-Tamam, vaktimiz geldi, dedi.
Yusuf mırıldanıyordu:
-Bunun burası Muharrem, saniyeyi hesaba katar Vallaha,
Muharrem, odanın sol yanındaki açık perdeli pencereden karşı apartmanın
ışıklarını süzerek konuşmasını sürdürüyordu. Fazla tanımadığımız
bizden
biraz daha yaşlı olan İlyas isimli biri de ev sahipliği ediyordu.
-Zannediyorum ki meseleyi hepiniz biliyorsunuz. Bilimsel-Sağ tezine
uygun
yeni bir teşkilatın kurulması için buraya topladım sizleri. Bu
iddialı teşkilatımız,
her yerde çalışmasını sürdürecek, şubeler açacak. Gayemiz, milletimizin
geleceği olan gençlerimizi soyunun bilincinde olacak şekilde yetiştirmektir.
Yoksa onlar görüldüğü gibi kendi ırkına ihanet eden insanlar oluyorlar.
Bunları süper güçlerin ajanları elinde oyuncak olmaktan Allah'ın
izniyle
biz kurtaracağız. Kuracağımız ocak, işçi sendikası, köy kooperatifi
ve memur dayanışma derneği değil ama kendi insanımızı bütün sosyal
çıkmazlar
konusunda eğitme teşkilatıdır. Önce kurulması gerekir. Sonra kurulacak
çatı
gençlerimizin eğitim okulu olacaktır. Bu okulda dinimiz, soyumuz,
sömürü,
ezilen insanlar ve sömürülen topraklar v.s.gibi konularda çalışmalar
yapılacaktır.
Bütün siyasal ve toplumsal meseleler dile getirilecektir.Yalnız
büyük güçlüklerle
karşılaşacağımızı peşinen kabul edelim. Düşman en acımasız bir
şekilde bizlere
saldıracaktır; yalan ve iftiralarla, kötü sıfatlar takarak gericiler,
yobazlar diyerek
üstümüze gelecektir. Saldıranlar azgın olacaklar. Zengin çevre
hep onları tutacak.
Tutsunlar.. mühim değil. Yine biz kazanacağız. Eşit olmayan imkanlar
içerisinde
savaşmamıza rağmen, yılmayacak, yorulmayacak, usanmayacağız.
Pislerin tezgahladığı bombalı, tabancalı ve zincirli saldırılar
bizleri korkutmayacak.
Çünkü, yüzde yüz haklı bir davayı kucakladık. Her iddiamız görünen
gerçeklere dayanır.
Bilimsel-sağ fikrimiz üstünde bir fikir yoktur. İnsan gibi yaşamak
istiyoruz.
Ezilmeden, hor görülmeden, sömürülmeden yaşamak ve yaşatmak istiyoruz...
Allah yolunda, Allah’ın rızasını kazanmak için, Türk milletini
her türlü kölelikten,
sömürüden kurtarmak için çalışacağız. Bu kısa konuşma sadece bir
teşekkür
ve hafif ırgalanışlarla kesilmişti. Herkes bir birinin yüzüne
bakıyordu.
Kafalarında geleceğin düşlerini kuruyorlardı. Hep birden ayağa
kalkmışlardı.
Ergin:
-Saat dokuza gelmiş diye arkadaşlarını uyarıyordu. Daha fazla
bekleyemezlerdi.
Hemen davranmaları gerekiyordu. Muharrem, birkaç şey öğrenmeden
edememişti.
-Orada kiminle buluşacağımızı biliyorsunuz değil mi?
-Teşkilat yöneticileriyle.
-Efendi başkandı değil mi?
-Evet
-En kolay nasıl bulunurlar?
-Kolay, ya Ötüken Yurdu’ndadırlar.Ya da Eğitim Enstitüsü’nden
ararız.
-Paranız var mı Lokman?
Kılavuzlarının bu sualine Ahmet:
-Bende bir binlik var diye cevap vermişti. Devamla:
-Tedbir iyidir. Zamanımızın insanları adama acımaz da. Çünkü,
biz
doğru yaşayanlardanız, bize hiç acımazlar...