- İSLAMİYET RUHUMUZ, TÜRKLÜK BEDENİMİZDİR

SAYFA: 1 / 2 / 3 / 4 / 5 / 6 / 7 / 8 / 9 / 10 / 11 / 12 / 13 / 14 / 15 / 16 / 17 / 18 / 19 / 20

Yusuf ile Ergin hiç konuşmuyorlardı. İkisinin de yüzünde çilekeşliğin
belirtileri vardı. Alınlarındaki derin çizgilerin memleket meseleleri üzerinde
fazla düşünmekten oluştuğu belliydi. Her "iddialı" gibi onlar da düşünüyorlar
ve kendilerini yetersiz gördükleri her konuda araştırma yapıyorlardı.
Çıktıkları zoldan dönecek cinsten birilerine benzemiyorlardı. Hallerinden
bu davanın yılmaz savaşcıları ve bir insan en iyi nasıl olursa öyle oldukları belliydi.
Kültürlü oldukları ışıl ışıl gözlerinden okunuyordu. Bunlar aynı zamanda
halkın içinden gelen tam bir Hakk yolcusuydular. Üniversite talebeleriydiler.
Fakat içinden geldikleri insanların ızdıraplarına çare olmak çare bulmak
onları derinden düşündürüyordu. Onlar için çalışıp, çırpınıyorlardı,
onun için didinip duruyorlardı. Bir milletin gerçek kurtuluşunda gençliğin önemini
çok iyi bilen bu dinamik insanların bir araya gelişindeki sebep, Türk gençlerinin
başını sokabileceği, ışığı altında bağımsızlık mücadelesi verebileceği
bir teşkilatın kurulması amacından başka birşey değildi... Gençliği tuzaklara
düşürülmekten ancak böyle bir demokratik ve hür fikirli teşkilat kurtarabilirdi. Aksi halde
toplum tümüyle şunun bunun sahte barış ve insancıl naralarının esiri olacaktı.
Halbuki, yurt meselelerine en iyi çözüm yolları mantıklı hareket şekillerinin
ışığı altında gösterilebilirdi. Bu da dünya gerçeklerini hiç bir zaman gözden
uzak tutmayan ve hegomonyacı fikir babalarının oyununa gelmemekle sağlanabilirdi.
Bu imkanı millete ancak gençlik sağlayabilirdi. İşte kurulması
tasarlanan teşkilatın ana gayesi buydu. Bütünüyle faaliyete girişmek köy köy,
şehir şehir yayılmak her yerde her türlü bağlayıcı ve tutucu zihniyeti yok etmek,
bunun da en ideal öncüsü olan gençleri yetiştirmek, Türk gençliğini
teşkilatsızlıktan kurtarmak, milli şuur ve ülküler etrafında birleşerek
bölünme kabul etmez kutsal bir bütün haline getirmek, kültürünü,
milli tarihini, örf, adet, gelenek ve göreneklerini, dinini bilen ona saygılı,
milli kahramanlarını tanıyan ve saygı duyan, bölücü ve Marksist komünist fikre
karşı uyanık, Türk Milliyetçiliği fikri ile yoğrulmuş bilgili kişiler yapmak,
geliştirmek hedefi için çalışacaktı. Meşru yollar, ilim, iman, ahlak, yolu seçilecekti.
Türk gençliği fikri boşluktan kurtarılacak, gönüller ve kalpler
aynı ülkü için çarpar hale getirilecekti. Uzun ve çileli, taşlı, dikenli,
engebeli zor fakat kutsal bir yolculuktu bu. Aksi halde vatan çocukları
bir emperyalistin elinden kurtulurken bir diğerinin eline düşebilirdi.

İlk anda gayesi tam belli olmayan bu ani ziyaret, konuşmalar sonunda
amacını ortaya koyuyordu. Ahmet'in yaptıkları önemsenmeyecek cinsten
gibi değildi, ama bir yönetici için dava uğrundaki çalışmalarının bir sınırı
da yoktu. O sürekli bir eylem ve çırpınış içinde olmalıydı. Başkanın böyle
bir anlayışa sahip olup olmadığını anlamak gayesi ile Lokman:
-Ben daha çok şeylerin yapılabileceği kanaatindeyim, öyle değilmi? diye
sordu.
-Mesela, Ahmet'in soruya açıklık getirmesi amacıyla bu kelimeyi kullanması
üzerine; O da,

 

TANRI TÜRK'Ü KORUSUN ve YÜCELTSİN