çerçevesinde çalismalar yapmis olan Ülkü Ocagi'ni tekrar kurmak
için yola çiktik."
Bu söylenenler, insanin aklina hemen bir kaç yil öncesine ait
bazi gazete küpürlerini
ve dergileri getiriyor, 12 Mart öncesinin karisik günlerini hatirlatiyordu.
Çünkü,
o dönem çok zorluydu. Disaridan idare edildikleri belgelerle ispat
edilmis olan
bazi dernekler dehset saçiyorlardi. Iste böyle bir durum karsisinda
Türk Devletinin
varligini ve bütünlügünü korumak amaciyla Ülkü Ocaklari'na bagli
gençler tüm
imkansizliklara ragmen mücadele vermislerdi. Bu konular, o zamanki
cumhurbaskaninin
sözlerini de hatira getiriyordu. Ülkü Ocakli gençlerin bir takdir,
önemli bir savunma
ve övünç vesilesi olan bu sözlerle teskilat gerçekligini ve kanuniligini
de ortaya
koyuyordu. Kisacasi, muhtirayla birlikte tüm derneklerin feshedilis
günlerinde, bu,
ocak da kapatilmisti. Bir kaç yillik kapanmadan sonra yetkililer,
isim degisikligi ile
ayni tüzükle çalisabilecek yeni bir dernek kurabileceklerini dernek
yetkililerine bildirmislerdi. Geçmiste takdire deger çalismalar
yapmis olan
bu dernegin yeniden açilmasi görevini de bu iddialilar öbegi üstlenmisti.
Hepsinin de
hayat mücadelesindeki basarilari iddiali oluslarindandi. Bu isi
de basaracaklarindan
gayet emindiler.Yolculugun son bir saatini hepsi de uyuyarak geçirmisti.
Geride bir
kaç yemek molasi ve kis kis konusulanlardan baska birsey kalmamisti.
Otobüs,
Bursa'nin ana yollari üzerinde ilerlerken hepside uyanmisti. Ortalik
kisa bir zaman
sonra aydinlanabilirdi. Iddialilar garaja kadarki yolda, sehrin
sagina soluna bakmak için
gözlerini ogusturuyorlardi. Garajdan, lambalarin isigi ile çok
hafiften ortaligi agartan
günes isinlarinin karisimi altinda çikmislardi. Mevsim kis hava
soguktu, ama iddialilar
sehir sokaklarinda ilerlerken, bu güzel yerin güzelliklerine bakmaya
doyamiyorlardi.
Zaten her birinin üzerinde asker kaputlari veya kalin pardesüler
vardi.Ayrica
boyunlarindaki atkilari burunlarinin üzerinden itibaren sarmislardi.Sabaha
karsi
sokaklardan evlerin katlarina karsi yükselen sesler ikiser üçer
olarak yürüyen
iddialilarin ayaklarindaki çelik uçlu potinlerden çikiyordu.
Kisin sik sik buzlanan yerlerde kaymalari, taban ve pençelerin
yipranmasini önlemek için
sapasaglam bir sekilde donatilmis olan potinlerin sesleri, agirliklarini
tasidigi iddiali
gövdelerin agir basislariyla daha bir toklasip, yankilaniyordu.
Bombos caddelerde, bazi nöbetçi arabalari ve mahalle bekçilerinden
baska kimseyle karsilasmiyorlardi. Sehri en iyi bilenler önde
yürüyor, geriden gelen
Türkmen, Ahmet, Fatih gibilerine de bazan bir evi, bir camiyi
veya bir tepeyi isaret
edip iste "burasi sudur, buranin adi söyledir" diye
kisa açiklamalarda bulunuyorlardi.
Ötüken Yurdu'na vardiklarinda , hava isimisti. Burasi eskiden
yapilmis, yapisindaki
farkliligi daha ilk bakista gösteren bir yerdi. Yetkililer, henüz
görünmüyorlardi.
Dar odalardaki kalin kalaslardan yapilmis ranzalarda tek-tük yatanlar
vardi. Belki de
her ranza doluydu ama havanin çok soguk, isinma tertibatinin da
olmayisi sebebiyle
ögrenciler yorganlarinin altinda kivrilmislardi. Bu kalin yün
yorganlarin altindan da
fark edilmeleri kolay degildi. Bu derece eskimis olmasina ragmen
yurt, temiz tutulmasi
yüzünden daha hala barinilabilecek bir haldeydi. Duvarlari yeni
boyanmis gibiydi.
Sari renkle içeriden ve disaridan boyatilmis olan binanin daha
giris kapisinda kocaman
yazilarla ÖTÜKEN YURDU yaziyordu. Sehrin pek merkezi olmayan bir
yerinde olan yurt,
güzellestirilmek için çok çalisilmis bu yüzden de duvarlara özenle
resimler, büyük tablolar
ve dolu panolar yerlestirilmisti. Resimler ve panolardaki yazi
ve sloganlar hep tutsak
Türk yurtlarinin özgürlük kahramanlarini ve yeni tezlerini ilgilendiriyordu.
Yurdun ikinci katindaki salonda aksamdan sönmüs büyükçe bir soba
vardi.Sobanin etrafindaki sandalyelere birer birer oturulduktan
sonra Ergin,
yurt baskanini eliyle koymus gibi bulmustu. Salonun üç bir yanina
açilan
odalarin birinden çikan yurt baskani ve beraberindekiler, iddialilara
„hos geldiniz",
demek için yanastiklarinda Muharrem onlara çikisiyordu,"Sunlara
bakin, neredesiniz yahu, sanki yatmak zamani" diyordu. Onlar
da:
„Telefonu aldiktan sonra uzun zaman bekledik ama gelmediniz biz
de gelmeyecekler
herhalde diye düsündük, biraz öncesine kadar uyaniktik..."
falan diye karsilik veriyorlardi.
Baskanin gerek konusmalari gerekse yüzü, dogu illerinden birinden
oldugunu gösteriyordu.
Kisa kesilmis saçlarinin yaninda, siyah kaslari ve biyiklari vardi.
Teni esmer,
boyu uzun ve inceydi. Üzerinde baslikli, kisa ve yünlü bir gocuk
vardi.
Bacaklarinda yesilimsi renkte kadife bir pantalon ayaginda da
bir asker potini vardi.
Belindeki kalin palaskaya dayanarak konusuyordu. Etrafindaki arkadaslarida
aynen
baskan gibiydiler. Söz ve hareketlerinde baskanlarini taklit ediyorlardi.
Baskanlari
konusuyor, onlar susuyorlar, olanlari, belkide birkaç günlük uykusuzluk
neticesi olusmus,
kanlanmis gözleriyle takip ediyorlardi. Böylece teskilatçilik
anlayisimizdaki bir kisim gelenegini
daha isin basinda yansitiyorlardi. Bütün bu tanisma ve konusmalardan
sonra Yurt Baskani
istirahat etmelerini önererek: