- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

SAYFA: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6 / 7 / 8 / 9 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20

UYANMAK ZAMANIDIR SEHERLERDE

(1.Kısım)

Geniş koridora açılan odanın kapısı, dermir parmaklıkları arasından
yavaş yavaş tıkırdatılıyordu. Dışarıdaki beton taban üzerinde hafif tıkırlarla
yürüyen ve kapının önüne kadar gelenlerin işiydi bu. Odanın, batı
yanındaki yola teğet olan büyük cami, yurdun arkasındaki kütüphaneyi,
bahçedeki yapraksız ağaçları ve daha ilerideki hastane duvarlarını görmeye yetiyordu.
Ama koridor kısmını görmek mümkün değildi. Büyük bir kısmı cam
olan kapı, üzerinden bir iki defa yağlı boyalarla boyanmıştı. Kapının camları
adeta kontraplak olmuştu. Yalnız odaya geliş için kullanılan giriş yeri tamamen
beton olduğundan, gelenlerin hiç olmazsa ayak seslerini işitebilme imkanı vardı.

Üzerinde demir bir parmaklık taşıyan kapı, ağırlığına uygun olmaya
bir tarzda gıcırtısızca aralanmıştı. Duvarlar içeri girenlerin dikkatini
çekecek desenlerle donatılmıştı. Bire birbuçuk metre boyutlu renkli afişler,
odanın yıllardır sıvanmamış kirli yüzünü kapatıyordu. Aralarında Atatürk'ün
ellinci yıl armağanı olan portre ve sözlerini kapsayan afişlerle
tutsaklıktan kurtuluşu simgeleyen, zincirli ve kalabalık afişler çok renkli
olarak hazırlanmıştı. Hem itina ile seçilmişler hemde duvarlara titizlikle
çakılmışlardır.

Gelenler, sağlam formika masaların etrafındaki sandalyelere bir bir
çökerek, duvarlarda daha başka yazı ve sözler bulup okuyorlardı. Bu cümlelerin
çoğu duvar yüzeyine kırmızı yağlı boya ile, büyük harflerle yazılmıştı.
Birbirini gayet güzel bir şekilde tamamlayan bu kelimeler dizisi birer
önemli şeydi her okuyan için. P.Ahmet’in dostça ve sıcak bir alakayla
karşıladığı misafirlerin okuduğu bu sloganlar aşağı yukarı şöyle idi:
“Ahlakta, İdarede, Tarımda, Sanayide, Vergide ve diğer toplum müesseselerinde yenilikleri biz yaparız."
"Köylüyü eziyetten, Esnafı telaştan, İşçiyi yükten ve sömürülüşten biz kurtarırız."
"Yalnız Hakk'a ve hakikate dost, yalana, talana, lükse ve israfa paydos..."
"Ey dost yalnız Allah icin savaş, İslam uğrundaki mücadelemiz seninle yükselecek yavaş yavaş."
"Ezilmişliğe son."
"Sömürenlere karşı bütün Türkler bir ordu."
Masaların üzerine bakılırsa birilerinin, koskocaman öğrenci sitesinin
bu "hücresinde" ders çalıştığı kolayca anlaşılabilirdi. Pencere boyunca
uzanan yağlı kalasın üzerini dolduran defter, kitap, dergi, silgi, kalem, teksir
ve mürekkeple, yerdeki müsvette kağıtlar orada sürekli yapılan çalışma için
birer delil gibi görünüyordu. Geceleri dışardan görünmemek için, camlar
yarıya kadar aynı afişlerle kapatılmış üzerine kornişlere gelişigüzel
tutturulmuş açık kahverengi keten perde çekilmişti. Perde, üzerinde ayrıca
çatal, kaşık, bardak, şişe ve gazeteler de bulunan o eski divan üzerine kadar
iniyor, adeta ortadaki karmaşıklığı beton bir sıva gibi kapatıyordu. İlk
anda müstakil bir odaymış gibi görünen bu yerin, dikkatli bakıldığında
asansör boşluğuyla , küçük bir depodan meydana geldiği anlaşılabiliyordu.
Asansör boşluğu olan kısım, odanın diğer yerlerine nazaran daha düzensiz
bir haldeydi. Çünkü, burası odaya getirilipte, kullanılmaz hale gelen her
türlü eşya için tavan arası olarak kullanılıyordu. Tabanındaki sağlam kalasların
üzeri kısa kesilmiş köşebent demirlerle, odun ve kömürle örtülmüştü.
Bunların hepsinin üstüne de , içi hurdahaş eşyayla dolu eski bir valiz yerleştirilmişti.
İşte, „Kutsalları için güneşi bile tutacak kadar iddialı olanlar“ın
P.Ahmet'i ziyaretleri, soğuk bir kış gününün ortasında, böyle berbat bir
odada olmuştu.

 

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN