- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

SAYFA: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6 / 7 / 8 / 9 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20

-Biraz faz1a edebiyatçıyız gibime geliyor, diyerek söze karıştı. Hangi bir gün
gelip de arkadaşımıza yardımcı olduk ki, elbette en basit işlerin başarılmasında
bile grup gücünü gerekir.
Muharrem,
-Ne ise sonuca gelelim, dedi. Bundan sonraki durum ne olabilir?
-Bana göre en önemli şey bu soruya verilecek cevaptadır. Gelecekte etkili
çevreler tarafından rahat bırakılmayabiliriz. Çünkü, bu insanlar hangi parti
iktidarda olursa olsun yönetimde söz sahibi olurlar. Yurdumuzda büyük
partiler ağalığa ve milyonerliğe dayanır. Halbuki politikacılar, yoksul
insanlarımızın sırtında gezmektedirler. Seçim zamanı hem haktan hem de
halktan yana olurlar, sadece bir kaç ay... Yönetenler yasaları elbetteki kendi
çıkarları için yapıyorlar. İşlerine gelmeyen her öbeği eziyorlar. Bizim
gelişimizden büyük tedirginlik duyuyorlar. Şunu çok iyi biliyorlar ki bizim
güçlenmemiz onların halk üzerindeki nüfuzunu kıracaktır. Yönetim bizim
olacaktır. Biz, bir milletiz, onlarsa çok yükseklerde yaşayanlardır.
İndirildiklerinde alçak basınca dayanamayacaklardır. Bu onların intiharıdır.
Bunu kendileri de biliyorlar...
Herkes gülüşmeye bağlamıştı. Gülüşmeler pis burjuvazinin acımasızlığına
gıcık vererek, yoğun bir çatışma ortamı yaratmak istiyormuş gibiydi.
Konuşma bir ara kesilir gibi olmuştu. Muharrem devamla:
-Şurası muhakkakki bizler başladığımızdan bu yana çok büyük mesafeler katettik,
güçlendik, her zaman bu kötülükçülerin sokaktaki çömezlerini bozguna uğratabiliriz.
Onlar bunu da çok iyi biliyorlar. Hakk yoldayız, güçlüyüz. En büyük gücümüz,
silahımız, fikrimizdir. En büyük güç fikirdir. En güçlü fikir de Türk Milliyetçiliği’dir.
Milliyetçilik çağımızın fikridir, tabii ki iş değişiyor,
tüm hışımlarıyla üzerimize gelecekleri muhakkak.
Başından beri konuşulanları büyük bir sabırla dinleyen Fatih,
-Evet, Ahmet'in bu tesbiti isabetlidir. Geçenlerde sözüm ona bir parti
liderinin, verdiği demeç bize yönelikti. Adamın sözlerinden bizi bölmek
istediği belliydi. Bundan ne medet umuyorsa kefere, adeta taktik vererek
"aralarında kırgınlık o1anları iyice ayırın, yeni kırgınlıklar yaratın" diyordu.
-Evet, o siyasi psikopat öyle söyledi. Eğer partisi destekli bir şekilde,
hükumet olursa karşımıza muhakkak dikilir. O zaman çalışmak gerekecek.
Ta ki, o adamın ipini pazara çıkarıncaya kadar. Çünkü o konuşunca yalan
konuşur sözünde hiç durmaz.
Ergin duralamıştı. Elini kaldırarak konuşmaya başlamıştı.
-Ayrıca, şimdiye kadar hep gözümüzden bile sakındığımız devlet kuvvetlerini
de aleyhimize kullanabilirler, dedi. Bunun için şu iki yolu takip edeceklerdir:
Birinci olarak, kendi fikirdaşlarını yurtlarda, okullarda, sokakta ve sinemada
üzerimize kışkırtacaklardır. Bizler nefs-i müdafaa için de olsa saldırıları
bertaraf ettik mi kıyameti koparacaklardır. Bizi yaralı yaralı hapishanelere
gönderirken, asıl suçlu boş kalacaktır. Bir de basın ve TRT aracılığıyla davası uğrunda
kelle verdiğimiz milletle bizi düşman edecekler. İşte birinci tablo, gerçek halk çocukları,
uğrunda mücadele verdiği kendi halkının düşmanı oldu. Aslında bizi sevmeyen
insanlarımızın kendi değil de hükumetleri olacak. Onların etkisiyle millet, belki de
bizden nefret edecek belli bir zaman ama sonunda yine biz kazanacağız. Çünkü,
millet gerçek evladıyla bir gün mutlaka buluşup koklaşacak. İkincisi ise, adamlarını
çeşitli mevkilerde bizim aleyhimize silahlandıracak. Yani, uşak bürokratlar kanunun
verdiği yetkiyi, siyasi ayırımcılık için kullanacak ve bizi ezmeye kalkacak. Tabii,
her müessesede eğitilmiş militanlarıyla kitleleri aleyhimize kışkırtacaklar. Ahmet,
konuşmaları dikkatle dinlemişti, aklındakileri ilk fırsatta ortaya koymak istedi:
-İşte geleceğin kısa dökümanı bu, dedi.

 

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN