- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

SAYFA: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6 / 7 / 8 / 9 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20

O ışıksız oda, o kuru hücre... ve altı insan...
Orada kalınamayacağını herkes bilirdi ama neler olacağını kim kestirebilirdi ki?
Oradan emniyet rnerkezlerine uzanılır. Oradaki sakin ve umutlu gençten,
sonraki ellerindeki demir parmaklıkları ezercesine sıkan kinli gençe
varılır. Oradan Başkentin zengin semtlerine gidilir. Oradaki siyah parkalı
gözleri çakmak çakmak ve elleri kıvrak olan gençten, bir eli ve bir gözü
yok olmuş ama daha güçlü "iddiali" bir gence uzanılır. Oradan Hatay'a,
Trabzon'a, Kınkkale'ye, Çorum'a, Tokat'a, Kütahya'ya uzanılır.
Bütün Türkiye’ye hatta bütün dünyaya açılınır... Oradaki istişareden
Salt-1 ve Salt-2'nin safsatalığından öte, dünyayı en basit ateşli silahlardan
bile arındırma faaliyetine geçilir. Öyle ya, neymiş stratejik silahları
sınırlandırma, neden tamamı yok edilmiyor? Oradaki basit gerçeklerden
önemli sosyal meselelere uzanılır, halkın ayağına seyyar hastanelerle
sağlık hizmeti götürme çalışmalarına kadar gidilir...
P. Ahmet kendisini böyle bir başlangıcın öncesinde ziyarete gelenleri
hiçte düzenli olmayan bir yerde karşılamıştı. Misafirlerin, teşkilatın ileri
gelenleri olduğunu bildiği için “yukarı, odaya çıkalım, kantine oturalım”
demişse de kabul edilmemişti. Hepsi de dava adamlığının işaretlerini suratlarında
taşyorlardı. Ahmet elbette yabancı olamazdı onlara. Onlar ona
ne kadar yakınsa o da onlara o kadar yakındı. Zaten yurtta yapılan toplantı
ve özel moral günlerini gelişleriyle canlandırmışlardı. Şimdi bu gençler
Ankara’ya gelen her dava adamının ilk firsatta tanıştığı kişilerdi.
P.Ahmet'te, ilk defa gittiği genel merkezde çeşitli toplantılara başkanların
yapanların onlar olduğunu görmüştü. Bir zamanlar kendilerini toplumsal
iktisadi konularda seviyeli bir eğitime tabi tutan bu grup, P.Ahmet'e
çıkılacak uzun bir yolculuğun haberini vermeye gelmişti. Önceden oluşturulan
Muharrem, Lokman, Ergin, Yusuf ve Fatih halkası P.Ahmet'i de bulmuştu.
Muharrem, kısa sayılmayacak bir zamandan beri sessiz, sistemli ve derinden
ciddi bir çalışmanın hazırlığını yapıyordu: Yorulmak, bıkmak, usanmak bilmeyen,
çok büyük sıkıntılara rağmen adeta hiçbir şey yokmuş gibi bir tavırla,
sabırla, azmederek çalışıyordu.
Bunu herkes değil belki fakat P.Ahmet ve benzeri arkadaşları
hissediyor ve seviniyorlardı. Yurtlara gelişi, okulları ziyaret
edişi, Ankara dışındaki şehirleri gezisi hep sistemli ve manalı oluyordu.
Muharrem, çok dikkatli, çok disiplinli, çok akıllı ve güven telkin edici
bir yol izliyordu. İşte P. Ahmet'i ziyarete birlikte geldiği arkadaşlarını
böylece seçmiş ve P.Ahmet'i de bu halkaya dahil etmeye karar vermişti. Bu
işlerin merkez üssü de herhalde bir ara Kızılay, daha sonra da Bahçelievler
ve Beşevler tabir edilen yerler olmalıydı.
Odanın sol köşesinde, üst katlar için yükselen kalorifer ve bir çift
su borusuna sırtını dayayarak oturan Lokman'dı. Sarı saçları dikine taranmış,
beyaz yüzünden yukarı, kırış kırış alnı açıktı. Metal saplı gözlüğünün
berraklığında gözleri rahatça seçilebiliyordu. Sarı ve seyrek olan bıyıkları
sarkıktı. Yakası Fatih rozetli ceketinin altında, güçlü gövdesi belli
oluyordu. Normal bir boya ve ağır bir kiloya sahip olan bu genç talebe,
odanın penceresini örtmek için kullanılan afişlerdeki şu yazıyı okuduktan
sonra: "Anarşiyi devletten, okuldan, f'abrikadan ve sokaktan biz kovarız."
iri gür sesine yüklenerek:

 

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN