- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

SAYFA: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6 / 7 / 8 / 9 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20

-Mesela, Site hakkında bazı yazılar çıkıyor, dedi. Ve devamla; bunların
çoğu aleyhte yazılar, burası bir devlet kuruluşuymuş, ayrı fikirdeki insanlar
tehdit edilip dövülüyormuş, başka gazeteler yurda sokulmuyormuş…
Bu haberlerin yalan olduğunu göstermek için ne yaptınız? Bir basın toplantısı
yapabilirdiniz.
-Yaptık.
-Ne zaman?
-Geçen hafta içinde.
-Hangi gazetelerle?
-Sadece Barış Gazetesi ile. Aslında buna bir basın toplantısından ziyade,
özel bir gazete görüşmesi denebilirdi. Bir tek adı geçen gazeteyle ilişki
kurmamızın nedeni, bizimle en çok onların ilgilenmesindendi. Memleketimizde
basın bazı baskı gruplarının kontrolünde, gerçekleri yazmaktan sürekli
kaçınıyorlar. Bu yüzden...
-Olmaz, mademki doğru bir tezi savunuyoruz bunu gazetecilerede anlatmak zorundayız
ama bugün değilse yarın kafalarına dank ederiz. Çünkü, bir gün mutlaka anlaşılacağız.
-Elbette öyle olacak, mutlaka biz başaracağız...
-Yalnız biz basını sıkı takip ederiz, sizin demecinizi okumadık.
-Evet biraz önceki iddiamız ispatlandı. Olayı şöyle toparlayayım; Gazetenin
Yazı İşleri Müdürü’ne telefon ettim. Konuyu anlattım. Ben, yurdun talebe
temsilcisiyim dedim. Sizinle, geçenlerde bazı gazetelerde çıkan gerçek dışı yazı
larla ilgili görüşmek istiyorum. Muhabir gönderebilir misiniz? diye sordum.
Adam, “elbette göndeririz” diye cevap verdi. Yalnız garanti istedi. Ben bu
söz üzerine kızdım ve adama siz bizi ne sanıyorsunuz, memleketin temiz
insanlarını karalamak size ne biçim zevk veriyor ki… diye bağırdım. Adam,
durumu anlamış olacak ki, bir saat sonra muhabirler geldi. Onlarla odamda
görüştüm, Esat da vardı. Ben aleyhte çıkan bütün yazıları reddedip, hepsinin
birer yalan haber olduğunu, iftira olduğunu, aksine biz de insanın temel öğe
fikirlerinin de saygıya layık şeyler olduğunu söyledim. Yazdılar gittiler.
Bir gün sonra gazeteye baktım, iddialarımız yazılmamış tekrar gazeteyi
aradım. Müdür, binbir türlü özür ve mazeretle bizi avutmaya çalıştı.
Aslında ilk baskıya yazıyı sokmuşlar, ikinci baskıda geri almışlar.
Neymiş efendim dizgicinin bilmeyerek yaptığı bir yanlışlıkmış.
İşte basın ahlakı, hadiseleri istediği gibi yorumlarken, suni olaylarla idealist
kitleleri karalarken, meşru savunma hakkına çizgi çekmekteler. O ilk baskıyı
aldım. Hakikaten öyle olmuş. İddialılar birbirlerine bakıp gülüşmüşler
ve bunların birer deney olduğunu zamanla çok şeyler başarılacağını belirten
konuşmalar yaptılar. Ergin, kibar fakat dirençli vücuduyla kıpırdanmaya başlamıştı.
Elleri arkada olduğu halde ayağa kalkarak:
-Ben, her şeyiyle arkadaşımızı ödüllendiriyorum, dedi. Burada hiç birimizin
yapamayacağı şeyleri yaptığını biliyoruz.
Bu sözlerin kendisininkiyle zıtlaştığını sanan Lokman, bir nevi savunma yapar gibi:
-Arkadaşlar, bizde başarının sınırı yoktur, daima daha iyisini başarmak
emelimizi hiç unutmayalım, dedi.
Yusuf,

 

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN