4.Kısım
Derneğin bir takım resmi işlemleri tamamlanırken, sene 1970’li
yılların
başı idi. İlk iş olarak başkentte müsait bir yer kiralamak gerekiyordu.
Şubat
ayını takip eden günlerde iddialılar, birkaç günlerini bu iş için
ayırmışlar,
Ankara’nın merkezi yerlerinde, durak başlarına yakın bir yer bulmaya
çalışmışlardı. Kızılay’ın arka sokaklarında, diz boyu karları
teperek bulunan
dairelerin ,kimi pahalı, kimi de ihtiyaca cevap verecek nitelikte
olmadığından
uygun bir yer bulmak bir hayli güç olmuştu. Neticede, Demirtepe’de
bulunan
bir apartman dairesine yerleşilmeye karar verilmişti.
İddialılar, dairenin çalışılır hale gelmesi için gayret ediyorlardı.
Gerekli
ihtiyaçları gidermeye başlamakla birlikte, bir de basın toplantısı
hazırlığı
içinde idiler. ÜOD.’nin çalışmalarına başladığını duyuracaklardı.
İlk olarak Demirtepe’deki o apartmanın en üst katında 16 numaralı
daire
tutulmuş ve başkana bilgi verilmişti. O da tutulan daireyi gezerek
"Çok güzel
arkadaşlar burası tam bize göre, hayırlı uğurlu olsun" demişti.
Badana, boya,
temizlik işleri süratle tamamlandı. Çok büyük bir yükün altına
girerek kutsal
bir yolculuğa çıkmış iddialı bu 7 kişinin ve teşkilatın imkanları
yok denecek kadar azdı. Masa sandalye parası bile yoktu. Muharrem,
Kütahya,
Giresun, Niğde Yurdu yöneticilerine, "Arkadaşlar sizlerden
fedakarlık istiyorum.
Neyimiz varsa ortaya koyalım. Bu günler geçecek. Allah (CC)'ın
izni ile çok güçlü
bir teşkilat olacağız. Türk milletinin kaderini değiştirecek büyük
bir davayı
milletimize gençliğimize mal edecek ve mutlaka başaracağız. Masa,
sandalye
cinsinden neyimiz varsa eski olabilir ama buraya malzeme getirin..."
diyordu.
Herkes neler getirebileceğini söylüyor ve bir gün sonra da yurtlarda
oturulup çay
içilen iki dikdörtgen masa, 10-15 sandalye, bir geniş ranza ve
yatak geliyordu.
Bahçeli’de tarihi bir bina vardı. Oradan da eski büro tipi ağaç
ve çekmeceli bir
masa götürüyorduk. Bu masanın dili olsa da bir konuşsa. Çok mühim
çalışmaların,
çok mühim işlerin görüldüğü, çok şeylere şahit bir masa. Mühim
toplantılarda
başkanlık masası olarak vazife görmüş bir masa. Ve işte ÜOD.’nin
kuruluşu bu
tahta masada ilan edilecekti.
Basın toplantısından bir gün önce, TRT ve basın temsilcilerine
haber verilip
toplantı saati ve yeri duyurulmuştu. Teşkilat binasında büyük
bir heyecan vardı.
Basın toplantısının yapılacağı salonun tanzimi... Ayşe, Seval,
Nihal, Nurten,
Fadime bacıların bütün daireyi pırıl pırıl yıkayışları... Başkanın
bir küçük odada
basın bildirisini hazırlayışı... Sabaha kadar hiç uyumayan bu
insanların hala dinç
halde oluşu, bu işi başaracaklarının işareti idi.
Sabah basın toplantısına büyük bir ilgi oldu. Salon tıklım tıklımdı.
TRT.
çekim yapıyor, flaşlar patlıyordu. Salonun hazır olduğu haberi
iletilen başkan,
arkadaşları ile salona giriyor ve o tarihi masaya oturuyordu.
Yediler de gayet
disiplinli ve intizamlı bir şekilde Genel Başkan’ın sağına ve
soluna oturuyorlardı.
Salonda büyük bir sessizlik vardı. Herkes Muharrem'e bakıyor,
resimler çekiliyor,
flaşlar arasında Muharrem: "Değerli Basın mensupları, ÜOD
Genel merkezinin
çalışmalara başladığını sizlere, sizler vasıtası ile Büyük Türk
Milletine,
onun aziz gençliğine ve bütün dünyaya duyurmak üzere düzenlediğimiz
basın
toplantısına hoş geldiniz diyorum." diyerek basın toplantısını
açıyor ve izahatlar
vermeye başlıyor, hazırlanan basın bildirisini ağır ağır yer yer
üzerine
basarak dikkatle okuyordu. Bildiride Türkiyenin genel durumu özetleniyor,
teşkilat olarak özellikle gençlik meselesine bakışımız izah ediliyordu.
Ayrıca,
derneğin kuruluş gayesi veciz ifadelerle anlatılıyordu.
Bildiride belirtilen amaca göre, derneğin gelecekte çağdaş seviyede,
sistemli
ve doktriner bir takım çalışmalar yapacağı belli oluyordu. Çünkü;
çağın, nesiller
üzerinde yürüttüğü aşırı tahripkar faaliyetlerinden, belli bir
coğrafya üzerinde
yaşayan bir ırkın gençliğini kurtarmak ve önce yurduna sonra da
tüm insanlığa
faydalı hale getirmek için uğraşacaklardı. Bu ise, nesillerin
güzel ahlakın tamamen
dışında, sorumsuz, menfaatçi ve şuursuz bir devreye girişleri
karşısında pek kolay
olmayacaktı. Fransa’da hüküm süren vatansızlık anlayışıyla, Amerika'da
ve bir çok
doğu ve batı ülkelerini kasıp kavuran esrar, eroin ve hap hastalığı
ve Bolşevizm
tutkusu elbekteki Türk insanını, ülkesini ve onun soylu gençliğini
de etkilemişti.
Başkaları Türk yurtlarında cirit atarken, oralarda kendi çıkarlarının
ayırımcı,
acımasız ve zulümkar davranışlarında bulunurken, tarihi olayları
intikam için
malzeme yapıp hergün bir Türk diplomatını öldürürken ve yenileri
için planlar
hazırlanırken ve hatta son yarı sömürge toprak parçasını elimizden
almak isterken
biz ezilmişliğimizin bilincinde olmadan, haklarımızın sömürüldüğünü
düşünmeden
onun bunun yardakçılığını yapıyorduk. Bu gidişin sonu karanlıktı.
Bu şekilde ne
İslam’a indirilen darbeler önlenebilir, ne yurdumuz savunulabilir
ne de kendimizi
ezilmekten kurtarabilirdik; kaldı ki, ırk ayırımcılığı yapan sistemlerin
mahvettiği
insan toplumlarına bir faydamız dokunsun. Bu duruma son bir çare
gerekti.
Dernek yöneticilerinin basına vermiş oldukları bildirilerinden
gayelerinin ne
olduğu kolayca anlaşılıyordu. Zaten, tüm siyasi kurnazlıklardan
uzak,
gayet basit bir dille yazılmış olan bildiri, ÜLKÜ OCAKLARI’nın
geleceğe dönük çalışmalarının ne olacağını net olarak bize göstermeye
yetiyordu.