- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

SAYFA: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6 / 7 / 8 / 9 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20

-Yorgun ve uykusuzsunuz. Biraz yatın isterseniz, dedi.
Başkanın bu teklifi herkesin hoşuna gitmiş gibiydi. "Hemen, derhal" der gibiydiler.
Gözleri yatacakları yerleri ararken, elleriyle yırtılırcasına esneyen ağızlarını kapatıyorlardı.
Muharrem de diğer arkadaşları gibi yogunluğundan dolayı bu teklifi çok cazip bulmuştu.
-Yatmak mı dediniz?
-Evet Abi,
-Olur, olur, yanlız bize ocak başkanını bulun. İşleri saat 10.00 dan önce buluşabileceğimiz şekilde ayarlamalısınız. Muharrem’in bu sıkı sıkı tembihleyişleri karşısında yardımcısının gözüne bakan başkan, " ondan bazı şeyleri kesinlikle öğren" diyordu, sanki. O da bunu anlamışcasına:
-Müdürü mü, yoksa Efendi Ağabeyi mi diye sormuştu.
-Hah ikisini de, Efendi’yi de istiyoruz.
- Ahmet, sen Efendi’ yi tanıyor musun?
-Yok, bir işimiz olmadıki şimdiye kadar.
Arkadaşların bu "yok" lafı üzerine mırıldanmaya başlamıştı. Ergin, Yusuf, ve Fatih. Türkmen:
-Ben de tanımıyorum bu arkadaşımızı derlerken, öbürleri:
-"Herbiri bir bayrak olan arkadaşlarımız arasında ayrı bir yeri olan insandır" diyorlardı.
Muharrem:
-Onun zayıf, çelimsiz vücuduna bakıp da aldanmamalı, dedi. O şimdi bu şehrin insanları
arasında bir efsanedir. Halk onu kocaman bir insan, acı bir kuvvetli biri olarak tarif ediyor.
Halbuki onun büyüklüğü yaşayışındaki dürüstlük, kalbindeki güzellik ve yüce inancında saklı.
-Haklısınız, Efendi, buranın gazetelerinin günlük konusudur. Halbuki çok iyidir.
Kendisine kötülük yapanları bile affeden bir yumuşaklığı var. Fatih’in "bunun sonu
gelmeyecek herhalde" diye söylenmesi üzerine, „haydin yatmaya“ diyenler çoğalmıştı.
Kalktıklarında saat dokuzu geçmişti. Bir kaç saat önce yakılmış olan soba her tarafı ısıtmıştı.
Etraf boştu. Biraz oturup beklediler. Artık aradıkları gençlerin birer birer geldiğini görüyorlardı.
Hepsinin yapılacak kongreden haberi vardı. Çünkü, işin kokusu alınır alınmaz telefon edilerek, gelecek ekibi karşılama ve kongre için genel bir hava oluşturma hususunda emirler verilmişti....
Büyük bir içtenlikle sarıldılar. Gülüşerek bir daha bir daha kucaklaştılar. Kutsal davalarının yüceltilmesi için ölümüne yer alanlar birbirlerini kutlamışlardı. Muharrem’in
"gelin bakalım bizim genç aydınlar" diyerek övgülere layık gördüğü arkadaşları
arasında geleceklerden birisi hala yoktu. Ergin mırıldanıyor, başkanın beklediği arkadaşlar var diye çevresine bilgi veriyordu. Bu arada gelişlerinin esası da anlaşılmıştı. Bursa’ya kararlı gelen bu Ülkü Yolcuları, burada daha önceden bu günler için kuruluşu yapılarak hazırlanmış olan Bursa Ülkü Ocağı“nın tüzüğünde gerekli değişiklikleri yapacak "ÜLKÜ OCAKLARI DERNEĞİ " haline getirecek ve merkezinin de Ankara’ya taşınmasını sağlıyacaklardı. Yani, taşrada şube açma yetkisine de sahip, genel merkezi Ankara olan bir dernek haline gelecekti. Her şey hazırdı.
Kongre için ilanlar verilmiş, yer tutulmuş, üyelere davetiye çıkarılmıştı.Zeytin ve ekmekli
kahvaltıdan sonra vakit kaybetmek istemiyorlardı iddialılar. Bir gün sonra akşam kongre
yapılacaktı. Omuzlarında büyük bir yük olduğunun şuurunda olan Muharrem, her saniyeyi
değerlendirmek istiyordu. Kendisine has ciddi tavrı, güzel uslubu, kıvrak zekası ile
meseleleri ortaya getiriyordu. "Arkadaşlar burada bir görev bölümü yapacağız.
Ankaradan Bursa’ya gelmişken Balıkesir’e uğramadan dönemeyiz. Oradaki
ülküdaşlarımız gücenir. Onun için "Fatih, Lokman, Ahmet, Türkmen siz burada kalarak,
kongre hazırlıklarını buradaki arkadaşlarla tamamlamaya çalışın biz de
Ergin ve Yusuf’la Balıkesir’e gidelim. Arkadaşlarla görüşelim, yarın öğle üzeri
döner kongreyi yaparız..." Muharrem’in bu sözleri üzerine herkes dikkat kesilmişti.
Bu arada Lokman, Balıkesir’e ben de gelsem dercesine başkanın gözüne bakmaya başlamıştı.
Muharrem onu anlamış olacak ki, "Olmaz Lokman, sen burada kal, arkadaşlarla hazırlıkları Takip edin" deyince "anlaşıldı yine geç kaldık" diye espiriyi patlattı. Muharrem, Ergin, Yusuf garajdan Balıkesir’e uğurlandılar. Başkanı uğurlamaya gidenlerden birisi...

 

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN