Oraya çıkmak için merdivenleri kullanıyorlardı. Gençlerin önünde
yürüyen
Ergin, sağ yandaki dairenin zilini itina ile çaldıktan sonra,
kapı yavaşça aralanmış,
"Evet, geldiniz mi?" sözleriyle birlikte hepsi de içeri
dalmışlardı. Genç üniversitelileri
oraya davet etmiş olan, bir teşkilatçıydı: Orta boylu, gözlüklü,
zayıf denecek kadar
ince bir yapısı vardı. Açık alnı, gür kaşlarla nihayetleniyordu.
Gür sesli
ve zeki görünümlüydü. Fiziği alışılmış tiplerden az çok farklılıklar
gösteriyordu.
Bu farklılığı, ağır ağır ve sistemli bir şekilde yaptığı konuşmalarında
bile fark ediliyordu.
Ağzından çıkan her sözde Türkiye’nin mevcut tedirginliklerini
ve onların çarelerini
gösteren olumlu ve yapıcı düşünce ürünlerine rastlanabi1irdi.
Konuşuyordu.
Bu, on iki mart dönemi öncesinin öğrenci olaylarını da yaşamış
olup,
ismi sonradan siyasi çevrelerce iyice tanınacak olan Muharrem'den
başkası değildi.
Oda oldukça sadeydi. Taban sırlanmış düzgün tahtalarla örtülmüş,
duvarlar
boyandığı gibi çırıl çıplak kalmıştı. Yalnız, odaya girenlerce
hemen fark
edilen ilk şey, karşıdaki duvara yaslanmış kocaman bir kitaplık
ve üzerine
asılmış birkaç Türk Büyüğü resmiydi. Kitaplığın önüne uzunlamasına
yerleştirilmiş eski fakat sağlam olan tahta masanın üzerinde daktilolar
ve bir
teksir makinası vardı. Ortada uzunca bir masa duruyordu. Ve etrafına
on
kadar sandalye sıralanmıştı. Tavandan çift kat kordonla sarkıtılmış
lamba
tüm parlaklığıyla başlardan bir karış yukarısına kadar iniyordu.
Başka bir
şey istemezlerdi onlar. Sıcacık bir oda, onların geldikleri çevrelerdeki
ekmeksiz ocaklardan çok iyi, kemre ve tezek tütsülü evlerden çok
daha temizdi.
Hemen her şey iyiydi de onlar neden bir araya gelmişlerdi ki?
Acaba ocağına incir ağacı dikilmek istenenler, onların gayretinden
haberli miydiler ki?
Tarlasına darı ekilmek istenen halk, onları anlayabilecekmiydi
ki? Eğer bir
şair görseydi onların ak çehrelerini, belki de şu satırlar dökülürdü
bal
akan dudaklarından:
"Bizler yorulurken onlar için şafaklarda;
Onlar yaşayacaklar her zamanki gibi,
O pis alemlerinde kahkahalarında"
ama neredeydi kendileri için verilen mücadelenin şuurunda olacak
insanlar.
Hepsi, yedi kişiydi. Ankara’daki yüksekokullarda öğrencilik yapıyorlardı.
Biyoloji, hukuk, ilahiyat, veterinerlik, felsefe ve dil öğrenimi
görüyorlardı.
Her biri kendi çapında islam ve müslümanlık, köy ve köylü, iş
ve işçi
konularında birer uzmandı. Tecrübeleri deneylerle artacaktı. Gençlik
meseleleri
üzerinde devamlı ve düzenli çalışmalar yapıyorlardı. Onca ağır
şartlar altında
öğrenimlerini yürütme kavgası verirlerken, büyük bir gayretle
de memleket
meseleleleri üzerinde araştırmalar ve gözlemler yapıyorlardı.
Yeni teknik,
iktisat ve siyaset gelişmelerini yakından izliyorlardı. Tarihi
fikir akımlarının
çıkış ve gelişme nedenleri üzerinde duruyorlardı. Çeşitli sahalardaki
araştırmalarını,
tarihin her türlü gerici düşüncelerinden ayıklanmış fikirler üzerine
oturtup,
çağdaş seviyede ilerlemiş kalıplara döküyorlardı. Artık kaybedilecek
zamanları yoktu.
Aslında gençlik üzerinde kapalı çalışmalar yapıyorlardı. Fakat
bunu
daha planlı bir şekilde yürütüp geniş tabanlara varmanın gereği
gün gibi aşikardı.
Çalışmaları daha etkili bir safhaya sokmanın gerektiğini hissediyorlardı.
Onlara göre kuvvetli bir teşkilatlanmayla , deneylerinin ürünlerini
gençliğe
Iletmekten daha ileri bir zorunluluk yoktu. Gençlik kuraklığın
çatır-çatır yaktığı
bozkır toprağı gibi susuz ve çatlaktı. Halk susuz kalmış nebatlar
gibi ağızı havada
yağmur bekliyordu. Artık biraz acilci olmak gerekiyordu.
Yeni bir teşkilat kurmak gayesiyle Muharrem bütün heyacanı, samimiyeti,
bilgi, zeka ve kabiliyeti ile paçaları sıvamıştı. Bunu bir vazife
bilmişti kendine.
Çalışmanın ilk safhası olumlu bir şekilde yansıyordu. Çeşitli
cephelerde
toplanan gençler çok iddialı görünüyorlardı.Geldikleri yerde
gıyaben tanıdıkları ve herkes gibi kendilerinin de güven duyduğu
çeşitli
okullardan ciddi bir heyetle karşılaşmaları için ciddiyetini daha
bir arttırıyordu.
Hepsi de birer sandalye çekerek oturmuşlardı.Odada çıt çıkmıyordu.
Bütün gözler, kafalardaki tüm hayal ve düşünce şekillerini silercesine
kendilerini davet eden arkadaşlarına dikilmişti. O masadan biraz
daha uzak,
eski bir koltuğa kurulmuş vaziyetteydi. Önceden daha az tanıdığı
simalara
dikkatle bakıyordu. Kolundaki saatini kurar gibi yaptı, ve odanın
sessizliğini bozarak: