UYANMAK ZAMANIDIR SEHERLERDE
(1.Kısım)
Geniş koridora açılan odanın kapısı, dermir parmaklıkları arasından
yavaş yavaş tıkırdatılıyordu. Dışarıdaki beton taban üzerinde
hafif tıkırlarla
yürüyen ve kapının önüne kadar gelenlerin işiydi bu. Odanın, batı
yanındaki yola teğet olan büyük cami, yurdun arkasındaki kütüphaneyi,
bahçedeki yapraksız ağaçları ve daha ilerideki hastane duvarlarını
görmeye yetiyordu.
Ama koridor kısmını görmek mümkün değildi. Büyük bir kısmı cam
olan kapı, üzerinden bir iki defa yağlı boyalarla boyanmıştı.
Kapının camları
adeta kontraplak olmuştu. Yalnız odaya geliş için kullanılan giriş
yeri tamamen
beton olduğundan, gelenlerin hiç olmazsa ayak seslerini işitebilme
imkanı vardı.
Üzerinde demir bir parmaklık taşıyan kapı, ağırlığına uygun olmaya
bir tarzda gıcırtısızca aralanmıştı. Duvarlar içeri girenlerin
dikkatini
çekecek desenlerle donatılmıştı. Bire birbuçuk metre boyutlu renkli
afişler,
odanın yıllardır sıvanmamış kirli yüzünü kapatıyordu. Aralarında
Atatürk'ün
ellinci yıl armağanı olan portre ve sözlerini kapsayan afişlerle
tutsaklıktan kurtuluşu simgeleyen, zincirli ve kalabalık afişler
çok renkli
olarak hazırlanmıştı. Hem itina ile seçilmişler hemde duvarlara
titizlikle
çakılmışlardır.
Gelenler, sağlam formika masaların etrafındaki sandalyelere bir
bir
çökerek, duvarlarda daha başka yazı ve sözler bulup okuyorlardı.
Bu cümlelerin
çoğu duvar yüzeyine kırmızı yağlı boya ile, büyük harflerle yazılmıştı.
Birbirini gayet güzel bir şekilde tamamlayan bu kelimeler dizisi
birer
önemli şeydi her okuyan için. P.Ahmet’in dostça ve sıcak bir alakayla
karşıladığı misafirlerin okuduğu bu sloganlar aşağı yukarı şöyle
idi:
“Ahlakta, İdarede, Tarımda, Sanayide, Vergide ve diğer toplum
müesseselerinde yenilikleri biz yaparız."
"Köylüyü eziyetten, Esnafı telaştan, İşçiyi yükten ve sömürülüşten
biz kurtarırız."
"Yalnız Hakk'a ve hakikate dost, yalana, talana, lükse ve
israfa paydos..."
"Ey dost yalnız Allah icin savaş, İslam uğrundaki mücadelemiz
seninle yükselecek yavaş yavaş."
"Ezilmişliğe son."
"Sömürenlere karşı bütün Türkler bir ordu."
Masaların üzerine bakılırsa birilerinin, koskocaman öğrenci sitesinin
bu "hücresinde" ders çalıştığı kolayca anlaşılabilirdi.
Pencere boyunca
uzanan yağlı kalasın üzerini dolduran defter, kitap, dergi, silgi,
kalem, teksir
ve mürekkeple, yerdeki müsvette kağıtlar orada sürekli yapılan
çalışma için
birer delil gibi görünüyordu. Geceleri dışardan görünmemek için,
camlar
yarıya kadar aynı afişlerle kapatılmış üzerine kornişlere gelişigüzel
tutturulmuş açık kahverengi keten perde çekilmişti. Perde, üzerinde
ayrıca
çatal, kaşık, bardak, şişe ve gazeteler de bulunan o eski divan
üzerine kadar
iniyor, adeta ortadaki karmaşıklığı beton bir sıva gibi kapatıyordu.
İlk
anda müstakil bir odaymış gibi görünen bu yerin, dikkatli bakıldığında
asansör boşluğuyla , küçük bir depodan meydana geldiği anlaşılabiliyordu.
Asansör boşluğu olan kısım, odanın diğer yerlerine nazaran daha
düzensiz
bir haldeydi. Çünkü, burası odaya getirilipte, kullanılmaz hale
gelen her
türlü eşya için tavan arası olarak kullanılıyordu. Tabanındaki
sağlam kalasların
üzeri kısa kesilmiş köşebent demirlerle, odun ve kömürle örtülmüştü.
Bunların hepsinin üstüne de , içi hurdahaş eşyayla dolu eski bir
valiz yerleştirilmişti.
İşte, „Kutsalları için güneşi bile tutacak kadar iddialı olanlar“ın
P.Ahmet'i ziyaretleri, soğuk bir kış gününün ortasında, böyle
berbat bir
odada olmuştu.