- Gidecegimiz bir hayli yer var, dedi.
Beyaz bir kagit üzerindeki kirmizi boyalar arasina yerlestirilen
bu kelimeleri
mirildanircasina okuyan ve sonunda böyle diyen Lokman, hemen konusalim
diyor gibiydi.. Konusma agir bir havada baslamisti. Sigaralarini
susamiscasina
çekistirenler arasinda, elindeki kahverengi tesbihi sakir sakir
dolandiran,
genç yasta saçlari dökülmüs, cildi daima yanik, karabiyikli ve
gözlüklü olan Muharrem 'den baskasi degildi. Bu isin butün sorumlulugu
onun
omuzlarinda gibiydi. Kalin çerçeveli renksiz gözlügü altindan
bakarken, kolunun
altindaki paltosuna yükleniyor, kara renkli elbisesinin içine
iyice yerleserek konusuyordu; ilk sorusu,
- Isler nasil gidiyor ? oldu.
Bu teskilat içerisinde her denetleyicinin denetlenen birine sorabilecegi
ilk
sorulardandi. Güzel bir seydi bu aliskanlik, tipki ne var ne yok,
çalismalar
iyi mi, arkadaslar nasil? gibi bir seydi. Esasinda bu basit soru
alinterini
gündeme getirmek içindi. Alinteri, fedakarlik, emek ve olaylar
hepsi
bu sorunun cevabinda ortaya getirilecekti....Her türlü kisisel
çikardan
uzak olan bu temiz insanlar, hadiselere dogru teshisi koymakla
kalmiyorlar
anlatimda yalin, kisa ve vurucu konusmaya da dikkat ediyorlardi.
Burada hiç
kimse yargilanmiyordu, giyabinda hüküm verilmesi gereken biri
de yoktu, ama
bu sessizlik neden gümbür gümbür gürütülerle yirtilmiyor diye
düsünüyordu
insan... Bazen kol saati tikirtilarinin kalp atislarina karisircasina
kabardigi oluyordu.
Neden? neden? Belki de bunlar birer yargiçti, savciydi, hakimdi.
Tam bir yargi organi olusturmak istiyorlardi belki, ama suçlu
kim?
Bu soruyu ancak zaman cevaplandirir. Yalniz bazi belirtiler var,
kuvvetle
muhtemeldir ki sanik ülkenin milliyetçi, Islam'ci aydinini iskencelere
tabi
tutanlardi. Bu heyet verilecek kararlari uygulamada iddialiydi.
"Onlar kaçacaklar, çünkü eziyet ettiler, haksizlik ettiler
ama kurtulamayacaklar"
Iste "iddialilarin" dava adamligi anlayisi, çalismak,
unutmamak ve
ta sonuna kadar takipti.
Ahmet, kisin kuru ayazina karsi sirtindan hiç çikarmadigi deri,
kürklü
ceketini az geriye attiktan sonra kendisini imtihanda sanarcasina
tek
tek arkadaslarina bakti ve sonunda olumlu cümlelerle konusmaya
basladi:
-Durumumuz bana göre iyi, yurt idareciligine geldigimde aklim
durmustu, dedi.
-Neden? diye sormasi üzerine Muharrem'in,
-Içeri çok karisikti. Bizler buralari bambaska düslerdik. Mesela,
tipki bir saat gibi, tik tak, tik tak, baska bir ses çikmaz. Ama
bir geldik ki
is hiç de öyle degil, hele baskan olunca durumu iyice anladim..
.
Yöneticilerimizi bir tahkikat gerektiginde odalarina sokmayanlar
vardi. Karsiki
kiz Kolejinin kirli kizlariyla asiri derecede ilgilenenler vardi.
Çay
sohbetleri adi altinda kendi sapik ideolojilerinin açilimini yapanlar
vardi.
Hirsizlik olaylari da görülüyordu. Kantincinin sirtimizdan sagladigi
kazanci
düsük kadinlarla gözümüzün önünde nasil yedigini hiç unutamiyorum.
Kisaca
arkadaslarimiz duygusal, siyasal ve iktisadi yönden sömürülüyordu...
Ben
isi halletmeye koyuldum, hallettim de.
Bu konusmalar, digerlerinin "Mesela", "haklisin",
"elbette" gibi kelimeleriyle
sürekli denetlenmesine ragmen, Ahmet'in anlatimi bütünlügünü koruyordu.
-Bunu çok iyi biliyoruz, dedi Ergin.