“yarına geç kalmasalar” diye söylenince, bunu işiten Türkmen
"Başkan mı geç kalır?
Mümkün değil, Allahıma saniyesini şaşırmaz Muharrem Ağabey.."diye
cevapladı...
Ve gerçekten de öyle oldu. Başkan zamanında Bursa’ya dönmüş ve
Kongreye yetişmişti.
Bu yeşil beldenin asfalt yollarından kıvrıla, kıvrıla geldiklerinde
salonun önü kalabalıktı.
Kongre sakin bir şekilde geçmişti.Üyeler tam bir uyum ve bağlılık
içinde iş gördüler.
Misafirlerin, bunca kalabalığın böyle bir dayanışma ve sükunet
içinde kararlar aldığını
görüp de şaşırmaması elde değildi. Onların gözünde Ülkücüler bir
barış ve güven kitlesi
olmayı başarmışlardı. Sonuçta genel istem üzerine misafirlerden
birinin konuşma
yapması gerekmişti. Salondaki nefes kesen sessizlik içinde kürsüye
gelen Muharrem,
düzgün cümlelerle kısa bir nutuk vererek hareketin gençlik üzerindeki
emellerini
belirtmişti. Bu emellerin gençliği olabildiği kadar,dürüst yapma
noktasında
son bulacağını açıklayarak, dürüstlükte zirveye ancak Türk-İslam
senteziyle
varılabileceğini vurguluyordu. Bizim sağ-bilim görüşümüzde insanlar
Hakk’ı sevip,
teraziyi yanlış tartmaktan korkmak sureti ile güzel ahlak seviyesine
ulaşırlar.
Hak ve haksızlıkta şeriatin söylediklerine kulak vermeli. Ancak
insanlarımız yaşayışta,
ilahi güce bağlandıktan sonra bilime açılmak ve sanatın sırtına
binmek gerekir.
İddialı çalışmalarımız elbet sömürülen Türk insanını uyandıracaktır.
Sonuçta yeni
ve büyük Türkiye, milliyetçi Türkiye düşümüz gerçekleşecektir.
Bu büyük Türkiye,
fakir halkın, gıdasız çocukların vatanı değil, çocukları ve her
insanı sıhhat fışkıran
bir ülke olacaktır...bu ise ancak safsatalardan uzak, gerçeğe
yönelmiş bir Türkiyedir."
Muharrem’in, "ülkülerin ancak cesaretle, ilimle, akılla,
çok çalışarak gerçekleştirilebileceğini"
açıklayarak bitirdiği konuşması,alkışlarla karşılanmış, herkes
coşmuştu.
Oradaki arkadaşlarıyla görüşüp konuşmak,onların kaldıkları okulları
ve
evleri ziyaret edip hangi sosyal yaşayış içerisinde olduklarını
yakından görmek isteyen
iddialılar bu iş için, birkaç günlerini ayırmışlardı. Son olarak
şehrin tarihi camilerini
ziyaret edip Ankara’ya dönmek istiyorlardı. Gezdiler, gördüler
ve yazdılar, dudaklarında
şu sözler vardı: Çalışmak, çalışmak, çalışmak.. Ve ellerinde çantaları
olduğu halde
Anadolu’ya koştular. Yarınlar için…
O yarınlar ne büyük olacak, Hakk yol için savaşanlar, o büyük
günler kadar
büyüyecekler, şehitlerimiz yarınlara da sığmayacak kadar yüce
olacaktı...