|
“TÜRKİYE PARA PAZARI OLDU!”
Ekonomistler, Türkiye ekonomisi ile ilgili gerçekleri söylemiyor.
MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç, para basmak gereğinden
söz edince, IMF programından başka sanki hiçbir ekonomik teori yokmuş
gibi yazıp konuşan, sözde
ekonomistler, Paşa’yla dalga geçmişti.
Oysa, dünyadaki doların karşılığı da yok.
Federal Reserv denilen ve dünya ekonomisini kontrol eden banka,
devamlı para basarak
Amerikan hükümetine borç veriyor.
Amerikan hükümetinin bütçe açığı 500 milyar dolar civarındadır,
Federal Reserv ve birkaç
özel bankaya olan borcu da 6.5 trilyon dolardır.
Yani gerçekte ABD, iflas etmiş bir ülkedir ama, silah gücüne dayalı
olarak dünyada hem
ekonomik, hem siyasi, hem de askeri terör estirerek, şimdilik durumunu
korumaya
çalışıyor.
Federal Reserv’in ortakları Yahudi şirketleridir ve başkanı Alan
Grenspeen ABD
Başkanı’ndan daha önemli bir kişidir.
Hatta, ABD bir şirket ise, Yönetim Kurulu Başkanı Grenspeen, Genel
Müdürü de George
W. Bush’tur...
Buna rağmen, ABD’de faiz oranları düşüktür.
Faiz oranlarında yüzde birlik değişim, ekonomiyi felç eder. Zaten,
gerçek ekonomistler
yüzde 10’dan fazla faiz oranının, bir ülke ekonomisini mahvetmeye
yeteceğini söylüyor.
Dünya ekonomisine hükmeden ülkelere bakınız, hepsinde faiz oranları
yüzde ikiler
seviyesindedir...
Büyük Selçuklu devletinde de böyleydi. Yüzde ikiden fazla faiz verilmezdi.
Bu yüzde iki de, kâr değil, masraflar için alınırdı...
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, seçimden önce “24 saat
içinde kaynak
bulurum” dediği zaman, kimse inanmamıştı.
Oysa şimdi açıkladığı gibi, en büyük kaynak, darphaneydi. Çünkü,
piyasada yeteri kadar
Türk lirası yoktu, döviz vardı. Dolayısıyla, Türk halkı elinde parasını
tuttuğu ülkelerin
ekonomisine hizmet etmiş oluyordu.
“Siyasi vaatlerinizi yerine getirmek için kaynağı nereden bulacaksınız?”
sorusunun gündeme
geldiğini söyleyen Haydar Baş, ilk harekete geçirecekleri kaynağın
“emisyon” şeklinde
kendini göstereceğini bildirdi. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle devam
etti:
“İktisat ilminde emisyon diye bir tabir vardır. Her topluluğun,
her devletin emisyon kabiliyeti vardır. Ürettiğiniz mala mukabil
parayı kesmezseniz piyasa malla dolar ama para olmaz.
Türkiye, yıllardan beri malını üretti, emisyonunu genişletmedi.
‘Bunu yaparsan enflasyon artar’, denildi. Para bastırılmadı. Bunu
diyenler, ardından bize
kendi parasını sattı. Piyasaya döviz girerse talep artmıyor.
Ama TL girerse artıyor. Böyle şey olur mu?
Adamlar, bizi para pazarı yaptılar. 72 katrilyonluk bir pazarı adam
kaybetmek ister mi?
Onun için bana ‘sakın para basma’ diyor. Benim siyasetçim de, ‘Sana
vereceğim faiz kadar para bassam millet âbâd olur’ demiyor.
Biz, faize vereceğimiz para kadar para bassak millet âbâd olur.
Biz, emisyon ile para
noksanını tamamlayacağız.
Emisyonu genişleteceğiz. Bu, işçinin, memurun, askerin, üniversite
hocalarının cebine
gidecek. Pazar cıvıl cıvıl kaynayacak.
Bunu yapmak için Merkez Bankası üzerindeki para basma yasağını
kaldıracağız. İktidara
gelse idik işte biz bu kanunu çıkartacaktık. Darphane sabaha kadar
para basacaktı.
Para darlığı böylece aşılacaktı.Bu kanunun çıkması için 1 saat lazımken
ben ‘24 saat’
dedim. ‘24 saatte krizi aşarız’, dedim.”
Bu görüş, gerçeğin ta kendisidir. Bir zamanlar aynı görüşü, Memduh
Bayraktaroğlu
gündeme getirmişti ama ona da kimse inanmamıştı. Bayraktaroğlu,
Çiller hükümetine “para basın” tavsiyesinde bulunmuştu. Bunun yerine,
IMF’den, Dünya Bankası’ndan borç almaya devam ettiler... Ve sonunda
Türkiye ekonomisi tıkandı.
Sadece borçlar olsa yine tıkanmazdı.
Yolsuzluklar da tıkanmanın önemli bir sebebi olduğu gibi, borsaya
birle girip, bir hafta
içinde ikiyle çıkan yabancı sıcak paralarla birlikte, yurt dışına
kaçırılan servetler de
ekonominin belini büktü...
Şimdi, 70 milyon insan, bir avuç soyguncu siyasetçinin verdiği kararlar
yüzünden kan
ağlıyor ve üstelik, ülke ekonomisinin batmasına güvenilerek, artık
Türkiye’ye her türlü siyasi dayatmada da bulunuluyor.
İktidarda bulunanlar, şahsi çıkarlarını, ABD’yi de yöneten Yahudi
bankaları ile
birleştirdikleri için Türkiye’nin beli bir türlü doğrulmuyor...
Türkiye, bu soygun sebebiyle, bağımsızlığını tamamen kaybetmek üzere...
Böyle gitmeyeceği kesin de Türkiye’nin bu kavgadan her şeyini kaybederek
mi yoksa
güçlenerek mi çıkacağı, halkın ortaya koyacağı iradeye bağlı...
Arslan Bulut - arslan@gazeteyenicag.com, 26 Temmuz 2003
|