-Bunlar bir gerçek, biz gelecek için zorlu bir rehber kitap hazırlamalıyız.
Karşılaşabileceğimiz zorlukların çoğunu şimdiden kestirebiliyoruz.
Bunları göz
önünde bulundurarak yeni bir strateji çizmemiz gerekiyor.
Ahmet, konuşmasının sonuna geldiği bir sırada Muharrem, bir konuya
daha açıklık getirmek gayesiyle sormuştu.
-Eğer sen görevi bırakırsan, burada işlerimizi kimler yürütebelir?
Tabii
en ufak bir aksamaya meydan vermeden, gelişme hızını durdurmadan..?
Ahmet duraklamıştı, pencereden dışarı baktı, düşündü ve sonra;
-Şu anda bu vasfa uygun bir tek kişi var dedi.
-Kim bu ?
-Türkmen
- ……?
-Eğer okul durumu iyiyse burasını başka birine bırakmamız belki
de çok kötü olur.
Muharrem, sanki "Türkmen,Türkmen" diye seslenmek istiyordu.
Gözleri bir hayali aradı
ve sonra bir noktada sabitleşir gibi oldu.
-Hah.. şu arkadaş, DTC. Fakültesi’nin gülü. Başka kimse yok mu?
-Yok sayılır, sebebi de onun yetişmiş bir arkadaşımız olmasıdır.
Çünkü, her yeni yönetici için
bir intibak dönemi vardır. Ama, Türkmen için bu gerekmez. Yoksa,
her arkadaşımız bir liderdir.
Uyuşum dönemi geçirmiş bir sürü dostumuz var. Ama biz bunlara
özel bir eğitim şekli
uygulayamadık. O elbetteki farklı.
Muharem, devamla
-Peki gardaş, görüşürüz, işlerimiz çok, çalışmamız gerek. Çok
yakında bir çağrımız olacak.
Bu çağrıya kulak verin, dikkatli olalım. Bu yeni bir yolculuk
olacak, kervana bütün
Türk gençliğini, bütün Türk milletini dahil edeceğiz. Yolumuz
açık yardımcımız
Yüce Allah(CC) olsun, dedi. Hep beraber ayağa kalkmışlardı. Kapıdan
yana duran Ahmet,
kendisini hem denetleme, hem de yeni bir göreve çağırma gayesi
ile gelen arkadaşlarını
içten bir dostlukla kucakladıktan sonra, çok sevindiğini belli
eden bir ses tonuyla,
-Emirlerinizi bekliyorum. Her zaman buralardayım, inşaallah daha
yakın çalışacağız, dedi
Hepsi tıpkı geldikleri gibi ,yavaşça çıkıp gitmişlerdi. Ahmet,
onlar gittikten
sonra, yerine oturup biraz düşündü kendi kendine.
Muharrem’in kısa fakat çok manalı konuşmasında bahsettiği çalışma
kafasına takılmıştı.
„Allah, Allah bahsedilen çalışma, çıkılacak uzun yolculuk nedir
acaba?..
Ama, ne olursa olsun dönmek yok. Sonuna kadar dayanmak şart.
Mutlaka başarmalı. Hakk yolda başarılı olmanın sırrı, çok çetin
çalışmak…
Yorulup terlemek gerek. Verdikleri süre pek fazla değil, bugün
yarın…
Yapılacak işlerimi hemen toparlamalıyım.”
Aslında çıkılacak yolculuk, başlatılacak hareket geçmişten gelen,
bugün
ağrıları hissedilen ve gelecekte de baş edilmez bir hastalık halini
alacak olan
kötü bir gelişmeyi durdurma hareketinin başlatılmasıydı. Büyük
bir
koşunun hazırlığıydı, yalnız bu onların kendileri için madalya
ve alkış
toplama koşusu değildi. Artık bebekleri hür doğmamaya aday olduğu
bir ülke için koşacaklardı; aydınlık ufuklara en çabuk varmak
için. Duvarları,
ülke gerçekleri kadar kirli olan bu odada bırakılan şu bir kaç
satıra bakarak,
"...tarihinde ilk defa burada biraraya geldik. Uyanın benim
sevgililerim uyanın,
ayağa kalkmak zamanıdır ayağa, uyanmak zamanıdır seherlerde",
o asker kaputlarına bürülü üniversite öğrencilerinin , "zamanda
gelişen olaylar"
zincirine büyük halkalar ekleyeceklerini kestirmek kolay değildi.
Onlara göre,
mahzenlerde kahkaha atarak ne bir millet, ne bir din, ne de bir
insan kurtulamazdı.
Hakk’ın adaletini bütün insanlarda denemek, şaheserler yaratmayı
gerektirir.
Şaheserlerin farklı yanı, emsallerine göre en mükemmel olması
değil midir?
Yoksa, şaheser nasıl olur. Güzellikte, diğer güzellerden daha
güzel olmak demektir.
Onlarınki de güzel hareketlerin en güzeli olacaktı belki.
Çünkü, savaş kendi benzerleri içinde en iyi taktiklere dayanarak
yapıldı mı
kendini gösterir, bir şaheser şey olur. Amaç, iddialıların nazarında
ne
kadar zor şartlardan geçilerek kazanılırsa o kadar iyidir. Kurşunların,
gökdelenlere açtığı oyuklar ne kadar çok, ne kadar büyük olursa
o kadar iyidir.