Gazetesi ile. Aslında buna bir basın toplantısından
ziyade,
özel bir gazete görüşmesi denebilirdi. Bir tek adı geçen gazeteyle
ilişki
kurmamızın nedeni, bizimle en çok onların ilgilenmesindendi. Memleketimizde
basın bazı baskı gruplarının kontrolünde, gerçekleri yazmaktan
sürekli
kaçınıyorlar. Bu yüzden...
-Olmaz, mademki doğru bir tezi savunuyoruz bunu gazetecilerede
anlatmak zorundayız
ama bugün değilse yarın kafalarına dank ederiz. Çünkü, bir gün
mutlaka anlaşılacağız.
-Elbette öyle olacak, mutlaka biz başaracağız...
-Yalnız biz basını sıkı takip ederiz, sizin demecinizi okumadık.
-Evet biraz önceki iddiamız ispatlandı. Olayı şöyle toparlayayım;
Gazetenin
Yazı İşleri Müdürü’ne telefon ettim. Konuyu anlattım. Ben, yurdun
talebe
temsilcisiyim dedim. Sizinle, geçenlerde bazı gazetelerde çıkan
gerçek dışı yazı
larla ilgili görüşmek istiyorum. Muhabir gönderebilir misiniz?
diye sordum.
Adam, “elbette göndeririz” diye cevap verdi. Yalnız garanti istedi.
Ben bu
söz üzerine kızdım ve adama siz bizi ne sanıyorsunuz, memleketin
temiz
insanlarını karalamak size ne biçim zevk veriyor ki… diye bağırdım.
Adam,
durumu anlamış olacak ki, bir saat sonra muhabirler geldi. Onlarla
odamda
görüştüm, Esat da vardı. Ben aleyhte çıkan bütün yazıları reddedip,
hepsinin
birer yalan haber olduğunu, iftira olduğunu, aksine biz de insanın
temel öğe
fikirlerinin de saygıya layık şeyler olduğunu söyledim. Yazdılar
gittiler.
Bir gün sonra gazeteye baktım, iddialarımız yazılmamış tekrar
gazeteyi
aradım. Müdür, binbir türlü özür ve mazeretle bizi avutmaya çalıştı.
Aslında ilk baskıya yazıyı sokmuşlar, ikinci baskıda geri almışlar.
Neymiş efendim dizgicinin bilmeyerek yaptığı bir yanlışlıkmış.
İşte basın ahlakı, hadiseleri istediği gibi yorumlarken, suni
olaylarla idealist
kitleleri karalarken, meşru savunma hakkına çizgi çekmekteler.
O ilk baskıyı
aldım. Hakikaten öyle olmuş. İddialılar birbirlerine bakıp gülüşmüşler
ve bunların birer deney olduğunu zamanla çok şeyler başarılacağını
belirten
konuşmalar yaptılar. Ergin, kibar fakat dirençli vücuduyla kıpırdanmaya
başlamıştı.
Elleri arkada olduğu halde ayağa kalkarak:
-Ben, her şeyiyle arkadaşımızı ödüllendiriyorum, dedi. Burada
hiç birimizin
yapamayacağı şeyleri yaptığını biliyoruz.
Bu sözlerin kendisininkiyle zıtlaştığını sanan Lokman, bir nevi
savunma yapar gibi:
-Arkadaşlar, bizde başarının sınırı yoktur, daima daha iyisini
başarmak
emelimizi hiç unutmayalım, dedi.
Yusuf,