G İ R İ Ş
İnsanlar hayatı izah etmeye çalıştılar. Hataları birbirini kovaladı.
Hataları hayatı tek bir sistemle izaha kalkmalarıydı. ŞU ŞUDUR-BU
BUDUR BİR KONU ANCAK
ŞU FİKİR KALIPLARIYLA İZAH EDİLMELİDİR. Varoluş ve yaşayış konusunda
düzenlenmiş fikir beyan eden filozoflar, toplumbilimciler
ve iktisatçılar bir çoklarının peygamberleri olmuştur. Fikirleri
ülkü edinilmiştir. Tamam artık başka şeye gerek yok, en doğru
görüş şu iktisat öğretisinden mevcut, şu
fikir adamının felsefesi her şeye bedel...
Halbuki bazı filozofların hayatı su ile izahına karşılık, bazısı
ateşle, bazısı hava, su, güneş ve elektrikle izaha kalkmıştır.
Bir fikir adamı hayatı "iyimserlik'' görüşü ile izah
ederken onun "hayatta her şey iyidir, her şey en iyi şekilde
düşünülmüştür." görüşü bir başka düşünür tarafından binlerce
kötü olay örneği sıralanarak çürütülmüştür.
Demek ki, İLİM ÇOK BOYUTLUDUR. Her hangi bir konuya izahat getirirken
ŞU ŞUDUR BUNDAN BAŞKA GERÇEK YOKTUR görüşü abestir. Her zaman
bir şey hakkında değişik bilgilere ulaşılabileceği unutulmamalıdır.
Hani Atom parçalanamazdı? Bunun gibi bunalımlar içerisinde eriyen
insanlığa altın tepsiler içinde
kapitalizm, sosyalizm, komünizm ve faşizm gibi kurtlu düşünceler
sunup "SİZİ O DEĞİL DE BU KURTARIR" diye saçmalayanlar,
adem oğullarına yeni bir tuzak
kurmaktadırlar. Ne diyelim, belki de alemi su ile izah eden filozof
gibi, gittikleri yolu doğru sanıyorlardır. Ancak komünizme gotüren
sosyalizm kurtarırmış. Hani daha
önce toplumlar din toplumundan ayrılıp kapitalizme sarılıyordu.
Değil miymiş? Şimdi de öbürü. Halbuki ne o, ne bu, ne de öbürü
değil... İnsanlar daima alemin bir
yaratıcısı olduğu fikrindeydiler, ama bazan bunu unuttular, onun
tesadüfen, havadan, sudan veya ateşte olduğu fikrine tabi oldular.
Sonra mutlaka bir yaratan olduğu
fikrine geri döndüler. Önce Hak'ka göre ilişkiler kurdular sonra
derebeylik, imparatorluk, kapitalizm, sosyalizm diye insanların
rahatça sömürülmesine yarayan
kokmuş düzenlere sarıldılar.
Sonra, yine Hak'ka dönecekler. Yani, en doğrunun "Milliyetçi"
görüşte -Ülkücü görüşte- olduğunu kabullenecekler. İşte kitabımızın
kahramanları, Türkiye'nin
ideolojik sömürülerin tazyiki altında ezildiği bir dönemde, istikbal
tehlikesinin daha da büyümesini önlemek için, altmışlı yılların
ilk yarısında başlayan Ülkücülük
hareketinin mücahitleridir. Onlar için bu kavram doğrudan doğruya
Türklüğü-İslamı kasteder. Yalnız İslam, bazılarının zannettiği
gibi insanı deriye saran bir mezhep
değil, aksine en yüce prensiplere sahip, adaleti temsil eden,
insani olan her türlü gelişmeye açık bir dindir. Hegemonyacı ülkelerin
ajanlarınca kurulmamış, özü Hak
Kitap'ta olan; dünyadaki her cemaat, her mezhep İslam Ümmeti denen
bütünü meydana getiren bir parçadır. Elbetteki her bütün bir takım
parçalardan oluşur.
Dünyadaki bütün müslüman da tek bir kitledir, ama onu ayrı ayrı
müslüman milletler meydana getirmiştir. Bu kütleyi meydana getiren
her insan ve topluluk da
kardeştir.
Türk Milleti tarih boyunca bu dine ve bu dine inanmış bir çok
millete büyük hizmetler vermiştir. Türkle İslam birbiri ile bütünleşmiş
et tırnak misali olmuştur.
Birbirinden ayrı düşünülmesi imkansız kıymetler olmuştur. Türk
insanları bunun şuuruna erdirilmeli idi. Türküm ve Müslümanım
demek ayıplanılacak, horlanacak bir
husus olamazdı. Aksine herkes Türk olmakla övünmeli, Türklüğünü
unutmamalı, Allah(C.C.) ın rızası için çalışmalıydı. Türkiyenin
kurtuluşu için yabancıların sunduğu
reçetelere ihtiyaç yoktu. Kurtuluş reçetesi olarak gösterilmek
istenen yabancı ideolojiler Türkiyeye ölüm fermanı olmaktan başka
bir şey değildi. Türkiye’nin
ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik bütün dertlerini çözecek
Milli bir görüş milli bir sistem vardır. Bu görüş sahibi insanları,
kadroları devletin yönetiminde söz sahibi
yapmak Türk gençliğini ve bütün Türk Milletini teşkilatsızlıktan
kurtarmak, fikirsiz ve ülküsüz vaziyetten kurtarmak milli hedeflere
kanalize etmek, her türlü köleliğe,
sömürüye, adaletsizliğe, Ahlaksızlığa geri kalmışlığa Türk Milletinin
başkaldırış hareketini yürütmek işte; ülkü yolcularının omuzlarına
yükledikleri kutsal, büyük ve zor
bir görevdi. Çok çetin, çok zor, çok çileli bir yolculuk işte
bu duygular bu düşüncelerle başlamıştı.