- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

SAYFA: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6 / 7 / 8 / 9 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20

G İ R İ Ş

İnsanlar hayatı izah etmeye çalıştılar. Hataları birbirini kovaladı. Hataları hayatı tek bir sistemle izaha kalkmalarıydı. ŞU ŞUDUR-BU BUDUR BİR KONU ANCAK
ŞU FİKİR KALIPLARIYLA İZAH EDİLMELİDİR. Varoluş ve yaşayış konusunda düzenlenmiş fikir beyan eden filozoflar, toplumbilimciler
ve iktisatçılar bir çoklarının peygamberleri olmuştur. Fikirleri ülkü edinilmiştir. Tamam artık başka şeye gerek yok, en doğru görüş şu iktisat öğretisinden mevcut, şu
fikir adamının felsefesi her şeye bedel...
Halbuki bazı filozofların hayatı su ile izahına karşılık, bazısı ateşle, bazısı hava, su, güneş ve elektrikle izaha kalkmıştır. Bir fikir adamı hayatı "iyimserlik'' görüşü ile izah
ederken onun "hayatta her şey iyidir, her şey en iyi şekilde düşünülmüştür." görüşü bir başka düşünür tarafından binlerce kötü olay örneği sıralanarak çürütülmüştür.
Demek ki, İLİM ÇOK BOYUTLUDUR. Her hangi bir konuya izahat getirirken ŞU ŞUDUR BUNDAN BAŞKA GERÇEK YOKTUR görüşü abestir. Her zaman
bir şey hakkında değişik bilgilere ulaşılabileceği unutulmamalıdır. Hani Atom parçalanamazdı? Bunun gibi bunalımlar içerisinde eriyen insanlığa altın tepsiler içinde
kapitalizm, sosyalizm, komünizm ve faşizm gibi kurtlu düşünceler sunup "SİZİ O DEĞİL DE BU KURTARIR" diye saçmalayanlar, adem oğullarına yeni bir tuzak
kurmaktadırlar. Ne diyelim, belki de alemi su ile izah eden filozof gibi, gittikleri yolu doğru sanıyorlardır. Ancak komünizme gotüren sosyalizm kurtarırmış. Hani daha
önce toplumlar din toplumundan ayrılıp kapitalizme sarılıyordu. Değil miymiş? Şimdi de öbürü. Halbuki ne o, ne bu, ne de öbürü değil... İnsanlar daima alemin bir
yaratıcısı olduğu fikrindeydiler, ama bazan bunu unuttular, onun tesadüfen, havadan, sudan veya ateşte olduğu fikrine tabi oldular. Sonra mutlaka bir yaratan olduğu
fikrine geri döndüler. Önce Hak'ka göre ilişkiler kurdular sonra derebeylik, imparatorluk, kapitalizm, sosyalizm diye insanların rahatça sömürülmesine yarayan
kokmuş düzenlere sarıldılar.
Sonra, yine Hak'ka dönecekler. Yani, en doğrunun "Milliyetçi" görüşte -Ülkücü görüşte- olduğunu kabullenecekler. İşte kitabımızın kahramanları, Türkiye'nin
ideolojik sömürülerin tazyiki altında ezildiği bir dönemde, istikbal tehlikesinin daha da büyümesini önlemek için, altmışlı yılların ilk yarısında başlayan Ülkücülük
hareketinin mücahitleridir. Onlar için bu kavram doğrudan doğruya Türklüğü-İslamı kasteder. Yalnız İslam, bazılarının zannettiği gibi insanı deriye saran bir mezhep
değil, aksine en yüce prensiplere sahip, adaleti temsil eden, insani olan her türlü gelişmeye açık bir dindir. Hegemonyacı ülkelerin ajanlarınca kurulmamış, özü Hak
Kitap'ta olan; dünyadaki her cemaat, her mezhep İslam Ümmeti denen bütünü meydana getiren bir parçadır. Elbetteki her bütün bir takım parçalardan oluşur.
Dünyadaki bütün müslüman da tek bir kitledir, ama onu ayrı ayrı müslüman milletler meydana getirmiştir. Bu kütleyi meydana getiren her insan ve topluluk da
kardeştir.
Türk Milleti tarih boyunca bu dine ve bu dine inanmış bir çok millete büyük hizmetler vermiştir. Türkle İslam birbiri ile bütünleşmiş et tırnak misali olmuştur.
Birbirinden ayrı düşünülmesi imkansız kıymetler olmuştur. Türk insanları bunun şuuruna erdirilmeli idi. Türküm ve Müslümanım demek ayıplanılacak, horlanacak bir
husus olamazdı. Aksine herkes Türk olmakla övünmeli, Türklüğünü unutmamalı, Allah(C.C.) ın rızası için çalışmalıydı. Türkiyenin kurtuluşu için yabancıların sunduğu
reçetelere ihtiyaç yoktu. Kurtuluş reçetesi olarak gösterilmek istenen yabancı ideolojiler Türkiyeye ölüm fermanı olmaktan başka bir şey değildi. Türkiye’nin
ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik bütün dertlerini çözecek Milli bir görüş milli bir sistem vardır. Bu görüş sahibi insanları, kadroları devletin yönetiminde söz sahibi
yapmak Türk gençliğini ve bütün Türk Milletini teşkilatsızlıktan kurtarmak, fikirsiz ve ülküsüz vaziyetten kurtarmak milli hedeflere kanalize etmek, her türlü köleliğe,
sömürüye, adaletsizliğe, Ahlaksızlığa geri kalmışlığa Türk Milletinin başkaldırış hareketini yürütmek işte; ülkü yolcularının omuzlarına yükledikleri kutsal, büyük ve zor
bir görevdi. Çok çetin, çok zor, çok çileli bir yolculuk işte bu duygular bu düşüncelerle başlamıştı.

 

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN