-Biraz faz1a edebiyatçıyız gibime geliyor, diyerek söze karıştı.
Hangi bir gün
gelip de arkadaşımıza yardımcı olduk ki, elbette en basit işlerin
başarılmasında
bile grup gücünü gerekir.
Muharrem,
-Ne ise sonuca gelelim, dedi. Bundan sonraki durum ne olabilir?
-Bana göre en önemli şey bu soruya verilecek cevaptadır. Gelecekte
etkili
çevreler tarafından rahat bırakılmayabiliriz. Çünkü, bu insanlar
hangi parti
iktidarda olursa olsun yönetimde söz sahibi olurlar. Yurdumuzda
büyük
partiler ağalığa ve milyonerliğe dayanır. Halbuki politikacılar,
yoksul
insanlarımızın sırtında gezmektedirler. Seçim zamanı hem haktan
hem de
halktan yana olurlar, sadece bir kaç ay... Yönetenler yasaları
elbetteki kendi
çıkarları için yapıyorlar. İşlerine gelmeyen her öbeği eziyorlar.
Bizim
gelişimizden büyük tedirginlik duyuyorlar. Şunu çok iyi biliyorlar
ki bizim
güçlenmemiz onların halk üzerindeki nüfuzunu kıracaktır. Yönetim
bizim
olacaktır. Biz, bir milletiz, onlarsa çok yükseklerde yaşayanlardır.
İndirildiklerinde alçak basınca dayanamayacaklardır. Bu onların
intiharıdır.
Bunu kendileri de biliyorlar...
Herkes gülüşmeye bağlamıştı. Gülüşmeler pis burjuvazinin acımasızlığına
gıcık vererek, yoğun bir çatışma ortamı yaratmak istiyormuş gibiydi.
Konuşma bir ara kesilir gibi olmuştu. Muharrem devamla:
-Şurası muhakkakki bizler başladığımızdan bu yana çok büyük mesafeler
katettik,
güçlendik, her zaman bu kötülükçülerin sokaktaki çömezlerini bozguna
uğratabiliriz.
Onlar bunu da çok iyi biliyorlar. Hakk yoldayız, güçlüyüz. En
büyük gücümüz,
silahımız, fikrimizdir. En büyük güç fikirdir. En güçlü fikir
de Türk Milliyetçiliği’dir.
Milliyetçilik çağımızın fikridir, tabii ki iş değişiyor,
tüm hışımlarıyla üzerimize gelecekleri muhakkak.
Başından beri konuşulanları büyük bir sabırla dinleyen Fatih,
-Evet, Ahmet'in bu tesbiti isabetlidir. Geçenlerde sözüm ona bir
parti
liderinin, verdiği demeç bize yönelikti. Adamın sözlerinden bizi
bölmek
istediği belliydi. Bundan ne medet umuyorsa kefere, adeta taktik
vererek
"aralarında kırgınlık o1anları iyice ayırın, yeni kırgınlıklar
yaratın" diyordu.
-Evet, o siyasi psikopat öyle söyledi. Eğer partisi destekli bir
şekilde,
hükumet olursa karşımıza muhakkak dikilir. O zaman çalışmak gerekecek.
Ta ki, o adamın ipini pazara çıkarıncaya kadar. Çünkü o konuşunca
yalan
konuşur sözünde hiç durmaz.
Ergin duralamıştı. Elini kaldırarak konuşmaya başlamıştı.
-Ayrıca, şimdiye kadar hep gözümüzden bile sakındığımız devlet
kuvvetlerini
de aleyhimize kullanabilirler, dedi. Bunun için şu iki yolu takip
edeceklerdir:
Birinci olarak, kendi fikirdaşlarını yurtlarda, okullarda, sokakta
ve sinemada
üzerimize kışkırtacaklardır. Bizler nefs-i müdafaa için de olsa
saldırıları
bertaraf ettik mi kıyameti koparacaklardır. Bizi yaralı yaralı
hapishanelere
gönderirken, asıl suçlu boş kalacaktır. Bir de basın ve TRT aracılığıyla
davası uğrunda
kelle verdiğimiz milletle bizi düşman edecekler. İşte birinci
tablo, gerçek halk çocukları,
uğrunda mücadele verdiği kendi halkının düşmanı oldu. Aslında
bizi sevmeyen
insanlarımızın kendi değil de hükumetleri olacak. Onların etkisiyle
millet, belki de
bizden nefret edecek belli bir zaman ama sonunda yine biz kazanacağız.
Çünkü,
millet gerçek evladıyla bir gün mutlaka buluşup koklaşacak. İkincisi
ise, adamlarını
çeşitli mevkilerde bizim aleyhimize silahlandıracak. Yani, uşak
bürokratlar kanunun
verdiği yetkiyi, siyasi ayırımcılık için kullanacak ve bizi ezmeye
kalkacak. Tabii,
her müessesede eğitilmiş militanlarıyla kitleleri aleyhimize kışkırtacaklar.
Ahmet,
konuşmaları dikkatle dinlemişti, aklındakileri ilk fırsatta ortaya
koymak istedi:
-İşte geleceğin kısa dökümanı bu, dedi.